Sayfa yolu
"Sen tek başına ne yapabilirsin?" (Samet Balçık)
Yayın Tarihi: 19.05.2012 , 10:30 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:33
İnsan, çürüyen bir toplumun içinde ne kadar iyi yaparsa yapsın işini, vücuduna girdiğini kendine çeviren umutsuzluk ve inançsızlık virüsünden sürgit kaçamaz. Ona karşı varsa zırhını kuşanır kuşanmasına, ama “azgınca uğuldayan fırtınalar altında” kendini binlerce çiviyle de çaksa kabuğuna, cangılın içinde sürüklenip yok olması çivisizlerden biraz daha fazla zaman alacaktır, işte o kadar.
Yazının başlığındaki göndermeyi Ataol Behramoğlu okuru şiirseverler anımsayacaktır. Şairin bu “Tek Başınalık” adlı şiirinin her kıtasında, giderek artan sayıda insanın saplandığı “ben tek başıma ne yapabilirim?” düşüncesinin, sonunda bütün bir toplumu yıkıma götürdüğü gerçeği, bugün de tüm yakıcılığıyla temel sorunumuz olmayı sürdürüyor.
2012 Türkiyesi’nde mevcut gidişat ve koşullardan toplumun en genel ifadelerle isimlendirirsek rahatsızları, şikâyetçileri, şartları elverse ceketini alıp gitmek isteyenleri, bıkkınları, yılgınları, işte bu tek başınalıklarıyla, yaşadığı her günün kendisi için işkenceye çevrilmesine ister istemez katkı sunmuş oluyor. 10 dakikada alacağı yolu otomobil cehennemi yüzünden 1 saatte alan yolcu, işine gitmek için şehir meydanlarından geçerken her sabah bir yasal zorunluluk gibi ciğerine lağım kokusu çeken emekçi, ülkesinin alet olacağı bir savaşı istemeyen ama istemediğini nasıl göstereceğini de bilmeyen barışsever, mezuniyet gecesi başını yastığa koyduğunda kara kara yarınını düşünen fakülteli, okulda çocuğuna bozuk süt içirilen anne, kocasından yediği tokadı bir ibadet gibi sayıp sineye çeken kadın, tuttuğu takımı siyasi ve ekonomik hesaplarla bir çıkar kapısına çevrilmiş sporsever, siyasal iktidarın bakanından iş istemeye gittiğinde birden kendini göbek atarken bulan köylü, çalıştığı bilim alanının metotlarına ve yasalarına saygı duyulmayan bilim insanı, seyredeceği oyunun ne olacağına bir an önce gitsin istediği siyasi iktidarın memurlarının karar vereceği tiyatrosever, aç kalmak tehdidine karşı ideallerini bir kenara atıp “zamanın ruhu”na uygun şeyler yazan yazar, çeken sinemacı, söyleyen şarkıcı… Çürümenin bu akıl durduran hızı ve baskısı karşısında yaşamın her alanında mevzileri terk etme, sunulana ya da dayatılana razı olma eğilimi baş gösteriyor.
Bilinmeli ki çürüyen bir toplumda bıçağın kemiğe dayandığı nokta hep görecelidir. Yaşamın çeşitli alanlarında düzenin yapısal sorunlarıyla farklı biçimlerde karşılaşan insanların, belli bir siyasal formasyon sahibi olmayan aklı için bu farkların her biri “başka”dır, kendisininkiyle bir ilgisi yoktur. Dolayısıyla bir ortaklaşmaya da lüzum yoktur.
Bir toplumsal değişim ve dönüşüm için koşulların “akl-ı selim” bir insanı insanı çıldırtmaya yetecek derece olgunlaştığı ülkemizde, gelişmelerin tam tersi yönde ilerlemesi, kitlelerin bir sınıf bilinci etrafında toplanmak şöyle dursun yurttaşlık bilincinde de dahi gerilemesi, değişim dinamiğini yönetecek ve onu iktidara taşıyacak toplumsal güçlerin zayıflığından kaynaklanıyor. Tam bu zayıflığı aşmakta düğümlenen sorunun çözümü ise modern insanlık tarihi boyunca hep aynıydı, şimdi de öyle: Örgütlenmek. Buysa bugüne dek hiç kolay olmadı. Ama toplumsal güçleri zayıflıkları ve parçalılıklarından ötürü küçümsemenin ve suçlamanın bir alışkanlık haline geldiği coğrafyamız, daha önce bağrında büyüttüğü nice dinamiği hatırlatarak bizlere dönüp “beni yıkayın!” diye bağırırken, yukarıdaki satırlarda anılan kesimlerin bu “kendi uğultularıyla deli divane” oluşlarını bir aşama ileriye götürmeleri, enerjilerini düzenle esastan hesaplaşacak bir siyasal irade ve bu iradenin iktidar arayışı için birleştirmeleri gerekiyor. Çünkü Behramoğlu’na “Tek Başınalık” şiirini yazdıran bu paramparça, sinik ve pusmuş itiraz geleneğimizi “topluca” ortadan kaldıracağımız günler geldiğinde, layık olduğumuz onurlu, nitelikli hayata bugünden çok daha fazla yaklaşacağız.
Samet Balçık - [email protected]
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.