Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

AYÖP: 'Öğretmenler Günü'nü kutlamıyoruz

24 Kasım Öğretmenler Günü'nü kutlamayı reddeden ve Ankara'da bugün saat 11.30'da Maltepe Kavşağı'nda buluşarak MEB'e yürüyecek olan AYÖP sözcüleri ile sohbet ettik.

Yayın Tarihi: 24.11.2009 , 09:30 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

Bugün 24 Kasım Öğretmenler Günü. Yoksulluk sınırında yaşayan, ya da atanmadığı için mesleğini icra edemeyen yüz binlerce öğretmen için bu anlamlı gün, yalnızca sıkıntılarını bir kez daha hatırlamalarına vesile oluyor. Birkaç aydır yaptıkları eylemlerle ses getiren Ataması Yapılmayan Öğretmenler Platformu (AYÖP) da, bugün “Öğretmenler Günü’nü kutlamıyoruz” diyerek Ankara'da bir eylem yapacak. AYÖP Dönem Sözcüsü Serkant Subaşı ile AYÖP Basın ve İletişim Sorumlusu Bayram Şen’e genç öğretmenlerin sorunları, örgütlenme deneyimleri ve bugün yapacakları eylem hakkında sorularımızı yönelttik.

soL: Öncelikle konuyu yakından izleme şansı olmayan okurlarımız için “ataması yapılmayan öğretmenler” kimdir, açabilir misiniz?
Türkiye’de şu anda öğretmen olarak atanmayı bekleyen, KPSS’ye girerek kadro açılmasını bekleyen 327 bin öğretmen var. Her yıl 40-50 bin kişi eğitim fakültelerinden mezun olarak bu sayıya ekleniyor. Bunun yanında, AKP'li milletvekili Prof.Dr. Yüksel Özden’in geçenlerde katıldığımız Genç Bakış programının sonrasında öğretmenlerin soruları üzerine kameralar önünde itiraf ettiği gibi, Türkiye’de aynı zamanda 310 bin kadro açığı da var. Yani şimdiye kadar atama yapılmamasına gerekçe olarak gösterilen "kadro açığı yok" söyleminin doğru olmadığını iktidar da kabul etmiş oldu. Zaten kadro açığı yoksa neden 100 bine yakın kişi "ücretli öğretmen" statüsünde çalıştırılsın?

Şu anda atama bekleyen öğretmenlerin çoğu “ücretli öğretmen” ya da “vekil öğretmen” statüsünde Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı olarak okullarda çalışıyor. Büyük bir kısmı da dershanelerde 400-500 liralık maaşlarla çalışıyor. Ataması yapılmayan öğretmenlerin üçte birine yakın bir kısmı ise öğretmenlik yapmaktan umudu keserek başka şekilde hayatlarını sürdürmeye çalışıyor.

Bu atama sorunu ne zamandan beri var?
1999’dan, özellikle de 2002’den beri bu sorun yavaş yavaş büyüyor. Yani bunun sorumlusu tek başına AKP hükümeti değil. Ama AKP bu sorunu çözmek yerine kronik hale getirdi. 2002’de 70 bin ataması yapılmayan öğretmen vardı, şimdi ise bu sayı 327 bin. Yani AKP döneminde bu sorun ayyuka çıktı.

Ücretli öğretmenler, yevmiye usulü diyebileceğimiz ücretlendirme ile, sigortaları ayda 10-12 gün yatacak şekilde istihdam ediliyor. Güvencesiz, kadrosuz, pasifleştirilmiş, sendikaya üye olamayan, adeta mevsimlik işçi gibi bu şekilde çalışan 100 bine yakın ücretli öğretmen var. Yasaya göre, ücretli öğretmenlik, öğretmen açığı olup da bu kadrolara atanacak öğretmen bulunamaması durumunda başvurulabilecek olan bir statü. Oysa şu an durum tam tersi. 327 bin öğretmen atama beklerken, MEB lise mezunlarını, yüksekokul mezunlarını ücretli öğretmen olarak istihdam ediyor. MEB, kendi yasasına karşı geliyor, yasa dışı bir iş yapıyor.

Kendimden bir örnek vermek istiyorum, durumun saçmalığını gözler önüne seren: Ben iki üniversite bitirdim. Meslek Yüksekokulu mezunuyken öğretmenlik yapmıştım. Şimdi ise öğretmenlik mezunuyum ama atamam yapılmıyor, öğretmenlik yapamıyorum.

Peki ataması yapılmayan öğretmenler olarak nasıl bir araya geldiniz? AYÖP’ün nasıl oluştuğunu anlatabilir misiniz?
Hatırlanacağı üzere, Haziran ayındaki KPSS sınavında Iğdır’da bir kopya çetesi açığa çıkarılmıştı. Biz, bu olaya tepki olarak 12 Temmuz’da Ankara’da beş kişi ile bir basın açıklaması gerçekleştirdik. KPSS zaten saçma sapan bir sınav, güvenilir olmadığı da kopya skandalı ile ortaya çıktı. AYÖP bu şekilde yola çıkmış oldu. Daha sonra Kızılay’da birkaç basın açıklamamız daha oldu.

Sesimizin duyulmasını sağlayan ise, atamalarımızın yapılmamasını protesto etmek için 5-6-7 Ağustos’ta yaptığımız açlık grevi oldu. Bu eylemimizden sonra sendikalar, demokratik kitle örgütleri ve siyasi partilerle temasımız arttı. 18 Ağustos’ta ataması yapılmayan bütün öğretmenler adına Milli Eğitim Bakanı tarafından muhatap alındık ve kendisi ile görüştük. 24 Ağustos’ta 7 ilde eşzamanlı eylemler yaptık, 29 Ağustos’ta ise bu illerden gelenlerle birlikte Ankara’da Bakanlığa yürüdük. 13-14 Kasım’da ise, Bakanlığın kadro açıklamasıyla ilgili olarak 12 ilde eylem yaptık. Aslında şu an 24 ilde örgütlüyüz, ama maddi imkansızlıklar nedeniyle 24 Kasım eylemimize 13-14 ilden arkadaşlarımız gelebilecek.

Peki, Hükümet yetkilileri öğretmen açığı olduğunu itiraf ettikleri halde atamalar neden yapılmıyor? Bu politikanın sebebi sizce ne?
Biz yola çıkarken başta sadece şikayetlerimizi dile getirmeyi amaçladık. Yani biz vatandaş olarak devletin sorunumuzu çözmesini talep ettik, “çözüm üretmek zorunda olan biz değiliz” düşüncesindeydik. Ancak zamanla, gördük ki, bu yapılanlarla aslında sistemli olarak bir yedek işgücü yaratılıyor. Bu alan piyasalaştırılıyor, taşeronlaştırılıyor, kastlaşma yaratılıyor, insanlar birbirine rakip ediliyor.

Bir insanı susturabilmenin en iyi yolu ona bir alternatif yaratmaktır. Şu anda öğretmenlere de bu yapılıyor. Mesela bir sözleşmeli öğretmen herhangi bir şekilde sesini çıkaracak olursa yerine çalışacak binlerce, yüz binlerce öğretmen dışarıda bekliyor. Bizler şu an sözleşmeli öğretmenlik için kırk takla atacak hale getirildik mesela...

Düşünün, birçok arkadaşımız o kadar çaresiz bırakıldı ki, intihar etme noktasına geldiler. Sadece bu sene 3 kişi intihar etti. Atamalar yüzünden intihar ettiği kesin olan 9 arkadaşımız var. Ücretli öğretmenlik koşullarından az önce söz etmiştim ücretli öğretmen olamadığı için yani bu kötü koşullarda dahi çalışması sağlanmadığı için intihar eden arkadaşımız bile var.

Bunun yanında insanların geneli, şükretmeye alıştırılıyor. Yani insanlar 200 lira maaşla çalışsalar bile şükredecek hale getirilmişler. Oysa hiçbir din ve inanca sığmayacak insanlık dışı bir hal bu. Neredeyse insanların bir kolunu koparsalar, “Diğer kolum yerinde” diye şükredecekler… Bir de ben paçamı kurtarayım zihniyeti hakim.

Diğer taraftan, bu süreç dershane patronlarının çok işine geliyor. Güvencesiz çalışmaya razı, çok ucuz bir işgücü yaratılıyor. Ayrıca öğretmenler suça teşvik ediliyor, mesela Iğdır’daki kopya çetesini oluşturan 60 kişinin tamamı öğretmendi.

Örgütlenirken karşılaştığınız zorluklara da biraz değinir misiniz?
Biz yola çıkarken sistemin yaratabileceği engelleri biliyorduk, bunlara hazırlıklıydık. Bizi asıl zorlayan, kendi arkadaşlarımızın duyarsızlığı oldu. Eylemlere önyargılı, sokağa çıkmaktan korkan insanları tek tek ikna etmeye çalıyoruz. Medyada da yer yer sansürle ve ikiyüzlü tutumlarla karşılaştık. Bizim yaptığımız işin içeriğini ve taleplerimizi iletmek yerine, 327 bin kişiyle ilgilenmek yerine aradan birkaç tane kişisel trajediyi öne çıkarmaya çalışan medya organları oldu.

Maddi sıkıntıların önemli bir zorluk yarattığını da söylememiz gerek. Duyurularımızı ve haberleşmemizi web sitemiz üzerinden kendi olanaklarımızla gerçekleştiriyoruz. Bazı sendikalardan destek alsak da birçok işimizi kendimiz hallettik şimdiye dek. Eğitim-Sen’den belli oranda destek alabildik ama Türk Eğitim-Sen ve Eğitim-Bir-Sen’den ise şu ana kadar herhangi bir destek alamadık. Aslında şu anda sendikaların yapması gereken mücadelenin platform olarak bizim üzerimize kalmış olması da düşündürücü…

Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yapılan son açıklamada, 10 bin kadrolu öğretmen ataması yapılacağı ‘müjdelendi’. AYÖP bunu nasıl değerlendiriyor?
Sayın Nimet Çubukçu, Ağustos ayında konuştuğunda “Kasım ayında kesinlikle atama yapılmayacak” demişti. Ama şimdi, atama yapılacağını söylüyorlar. Aralık ayında kadrolar açılacakmış. Bunun bizim sesimizin gür çıkmasından kaynaklandığına inanıyoruz. Ama bu açılacak kadrolar derdimize çare olmayacaktır.

Sayın Çubukçu, basın açıklamamızda kendilerinin acizlik içinde olduğunu söylediğimiz için üzüldüğünü söyledi. Biz kimseyi suçlamıyoruz, gerçekleri söylüyoruz. Kimseyi kandırmasınlar. Bizim yaptığımız en önemli şey zaten sokağa çıkmak değil, insanları bilgilendirmek, ne gibi dolaplar döndüğünden onları haberdar etmek.

Şu anda açılacak 10 bin kadroya hâlihazırda sözleşmeli olarak çalışanlar da başvuracak. Yine puan sıralamasına göre atama yapılacak. Yani açıktaki yeni 10 bin kişiye kadro verilmiş olmayacak. Açıkta öğretmen beklerken, açlıktan çaresizlikten insanlar intihar ederken onların derdine çare bulunmayacak, yani bu sadece konuyu örtbas etmek için kamuoyunu yanıltıcı bir adım. Ayrıca bir sene içerisinde bir öğretmen iki kere atanmış olacak, böyle bir saçmalığı hangi vicdan kabul edebilir?

Dediklerinizden çıkan şu ki bu sistemde yeni kadro açılması bile sizi sözleşmeli öğretmen arkadaşlarınızla rekabete sürüklüyor, birbirinize düşürüyor...
Kesinlikle. Zaten kadrolu, sözleşmeli, ücretli gibi ayrımlar sonucunda aslında aynı sorunları yaşayan öğretmenler birbirleriyle karşı karşıya getiriliyor. Biz sözleşmeli öğretmenler ve dershane öğretmenleri ile karşı karşıya getiriliyoruz. Fen edebiyat fakültelerine formasyon verilerek onlara da öğretmenlik yapma şansı tanınmasıyla birlikte, bir de onlarla karşı karşıya getirilmeye başladık. Bu fakülteler bilim insanı yetiştirmek için kurulmuş, ama mezunlara bilim üretme olanağı sağlanmıyor. Fen edebiyat mezunları da, işsizlik tehdidi karşısında eğitim formasyonu alarak öğretmen olarak atanmayı umut ediyorlar. Halbuki onlar da var olan atanamayan öğretmenler yığınına dahil olacaklar. Hükümet umut tacirliği yapıyor. 327 bin atanamayan öğretmenin olduğu bir tabloda 10-15 bin atama zaten devede kulak kalırken bir de fen edebiyat fakültesi mezunlarının da bu sayıya dahil olması tabloyu iyice vahimleştiriyor.

Başbakanımız, “Her üniversite mezunu iş bulacak diye bir kural yok.” diyor. Ama bir yandan da 81 ilde üniversite açıyorlar. Diplomalı işsizler gitgide artıyor. Yeni açılan üniversiteler ise sadece o illerdeki esnaflara yarıyor.

Eğitim piyasalaştırılıyor, eğitim özelleştiriliyor ve eğitim eğitim olmaktan çıkartılıp gelecek mahvediliyor. Yaşanan durumun özeti budur.

Son olarak, 24 Kasım eyleminiz ile neyi hedeflediğinizi ve neler beklediğinizi özetleyebilir misiniz?
Öncelikle tabii ki ücretli öğretmenliğin kaldırılması, bizim koşulsuz şartsız ilk isteğimiz bu, çünkü ücretli öğretmenlik bir sömürüdür.

Çok acil bir şekilde kadro açılmasını istiyoruz. Nimet Hanım 10 bin kadro dedi. Ama az önce dediğimiz gibi sıfırdan atama yok, sözleşmeliler ikinci defa atanacak. Gelecek sene için de bir lütuf ihsan eder gibi 40 bin kadro açıklaması yaptılar. Bu sayıların en az üç katı civarında, en az 120-150 bin kadro açılmalı. En azından şu an açıkta olan öğretmenlerin yaralarına merhem sürülsün.

Eklemek istediğiniz şeyler var mı?
Herkesi, 7’den 70’e herkesi eylemimize çağırıyoruz. Bu bir vatandaşlık görevidir, insanlık görevidir, onur görevidir. Velilere de sesleniyoruz: Hiçbir güvencesi olmadan çalışan bu öğretmenlerin derslerine girdiği öğrencileriler de bu sistemden etkilemektedir. Bir öğrencinin bazen bir yılda 3 kez öğretmeninin değişmesi, aileleri de ilgilendirmektedir. Onları da eylemimize davet ediyoruz. Ayrıca soL’a da çok teşekkür ediyoruz.

(soL - Ankara)

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.