Sayfa yolu
'İzmir'e en çok sosyalizm yakışır'
Yayın Tarihi: 26.03.2014 , 14:49 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 04:16
SAVAŞ SARI
Kentli olma ve kentli olarak yaşama arzu ve bilincine açık insanların yaşadığı şehirlerden biri İzmir. Bunun kültürel ve sosyal doku ile ilgisi olduğu gibi bu topraklarda halkın, aydınlanma ve bağımsızlık mücadelesinin yaratmış olduğu birikimin de fazlasıyla etkisi var.
Bu, yüzü ileriye dönük bir kentin inşası için çok önemli.
Böyle bir kentte, gençliğin sözünü söyleme cesaretini göstermesi de, kadının kent yaşamında vazgeçilmez ve eşit söz sahibi unsur olması da, insanların cinsel yönelimlerini özgürce yaşayabilmeleri de mümkün.
Böyle bir kentte, halklar ve kültürler arası farklılıklar bir sorun olmaktan çıkıp, kent dokusunun zenginliği ve özgürlüğünün göstergesi olabilir.
Böyle bir kentte, insanın merkeze alınması, engelli insanların sosyal yaşamın kenarında değil tam içerisinde yer almasının olanaklarının yaratılması sağlanabilir.
Böyle bir kentte, doğa ile iç içe ve barışık bir kent dokusunun yaratılması da İzmir’de bugüne kadar doğaya yapılan tüm saldırılara rağmen hâlâ mümkün. Hayvanlar da bu kent yaşamının içerisinde rahatça varlığını sürdürebilirler.
Böyle bir kent, biz erişkinlerden daha çok çocukların yaşam alanı olabilir, çocuklarımızın oyunlarına ev sahipliği yapabilir.
Tüm bunlar için iki şey gerekiyor:
Halkın, en ufak birimlerden başlayarak örgütlenebileceği ve örgütlü hareket edebileceği bir kent yönetimi anlayışını hakim kılmak.
Para babalarının değil halkın çıkarlarını esas alan kent politikasını merkeze koymak.
Bu iki koşul sağlandığında aydınlık yarınların kentini, halkın İzmir’ini kurmak için büyük bir adım da atılmış olacak.
Halkın kendi kendini yönetmesinin koşulları
Yerel yönetimlerde yöneticilerin kazançları şeffaf olacak. Yerel yönetimler, mümkün olan en küçük birimlerden başlayarak, halk komiteleri örgütlenmesine dayandırılacak.
Yerel yöneticiler, yasalar uygun olsun veya olmasın, seçmen çoğunluğunca seçim beklenmeksizin geri çağrılabilecek. Belediyenin ve halk komitelerinin organize edeceği oylamalar sonucu geri çağrılan kimse görevini bırakacak.
Halkın acil ve gündelik ihtiyaçlarının yerinde, en yakın ve kolay erişim noktasından karşılanması sağlanacak. Büyükşehir belediyesi yetkileri ilçe belediyeleriyle paylaşılacak, muhtarlıkların hareket alanı genişletilecek.
Halkın örgütlü biçimde yerel yönetimin parçası olması sağlanacak, her türlü yerel yönetim tasarrufu, halkın bilgisine sunulacak.
Plansız büyümeye son!
Planlama, kente yön veren bir araç olmaktan çıkarılmış. Kentlerin yönetimi, sihirli bir değnek gibi sunulan projelere indirgenmiş. Kaynakların nasıl kullanılacağına kentin ve kentlinin öncelikli ihtiyaçları yerine, büyük sermayenin talepleri ve kâr hırsı belirleyici. Kentin nasıl gelişeceği, arsa spekülasyonundan cebini dolduranların, haksız kazancı yasallaştırmanın peşinde koşanların elinde kalmış.
Halkın sosyal alanları AVM’lere sıkıştırılıyor, neredeyse boş görülen her kent toprağına bir AVM projesi tasarlanarak, halkla ve insan aklıyla alay ediliyor.
Yeşil, olsa olsa, sadece korunacak bir peyzaj öğesi olarak düşünülüyor. Her yer betonlaşırken, tarım arazileri imara açılırken, ufak bir çocuk parkının açılması, büyük bir başarıymış gibi sunuluyor.
Tüm bunlara karşı yapılması gereken belli. Kentler, bütün kaynaklarıyla birlikte kamucu ve halkçı bir perspektifle yeniden planlanmalı. Bu planlama ancak paranın kirini reddeden, halkın çıkarlarını gözeten sol bir anlayışla mümkün.
Taşeronlaşma, her alanda ve belediyecilik hizmetlerinde de yasaklanmalıdır! Belediyelere doğrudan veya dolaylı olarak bağlı alt iş tarifleri ortadan kaldırılmalı, belediyenin sorumluluk alanındaki tüm hizmetler belediyenin kendisi tarafından yürütülmelidir.
Herhangi bir belediye işletmesinde sigortasız, sendikasız işçi çalıştırılamaz!
Körfez boyunca kıyıların kullanımı halka açık olmalı
Düzen partileri tarafından gündeme getirilen kıyı projeleri, turizme hizmet edecek bahanesiyle kıyı alanlarının marinalarla donatılmasını, böylece halkın kullanımından uzaklaştırılmasını hedefliyor.
Körfez projesi dedikleri, olası bir depremde tsunami riskini artıracak olan bir kanalın açılmasını, bu kanaldan çıkan ve büyük ölçüde sanayi artıklarıyla kimyasal maddeleri içeren çamurun Gediz Deltası’na dökülmesini içeriyor.
İzmir’de sol belediyecilik, kıyıları halkın elinden alan, doğayı katleden bütün projeleri çöpe atacak, Körfez’i ve kıyı kullanımını, toplumsal ihtiyaçlar doğrultusunda yeniden düzenleyecek.
Bayraklı ve Konak ilçe sınırları içerisinde bulunan, Yeni Kent Merkezi veya Gökdelenler Bölgesi olarak sunulan alan, kıyı içindeki yerleşimler için vazgeçilmez olan, İzmir’in ünlü rüzgarlarının dolaşım koridorudur. Bu koridorun, yüksek binalarla engellenmesine izin verilmeyecek.
Kent merkezindeki atıl bırakılmış kamu arazileri, yeniden kent hayatına kazandırılacak. Kamu arazilerinin haraç mezat özelleştirilmesini açıktan ya da gizlice destekleyenlerin, şimdi de bu alanları AVM ya da rezidans projelerine mahkum etmelerine izin verilmeyecek.
Şaka gibi "projeci belediyecilik" örnekleri
Söz konusu projecilik olunca, düzen partileri arasındaki tek tartışma, “o projeyi biz sizden önce tasarlamıştık” ya da “bizim harcadığımız para sizin harcadığınız parayı geçer” oluyor. Hal böyle olunca da aşağıda örneklerini verdiğimiz “projeler”, seçimlerde “yaratıcılık” olarak karşımıza çıkatılıyor. (Bu örnekler, 1414 projenin sunulduğu internet sitesinden alınmıştır.)
Mevcut vapur iskelesinden vapur seferi düzenliyorlar!
Balçova Barajı’nda kıyı düzenlemesi yapıyorlar!
Engelliler için hayatı kolaylaştırıyorlar!
Ulaşımda çözüm: Planlı kent, toplu taşımacılık
Kent planlamasına gereken önem verilmeksizin, ulaşım sorununun çözülebilmesi bir hayal...
Ranta dayalı bir kentleşme politikası izleyip bunun sonuçları üzerinden altyapı ve ulaşım çözümleri geliştirmeye çalışmak, karşılığı olmayan bir yol. Ve maalesef İzmir’de var olan çarpık kentleşme bu yanlış politikaların sonucu. Kentin her noktasındaki yurttaşların sağlıklı ulaşım olanaklarına sahip olması için ilk kural, halkın ihtiyaçlarına uygun bir kent planlaması.
Bireysel taşıt kullanımına endeksli ulaşım düzenlemelerinin, hizmet alımına ve vapur kiralamaya odaklı denizcilik anlayışının, yeterli ön çalışma yapılmadan hazırlanan metro çalışmalarının problem üretmesi kaçınılmaz. Toplu ulaşım merkeze konulmadıkça sadece kent düşmanı otomotiv sektörü büyür, vatandaşların güvenli ve konforlu bir şekilde kent içi ulaşımını sağlayabilmeleri imkansızlaşır.
Bu nedenle, İzmir’de toplumcu belediyecilik, kentte aşırı nüfus ve trafik yoğunluğuna neden olan bölgesel uygulamaları durduracak, özel araca mahkum olmayı engelleyecek, toplu taşımayı ulaşımda birinci sıraya çıkaracak.
Bakırçay, Dilovası olmayacak
İzmir, uzun bir süreden sonra hava kirliliği problemiyle yeniden karşı karşıya. Sermayedarlara ve onların sınai ve ticari yatırımlarına ucuz elektrik sağlamak üzere gündeme getirilen enerji üretim kaynaklarının her biri İzmir için birer felaket örneği. Bunun en son örneği Bakırçay’a yapılan termik santral. Sermayedarlara ucuz enerji sağlamanın karşılığı, bütün Bakırçay Ovası’nın ve hatta Körfez’in kuzey yakasının zehir soluması, doğal hayatın tahrip edilmesi oluyor. Termik santraller için kullanılan sistem, deniz sıcaklığını artırarak, mevcut deniz varlığını yok ediyor. Sınai ve ticari yatırımlar yapılırken her şeyin sadece maliyet kalemi olarak algılanmasının İzmir’e maliyeti, büyük bir çevre felaketi.
Kırın kalkınması esas alınacak
Bütünşehir Yasası’yla birlikte köy tüzel kişilikleri kaldırılarak, İzmir il sınırı içerisindeki köyler mahalleye dönüştürülüyor. Belde belediyeleri lağvediliyor. Bu dönüşümle birlikte, tarım alanlarının tasfiye edilmesi ve inşaat sektörüne kurban edilmesi amaçlanıyor. Köylerde yaşayanlar, birkaç yıl içerisinde, su, elektrik gibi temel hizmetleri fahiş fiyatlarla kullanmaya başlayacaklar. Kır ve kent ilişkisi yok ediliyor, doğal kaynaklarımız tehdit ediliyor.
İzmir’de sol belediyecilik, köylerimize ve emekçi köylülerimize sahip çıkacak. Deniz kıyılarını, orman alanlarımızı ve su kaynaklarımızı koruyacak, bu alanları katledenlerden hesap soracak.
Enerji arz ve tüketimi, halkın ihtiyaçları için planlanacak
Enerji arz ve tüketimini İzmir halkının ihtiyaçları doğrultusunda planlama yetisini yitirmiş, sorunla yüzleşince çözüm yolu aramaya çalışan bir belediyecilik anlayışı var karşımızda.
Enerji dağıtımının özel şirketlerin tekeline girmesi ve enerji alanında yürüyen sistemli soygun, enerji arz ve dağıtımının İzmir’in ihtiyaçlarına göre planlanmasını imkansız kılıyor. Ticari kaygıların belirlediği bir enerji dağıtım algısında asıl belirleyen sermayeyi elinde bulunduran sınai ve ticari yatırımcıların talepleri oluyor. Bunun sonucu bir yanda, özellikle ticari amaçlı, akla ziyan bir enerji israfı, diğer yanda halkın, enerji kaynaklarının pahalı arzı karşısında ısınmak için sağlıksız çözüm yollarına başvurması şeklinde karşımıza çıkıyor.
Bu yüzden, İzmir’de sol belediyecilik, enerji israfı anlamına gelen AVM inşaatları, reklam sektörü gibi alanlarda sınırlandırma getirerek, halkın ihtiyaçlarında kısıtlama yapmaksızın enerji tasarrufu sağlayacak.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.