Sayfa yolu
Ankara'da "İkinci Cumhuriyet'in Düzeni" sempozyumu
Yayın Tarihi: 18.03.2012 , 22:28 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:31
Dün Ankara’da toplanan Sosyalistlerin Meclisi “İkinci Cumhuriyet’in Düzeni” adlı bir sempozyum gerçekleştirdi. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Aziz Köklü salonunda saat 14’de başlayan toplantıya katılım yoğundu.
İki oturum halinde yapılan toplantının ilk oturumunda akademisyenlerden Cenk Saraçoğlu, Galip Yalman, Bilsay Kuruç ve Tülin Öngen sunum gerçekleştirirken, ikinci oturum da ise Korkut Boratav, Metin Çulhaoğlu, Erhan Nalçacı ve Mesut Odman sunumları yaptı.
“Sünni Muhafazakarlık”
Birinci oturumda ilk sözü genç akademisyenlerden Cenk Saraçoğlu aldı. Saraçoğlu konuşmasında AKP’nin Türkiye’deki diğer sağ partileri arasındaki yerini açıklamaya çalıştı. AKP’nin bünyesinde İslamcılık, muhafazakarlık ve milliyetçilik gibi tüm sağ partilerde bulunan unsurların olmasına rağmen, bu unsurları farklı bir şekilde bir araya getirerek örneğin Kürt açılımını rahatlıkla yapabilmekte olduğunu söyleyen Cenk Saraçoğlu, AKP’nin Sünni bir muhafazakarlık tariflediğini söyledi. Saraçoğlu konuşmasının sonunda AKP’nin islami-muhafazakarlık rejiminin dışında kalan Kürtler’in, Aleviler’in ve solcuların ve aydınlanmacıların sosyalist hareketin sesleneceği kesimler olduğunu belirtti.
“Rejim değişikliği yok”
İkinci sözü alan Galip Yalman 1980 öncesi ve sonrasında devletin otoriter olduğunu, sadece 2007 sonrasında yeni bir döneme girildiğini belirtti. Artık devletin niteliğini tanımlamak için post-islam ya da post-seküler kavramlarının kullanıldığı ama bu değişikliğin rejim değişikliğine neden olmayacağını belirtti. Yalman’a göre otoriter devlet rejimi devam ediyor ve herhangi bir rejim değişikliğinden bahsedemeyiz.
“Yan güçler birbirini tasviye etti”
Galip Yalman’dan sonra söz alan Bilsay Kuruç konuşmasının en başında iktisatçıların her zaman bir konu hakkında farklı şeyler söylediğini ama ilk defa Türkiye’nin ekonomik durumu ile ilgili hem fikir olduklarını belirtti. 1920’lerde fabrika çağına giren Türkiye’nin 60’lı yıllarda çalışan haklarını öğrenmeye başladığını belirtti. Çalışan insanların hakkını aramaya başlamasıyla Cumhuriyetçi orta sınıflar dayanışmacı olmaya başladığını ve çalışan kesimlere ittifak önerdiklerini söyledi. Fakat sermaye sınıfının bu ittifakın gerçekleşmemesi için 1971’de ilk restorasyon projesini ve 1980’de de ikinci restorasyon projesini gerçekleştirdiğini belirtti.
Bilsay Kuruç’a göre, siyasi modelin ekonomik model ile birlikte inşa edilmesinde ise Türkiye kapitalizmi bir siyasal elit yetiştiremedi ve daha fazla iktidara sahip olmak için yan güçlerle birlikte hareket etti. Bu yan güçlerin 1980’de TSK olduğunu sonrasında 1990’ların ortasında palazlanmaya başlayan ve 2000’in başında ortaya çıkan lümpen proleterya ve olgunlaşmadan zenginleşen taşra olduğunu belirten Kuruç, yeni yan güçün bir öncekini tasviye ettiğini söyledi.
“Teslimiyetçi işçi sınıfı”
Birinci oturumunun en son konuşmacısı ise Tülin Öngen’di. Öngen, direnemeyen işçi sınıfı profilinin sadece Türkiye’ye ait olmadığını belirtti. Bu durumun dört farklı sebebi olduğunu ve bunların “direnmelerine fırsat verilmemesi”, “denedik ama başarılı olamadık”, “denemeden teslim olduk”, “suça ortak olmaları” olduğunu söylerken, dört farklı nedenin Türkiye’de yaşandığını söyledi. Türkiye’nin neo-liberal ve muhafazakar hegemonya altına girdikten sonra sınıfın uysallaştığını ve teslimiyetçi olduğunu belirten Tülin Öngen, teslimiyetçi durumun kriz dönemlerine içkin olduğunu yani bu durumun ne ilk ne de son olduğunu söyledi. Ayrıca, kriz dönemlerinde işçi sınıfı yeniden yapılanma dönemine girdiğini ve sermaye sınıfının manipülasyonlarına daha fazla açık hale geldiğini ifade etti. Tülin Öngen, manipülasyonlara örnek olarak da Türkiye’deki işçi sınıfının daha fazla maneviyatçı olmasını gösterdi.
“En kötü şey entelektüel çöküş”
Kriz dönemlerinin, işçi sınıfı açısından sınıftan kaçış dönemi olduğunu vurgulayan Tülin Öngen, son 10 yılda iş kültürü üzerinden dil hapishanesi kurulduğunu ve işçi sınıfı ile sermaye sınıfının dinsel pratiklerle birleştiğini söyledi. Son olarak, Tülin Öngen konuşmasında bir işçi sınıfı için en tehlikeli olan şeyin entelektüel, moral ve kültürel çöküşü olduğunu söyledi.
“Dünya’da dönüşüm ve Türkiye”
Birinci oturumun ardından ikinci oturumun ana başlığı “Dünya’da dönüşüm ve Türkiye” oldu. İkinci oturumda ilk söz sırası Korkut Boratav’ındı.
Finans kapital krizi
Sunumunda Korkut Boratav, emperyalizmin kendi krizini nasıl aşmaya çalıştığını anlattı. Emperyalizmin krizinin finans kapitalin yaşadığı bir kriz olduğunu betimleyen Boratav, bu krizin aşılması için krizi yaratanın ihya edildiğini, devletleştirildikten sonra özel yardımlarla kurtarıldığını söyledi.
Avrupa’da ise finans kapital krizinin aşılması için kemer sıkma politikaların AB eliyle uygulandığını söyleyen Korkut Boratav, Amerikan toplumunun üretmeden tüketmesini dış dünyadan kaynak aktarılarak, dolar hegemonyası sayesinde sağladığını belirtti.
İngiltere, İtalya ve ABD’de başlayan eylemlerin önemli olduğunu ama nereye evrileceğinin bilinmediğini söyleyen Boratav, kapitalizmin 20 yıllık ömrü kaldığı iddiasına katıldığını ama 20 yıl içinde solun yapacaklarına göre kapitalizmin çöküşünün ardından ne geleceğini gösterecek dedi.
“Dış politikada belirleyici unsur ABD”
Korkut Boratav’dan sonra söz alan Metin Çulhaoğlu, AKP’nin dış politika yönelimlerine ilişkin sunum gerçekleştirdi. 9 maddede AKP’nin dış politika yönelimlerini açıklamaya çalışan Çulhaoğlu, ilk olarak AKP’nin dış politika yönelimlerini değerlendirirken ABD’ye bakmak gerektiğini söyledi. Başkalarının iddia ettiği gibi başat kapitalist emperyalist gücün yerine başka bir başat güç gelmesinin mümkün olmadığını söyleyen Çulhaoğlu, ABD’in açık ara önde olduğunu ve başka bir gücün yerine geçmeye çalışması halinde Dünya’da yıkım olacağını belirtti.
“Dış politikada poh pohlanan AKP”
ABD’nin bölgede kendi politikaları açısından tıkanma yaşayıp yaşamadığı sorusuna tıkanmanın olduğunu ama bu tıkanmanın AKP’yi bölgede gaza getirmek için kullanıldığını ve ayrıca ABD’nin bölgede ne kadar stabilite istediğinin tartışılması gerektiğini söyledi.
ABD’nin AKP için “isteğim dışında bölgede güç olamaz” dediğini söyleyen Çulhaoğlu, Kürt ulusal sorununun dış politikada ağırlığının sanılanın aksine büyük olmadığını da belirtti. AKP’nin orta vadeli bir planı olmadığını ve anlık hareket ettiğini söyleyen Metin Çulhaoğlu, plansızlığın ciddi sorun açabileceğini belirtti.
“ABD’nin AKP’ye güveni tam değil”
ABD’nin her zaman şüpheci olduğunu vurgulayan Çulhaoğlu, AKP politikalarına her zaman tam güven duymadığını belirtti. Ayrıca, Türk medyasında yansıtılanın aksine Türkiye’nin bölgede model olmadığını ve böyle düşünmesi için dolduruluşa getirildiğini söyledi.
Son olarak Metin Çulhaoğlu konuşmasında AKP’nin bölgede yüksek riskler alamayacağını, elinin titrek olduğunu belirtirken, “çılgınca işler de yapabilirler” tartışmasının da kabul edilebileceğini söyledi.
“Emperyalist entegrasyon süreci”
Metin Çulhaoğlu’ndan sonra söz alan Erhan Nalçacı Arap Coğrafyası hakkında sunum yaptı. Arap Baharı olarak adlandırılan sürece şüpheyle yaklaştıklarını ve sonrasında meydana gelen olayların şüphelerini doğruladığını belirten Erhan Nalçacı, yaşanan bu süreçlerin birilerinin iddia ettiği gibi devrim olmadığını söyledi. Emperyalist ülkelerin sevinçleri, emekçileri iktidara taşıyacak güçlü bir öznenin olmaması, ayaklanmanın hedefinde seçim olması ve iktidara gelebilecek olan partilerin Müslüman Kardeşler gibi muhafazakar partilerin olması kendilerinin bu konuya sağlıklı bakabilmesini sağladığını da söyledi.
Şuan Suriye için de uluslararası bir komplo işlediğini ve muhaliflere yapılan silah ve para yardımı ile Suriye için sürecin başladığını belirten Erhan Nalçacı bu sürecin emperyalist entegrasyon süreci olduğunu ve piyasalaşmış, liberalleşmiş, sünni islam tarafından yönetimlerin ele geçirildiğini söyledi.
Eylemlerde yeni bir düzen talebi yok
Erhan Nalçacı’dan sonra sempozyumun son konuşmacısı Mesut Odman idi. Odman’ın konuşma konusu “Dünya’da işçi sınıfının krize yanıtı nedir?” oldu. Odman, 2008 krizinden sonra Dünya’da patlak veren eylemleri tekrar hatırlattıktan sonra, işçi sınıfının öfkesi kadar şiddetli yanıt vermediğini belirtti. Eylemlerde ana özelliklerin, öfkenin zenginlere yöneltilmesi, genç işsizlerin katılması, göçmen grupların ve farklı etnik grupların eylemlerde yer alması ve yeni bir düzen hedeflenmemesi olduğunu söyleyen Mesut Odman, krize tepki olarak komünistlerin de eylemlerde yer aldığını söyledi.
Soru-cevap bölümünden sonra sempozyum sona erdi.
(soL-Ankara)
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.