Sayfa yolu
Referandumunuz HAYIRlı olsun! (İlke Kızmaz)
Yayın Tarihi: 02.09.2010 , 17:31 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:12
Ülke zor günler geçiriyor. Elbette herkes değil. Küçük bir azınlığın zor günler geçirdiği pek söylenemez. Hatta böyle giderse önümüzdeki yıllarda o azınlığın en güzel zamanlarını geçireceğini söyleyebiliriz. Emekçileri, yoksulları ise daha zor günler bekliyor. Bunu öngörmek için öyle aman aman iktisat falan da bilmeye gerek yok hani. Şöyle her gün zamlanan faturalara, her gün satılan işletmelere, her gün biraz daha büyüyen işsizliğe baktığımızda bunu rahatça söyleyebilmek mümkün.
Kültür-sanat emekçilerini de zor günler bekliyor. Her gün biraz daha karartılan ülkemizde sanatla uğraşmak gittikçe lüks hale geliyor. Kültür kurumlarının başına imamlar getirildi. Sanatçı diye Nihat Doğan’lar, Seda Sayan’lar pohpohlandı. Sanat etkinlikleri artık tamamen sponsorlara mahkum edildi. Gün geçmiyor ki “duyarlı” bankalarımız sanat organizasyonları düzenlemesin. Onlar da olmasa halimiz nice olurdu?
Tiyatrolar yıkılıyor. Sinema salonları artık sadece büyük alışveriş merkezlerinde. Yeni nesil artık sinema salonu nasıl olur, bilmiyor. Ülkenin dünya standartlarındaki maalesef tek konser salonu AKM bugün kullanılamaz durumda. Öğrencilerin kültür merkezleri kapatılıyor. Bienaller, sergiler kapitalizmin metalaştırdığı pop art türünün “güzide” eserleriyle dolup taşıyor. Devlet televizyonuna çıkan dansçılarımızın etekleri kısa bulunuyor, örtülüyor. Kaçımızın bundan haberi oluyor? Çizgi filmlerde oruç tutmayan çocuklar cezalandırılıyor. Karikatür dergilerine bizzat başbakan tarafından davalar açılıyor.
Kültür beşiği mahalleler boşaltıldı. Eğlence kültürümüzün en önemli temsilcileri Çingeneler oradan oraya sürülüp duruyorlar. Vitrini düzeltme hevesinde olan zenginlerimiz yoksulları şehrin dışına atıyorlar. Modern gettolar kuruluyor.
Artık Mahzun Kırmızıgül’ün Yılmaz Güney’in halefi olduğu söylenen bir ülkede yaşıyoruz. Hey gidi günler eskiden mümkün müydü Kürtçe şarkı söylemek? Bakın şimdi İbrahim Tatlıses’ler, Nihat Doğan’lar ne güzel de Kürtçe söylüyorlar televizyonlarda. Nasıl gelişti demokrasimiz değil mi? Bunca yıldır Kürt olduğunu unutan şarkıcılarımız bir bir Kürt olduklarını hatırladılar. Ne mutlu bize.
Şöyle bir ekonomi kanallarını açın. Sanat artık piyasadaki maddi karşılığıyla değer buluyor. Şu tablo bilmem kaç bin lira imiş. O yüzden çok değerliymiş. Resim sanatı Kenan Evren’lere, Bedri Baykam’lara kaldı.
Şimdi diyorlar ki demokrasiye “evet”! Hep bir ağızdan. Diyenler kim? Bir bakın. En başta Tayyip diyor. Sonra patronlar…Zenginler…Her gün biraz daha zenginleşenler…Başka kim “evet” diyor? Liberaller…Kim onlar? Çanak yalayıcıları. Atılan her adımı demokrasi kisvesi altında savunmaya kalkanlar. Kapitalizmin fedaileri. Amerikancılar. Kültür-sanat ortamını bu hale getirenler. Sanat sevicileri…Sanat tüccarları…Dönekler…
Bir de “yetmez ama evet”çiler var. Bu mazoşist arkadaşların sloganından beni şöyle anlıyorum: “Bu yoksulluk bize yetmez. Daha fazla yoksulluk!”, “Bu adaletsizlik bize yetmez. Daha fazla faşizm!”, “Bu eşitsizlik bize yetmez. Daha fazla sömürü!”, “Bu düşmanlık bize yetmez. Daha fazla kardeş kanı!”, vb. Bunlara emekçilerin hali yetmiyor. Daha fazlasını istiyorlar. Bu hain mazoşist arkadaşları işçi sınıfına havale ediyorum.
Şimdi düşünelim. Hiç de öyle yeni yasa maddelerine falan bakmaya da gerek yok. Tayyip’in ve bu uşakların “evet” dediği şeye gözüm kapalı “hayır” demeye hazırım. Öyle çok düşünmeye gerek yok. Bunlar mı getirecekmiş bize demokrasiyi? Bunların demokrasi dedikleri halklar arasında her gün biraz daha büyüyen düşmanlık, her gün biraz daha yoksullaşan emekçiler, her gün biraz daha bağımlılaşan ülkemiz, her gün biraz daha çürüyen kültürümüz, içine tükürülen sanatımız…Bunların demokrasi dedikleri şeye mi “evet” diyeceğiz biz?
Hayır. Koskocaman bir “hayır” dememiz gerekiyor. Eğer kültür-sanat emekçileriysek, eğer bu ülkenin aydınlık yüzü olma iddiasını taşıyorsak, eğer yoksul halkımıza karşı bir sorumluluğumuz olduğunu düşünüyorsak, eğer sanatımızı satmak istemiyorsak, sanatımızı kirletmek istemiyorsak, kültür değerlerimize sahip çıkmak istiyorsak “hayır” demek zorundayız.
“Hayır” demek yetecek mi? Elbette yetmez. Sonrasında asıl işimiz başlıyor. Biz “yetmez ama hayır” diyeceğiz. Bu hainlere gerçek demokrasi nasıl olur, gerçek kardeşlik nasıl olur, gerçek sanat nasıl olur göstermek için kolları sıvayacağız.
Eğer Şostakoviç’lere, Dostoyevski’lere, Nazım Hikmet’lere, Yılmaz Güney’lere sanatçı diyorsak, Mahsun Kırmızıgül’lere, Nihat Doğan’lara, Seda Sayan’lara sanatçı denmediği bir ülke yaratmak zorundayız.
Bu referandum biz kültür-sanat emekçileri için bir birleşme fırsatıdır.
Eskiden halk arasında günlük diyaloglarda kullanılan “hayırlı günler, hayırlı akşamlar, hayırlı işler” türünden cümleler dinciliğin işareti olarak kullanılırdı. “Merhaba” diyen birine “hayırlı günler” diyerek cevap veren birisi “bak ben dindarım” mesajı vermiş olurdu. Ben hep bu “hayırlı” kelimesinden tiksinenlerden oldum. Ancak son günlerde bu kelimeye bir sempati duymaya başladım.
Sevgili kültür-sanat emekçileri
Referandumunuz HAYIRlı olsun…
İlke Kızmaz
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.