Sayfa yolu
Türkiye solu Libya’yı nasıl gördü?
Yayın Tarihi: 22.10.2011 , 17:40 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:26
Libya’da Muammer Kaddafi’nin öldürülmesi ve cesedinin teşhir edilmesinin ardından, birçok insan görüntülerden rahatsız olduğu gibi, Libya’nın geleceğine dair kaygılanmaya da başladı. Dünyada ve Türkiye’de, solun bir bölümü Libya’nın başına geleceklere dikkat çekmişti. soL, “isyancıların” ırkçılığına, emperyalizm destekçiliğine dikkat çekmiş ve Libya’da olan bitenleri teşhir etmeye dönük bir tavır alarak, “Kaddafi de diktatördü” propagandasının tuzak olduğuna işaret etmişti.
Kaddafi’nin mide bulandırıcı ölümünün ardından, "silahlı mı, silahsız mı" tartışmalarını hatırlatmak gerekiyor.
Libya’nın farkı: ‘Silahlı halk ayaklanması’!
Örneğin, Libya’ya bakan Evrensel gazetesinin kimi yazarları, bu ülkede yaşananların Mısır ve Tunus’tan farkını ortaya koymak için, Libya’da olup bitenleri “silahlı halk ayaklanması” olarak değerlendirmişti.
İhsan Çaralan, 23 Şubat tarihli yazısında, “Libya’da halk ayaklanmasının Mısır ve Tunus’a göre daha çatışmalı, ağır silahların da işe karıştığı bir seyir” izlediğini söylerken, “isyan”ın nereye varacağını bilmediğini şöyle yazıyordu:
“Bunu nasıl yapacağını ve bu girişimlerin sınıfsal ve örgütsel bakımdan neye karşılık geldiğini bugün süren ayaklanmanın hangi somut örgütlenmelerle bağlantılı olduğunu görmek için ise henüz zamana ve Libya’da olup biten konusunda daha çok bilgiye ihtiyaç vardır.”
Bir diğer Evrensel yazarı Kamil Tekin Sürek ise, “Libya’nın farkı” isimli yazısında, Libya’nın Tunus ve Mısır’dan iki farkı olduğunu “saptıyordu”. Sürek’e göre birinci fark, “Libya ayaklanmasında pek fazla muhalif partiler ve örgütlerin adının geçmemesi”. “Muhalif parti ve örgütlerler var mı?” sorusuna, “Bunu da çok iyi bilmiyoruz” cevabını veren Sürek, “bilmediği” kısımdan sonra ikinci farka geliyor ve ekliyordu:
“Libya isyanında ikinci önemli fark isyan eden halkın silahlı olmasıdır.
Libya halkı zaten silahlı mı idi, yoksa ayaklanma sırasında ordu ve polisin silahlarına el mi koydular? Belki de ikisi birden. Fakat, fotoğraf ve filmlerde görülen içlerinde ağır silah da taşıyan, silahlı ayaklanmacıların varlığı isyanın karakterini hemen değiştiriyor. Örneğin en son gelen haberde isyancıların Bingazi şehrini (ki ikinci büyük şehridir Libya’nın ) ele geçirdiği ve Trablus’u kuşattığı belirtiliyordu. İsyancıların tanklarla dolaştığına dair görüntüler dahi var.”
Sürek'in yukarıdaki yazısında geçen bilgilere nereden ulaştığı bilinmiyor. Yine Sürek, 26 Eylül tarihli bir başka yazısında, “Arap Baharı”nın etkilerinin Suudi Arabistan’da da hissedildiğini ve şeriatı bile değiştirerek kadın haklarına etkide bulunduğunu yazıyordu.
Sürek, 29 Ağustos tarihli yazısında ise, 1970’lerde “Üçüncü Dünya Teorisi” kapsamında Sovyetler Birliği’ne karşı İran Şahı’nı destekleyen Aydınlıkçıları örnek gösteriyor ve solun bugün Esad ve Kaddafi gibi liderleri “antiemperyalist” ilan ettiğini iddia ediyor ve şu “ders niteliğindeki” satırları yazıyordu:
“Kaddafi, Esad gibi diktatörler halkların, işçi sınıfının, Libya ve Suriye halkının dostu değildir. Yıkılması gereken diktatörlerdir. Bu diktatörlerin yıkılmasını ABD ve Batılı emperyalistler destekliyor diye diktatörleri savunamayız.”
Evrensel’de yazan Cihan Soylu ise, 25 Ağustos’taki köşesinde şu uyarıyı yapıyordu:
“Her hangi birinin, dünyanın başta gelen emperyalist kapitalist güçlerinin bombardımanıyla her hangi bir ülkeye demokrasi geleceğini ya da o ülkede ‘devrim’ yapıldığını söylemesi için, ya bu yabancı güçler hesabına çalışan misyoner ve komisyoncu ya da tarihten hiçbir ders almamış bir cahil olması gerekir. İkinci türden olanlara bir ölçüde tolerans gösterilebilir, cehaletin kurbanı sayılarak gerçekleri görmesi için çaba gösterilebilir. Birinci gruptan olanlar ise, birer kapitalist ‘bezirgan’ olarak tanımlanmayı hak eden, ruhlarını ‘şeytan’a satmışlardandırlar.”
Kaddafi’nin ölümü: ‘Halk’ sokağa mı döküldü?
Evrensel’de Kaddafi’nin barbarca öldürülmesinin ardından ise “42 yıl boyunca Libya’yı demir yumrukla yöneten” devrik liderin NATO destekli operasyon sonucunda öldürüldüğü belirtildi. Haberde Kaddafi’nin nasıl öldüğüne dair yalnızca NTC temsilcilerinin açıklamaları yer aldı. Kaddafi’nin öldürülmesinin ardından ise “halkın sokağa döküldüğü” belirtilerek şu satırlara yer verildi:
“NATO ve ABD yetkilileri Kaddafi’nin öldürüldüğünü henüz doğrulayamadıklarını belirtirken Bingazi’de halkın kutlamalar için sokaklara döküldüğü ifade edildi.
Libya’nın devrik lideri Muammer Kaddafi’nin yakalandığı haberleri başkent Trablus’ta da büyük sevinç dalgasına yol açtı. Libyalılar sokaklara döküldü, yeni milli marşlarını söyledi. Başkentin merkezinde toplanan binlerce kişi zaman zaman tekbir getirerek, Kaddafi’nin yakalanmasından duydukları sevinci ifade etti.”
Süreyyya Evren’in ‘iliştirilmiş anti-emperyalizm’i
Solda genel olarak, “Arap Baharı” olarak adlandırılan sürece dair diğer önemli tartışma BirGün yazarları Süreyyya Evren ile İbrahim Varlı arasında yaşanmıştı. Süreyyya Evren, özetle, Arap coğrafyasında yaşanan süreçlerde emperyalizm ve “Baasçılık” dışında bir “üçüncü yol” tutumunun savunulabileceğini, solun bir bölümünün Esad-Kaddafi yandaşı bir tutum aldığını ve bu tip bir “anti-emperyalizmin” emperyalizmin işine geleceğini iddia etmişti. Evren’in “Kaddafi veya Esad yanlısı solcular”dan kimi kastettiği ise anlaşılamadı.
Evren’in yazısına yine BirGün’den bir yanıt veren İbrahim Varlı, “Emperyalizmin pespaye solcuları ve akıl tutulması” yazısında, “politik doğruculuk” adına emperyalizme destek çıkıldığını iddia etmişti. Varlı’nın dikkat çektiği husus, emperyalizmin verili bir ülkeyi doğrudan tehdit ettiği bir durumda, “üçüncü yol”culuğun “teselli olamayacağı” düşüncesiydi. Varlı, Evren’in aldığı politik konumu, Avrupa solunun emperyalist işgallere verdiği desteğe benzetmişti.
Daha sonra, Evren’in Varlı’ya verdiği cevabın BirGün tarafından yayımlanmadığı iddia edilmişti. Çeşitli internet sitelerine düşen cevapta Evren, iktidara kimin geldiğinin önemli olmadığını söylemiş, “İktidara bolşevikler el koymuş olsaydı nefis bir devrim olmuş olmayacağını” iddia etmiş ve “Sovyet devrimine bolşevikler el koydu da ne oldu? İlk gün özgürlük geldi ikinci gün Lenin üçüncü gün Stalin dördüncü gün Putin.” demişti.
‘Devrim’ yoldan mı çıktı?
Kaddafi karşıtı isyan başladığından bu yana Libya’da yaşananları “devrim” olarak nitelendiren marksist.org ise, Kaddafi’nin öldürülmesini, Kaddafi’nin “direnişçileri diri diri yaktığını” iddiasını dile getirerek, “Diktatör Kaddafi öldürüldü, halk kutlamalara başladı” şeklinde verdi. Chavez’in, Kaddafi’nin öldürülmesini “zorbalık” diye nitelendirmesine karşı çıkan site, Venezuela liderinin “Sözde anti-emperyalizm, milliyetçi gerekçelerle NATO'ya karşıtlık” yaptığını savundu.
Site, Kaddafi’nin devrilmesini de şöyle açıklamıştı:
“Böylelikle, Libya'da 42 yıllık Kaddafi rejimi yıkılmış oldu. NATO ve emperyalizmin müdahalesine rağmen, Kaddafi'nin gidişinin, Irak işgali ve Saddam Hüseyin'in devrilmesinden farklı yönleri var. Yüzbinlerce sıradan insan, Arap Baharı'nın yarattığı havayla diktatörlüğe karşı ayaklandı. Binlerce sıradan insan Kaddafi'nin güçleriyle silahlı çatışmalara girdi. Libya halkı için ayaklanmanın özellikle ilk safhaları önemli bir deneyim oldu.”
(soL - Haber Merkezi)
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.