Fidel Castro: Nasıl komünist oldum?

"Üniversiteye bir toprak sahibinin oğlu olarak girmiştim, daha da kötüsü siyaseten bir cahil olarak! …Ve hatırlatayım, ne bir parti üyesi, ne bir komünist, ne bir sosyalist, ne de radikal biri beni yakalamış, idoeoloji telkin etmiştir."
Çeviri: Eren Karaca
Pazar, 04 Aralık 2016 10:42

Bu yazı, 18 Kasım 1971 tarihli Fidel Castro ve Şili’deki Concepción Üniversitesi öğrencileri arasında gerçekleştirilen soru-cevap oturumundan deşifre edilmiştir.

Toprak sahibi birinin oğluydum; gerici olmama neden olacak nedenlerden biri buydu. Zenginlerin oğullarının gittiği dini okullardan birinde eğitim aldım; gerici olmam için diğer bir neden. Filmlerin, yayınların ve kitlesel medyanın hepsinin “ABD yapımı” olduğu bir Küba’da yaşadım; bu da gerici olmak için üçüncü neden. On beş bin öğrenci içerisinden yalnızca otuzunun antiemperyalist olduğu bir üniversitede okudum ve bitirdiğimde o otuz kişiden biri bendim. Üniversiteye bir toprak sahibinin oğlu olarak girmiştim, daha da kötüsü siyaseten bir cahil olarak!

…Ve hatırlatayım, ne bir parti üyesi, ne bir komünist, ne bir sosyalist, ne de radikal biri beni yakalamış, idoeoloji telkin etmiştir. Yoktu. Ekonomi politiği, burjuva bakış açısından anlatmaya çalışan büyük, ağır, berbat, okunmaz, çekilmez bir kitap vermişlerdi elime; buna ekonomi politik diyorlardı!

Ve bu çekilmez kitap, aşırı üretimin krizlerini ve benzer sorunları dünyanın en doğal şeyleriymiş gibi anlatıyordu. İngiltere’de kömür fazlası olduğunda, tarihin, toplumun ve doğanın değişmez ve acımasız kanunlarına göre aşırı üretim krizinin kaçınılmaz olmasından ve krizin işsizlik ve açlık getirmesinden dolayı bazı işçilerin hiç kömürü olmadığını anlatıyordu. Çok fazla kömür olduğundan işçiler donuyor ve de aç kalıyorlardı!

Ve burjuvazi okullarında Yanki propagandası ile eğitilen bu toprak sahibinin oğlu, bu sistemde bir şeylerin yanlış olduğunu, bir şeylerin mantıksız olduğunu düşünmeye başladı.

Daha sonradan büyük bir toprak sahibi olan yoksul bir adamın oğlu olarak, en azından kırsal bölgede köylülerle, yoksullarla arkadaşlık etme fırsatım oldu. Bir toprak sahibinin torunu olmuş olsaydım, babam büyük ihtimalle beni başkentte, aşırı aristokrat bir yerleşim yerinde yaşamaya götürecekti ve üzerimde olumlu etkiler bırakan bu sosyal çevreyi bulamamış olacaktım. Biz insanlarda bulunan egoizm ve diğer olumsuz özellikleri devam ettirecektim.

Şansıma, okuduğum okullar da bazı olumlu etmenlerin gelişmesini sağladı. Belirli bir idealist rasyonalite, iyi ve kötü ya da adil veya adil olmayan kavramları ile dayatmalara ve baskılara karşı belirli bir karşı çıkma ruhu, beni insan toplumlarını analiz etmeye götürdü ve beni daha sonraları anlayacağım gibi bir ütopyacı komüniste dönüştürdü. O zamanlarda halen bir komünistle tanışma veya komünist bir yazı okuma şansını elde edememiştim.

Sonra bir gün Komünist Manifesto’nun, o meşhur Komünist Manifesto’nun bir kopyası elime geçti ve hiç unutmayacağım şeyler okudum. Ne ifadeler, ne gerçekler! Bu gerçekleri her gün görüyorduk!

Anlamadığı bir ormanda doğmuş küçük bir hayvancık gibi hissettim kendimi. Sonra birden bu hayvancık ormanın haritasını buluyor, açıklamasını, ormanın coğrafyasını ve içindeki her şeyi…. İşte o zaman duruşumu belirledim. Şimdi dönün bakın, Marx’ın düşünceleri yalnızca doğru ve ilham verici değildir. Mücadelemizi o düşünceler üzerine kurmasaydık, şimdi burada olmazdık! Burada olmazdık!

O zamanlar bir komünist miydim? Hayır. Tam bir komünist olmadan çok önce siyasi bir kuramı keşfedecek kadar şanslı bir adamdım, Küba’nın siyasi krizinin girdabına kapılmış bir adamdım…

İlerlemeye devam ettim. Daha sonra Lenin’in kitabından öğrendiğimden daha somut bir şekilde emperyalizmi görme fırsatı yakaladım. Emperyalizmle tanıştım, en kötüsü ve en saldırganıyla… Hayat bana gerçekliği daha iyi bir şekilde gösterdi. Ve bu beni daha da devrimci, daha da sosyalist, daha da komünist yaptı.