İhanet edilen eski kentler (Ali İhsan Uysal)

Tarihi yerleri gezerken çoğumuz gördüklerimiz karşısında bir hayranlık hisseder sanırım.Bu hayranlık bilinmez olanı anlamaya ve tanımaya dönüştükçe ne kadar yüzeysel bir tarih bilincimiz olduğu gerçeği ile yüzleşiriz.Çoğu kez turistik gezimizin bir parçası olarak ve hızla geçeriz eski eserlerin yanından.

Nasıl yapıldıkları ,ne için yapıldıkları, nasıl kullanıldıkları yapımları üzerinden geçen sürede başlarına gelenleri öğrendikçe tarih daha dokunulabilir olur.Bir tarihi mekanda güneş saati ile karşılaştığımızda ve onu nasıl kullandıklarına kafa yorduğumuzda binlerce yıl önce yaşayan insanların düşünme biçimleri gözümüzde canlanıverir.Yıkıntılar arasını adımlarken onların yemek yedikleri yerleri,evleri,büyük tiyatrolarda yaptıkları toplantılar,tapınaklardaki ibadet şekilleri ve belki biraz daha derinlemesine düşünüp onların o koca koca yapıları yapmalarına olanak sağlayan köleci toplum yapıları gözümüzün önüne gelir sanki.

O günlerden bu güne dünyadaki değişimler kimi kentleri toprak altlarında bırakırken kimi yeni kentler kurulmasına yol açtı.Kimi sosyal sınıflar tarihe karışırken kimi yeni sınıflar doğdu.Yeni kentler yeni savaşlar görürken eski kentlerin çoğu toprak altında uykuda kaldı.Bu kentler uykudan uyandırılırken yaşananlar ise bugünün dünyasını anlamaya yarıyor.

Avrupa da gelişen kapitalizm yeni kıtalara yayılırken gelişmeleri takip edemeyen büyük imparatorluklar yıkılmaya başlıyordu.Uykudan böyle bir dönemde uyandırılan bu eski kentlerin kaderine düşen buydu.”Hasta adam” Osmanlı coğrafyası sömürgeleşirken sömürgecilerce keşfedilen eski kentler emperyalizmi tanıyordu.Her keşif bir talana dönüşüyor.Cahil bırakılan halkın gözleri önünde ya bu tarihi zenginlikler yurtdışına kaçırılıyor yada Osmanlı Sarayı’nın izniyle yurtdışına götürülüyordu.

Sahip çıkamayarak ihanet ettiğimiz bu kentlerden biri Bergama.Gezenler kent müzesinde Zeus Sunağı’nın kağnılarla nasıl Dikili limanına taşındığını ve oradan gemilerle Berlin’e götürüldüğünün çizimleriyle karşılaşırlar.Bu götürülüşün hikayesi hazindir.Yurtseverlik duygularıyla şikayet edenlere “koskoca devleti humayının memuru iki taş için avara bırakılır mı” yanıtlarını veren Osmanlı zihniyeti sayesinde bugün Akropol alanında sunağın olduğu alanda bir iki taş ve bir ağaç ve bir mezar dışında bir şey yok. Bu mezarın Berlin müzesinde bütün ihtişamı ile sergilenen sunağı Osmanlı işbirliği ile kaçıran kişinin mezarı olması ise işbirliğinin kanıtı olarak orada duruyor.İzmir Agora alanından kaçırılan giriş kapısı,Knidos kentinden kaçırılan Afrodit heykeli, Çorum`da yapılan kazılarda bulunup İngiltere’ye kaçırılan iki adet Boğazköy Sfenksi ,Truva kentinden kaçırılan hazineler sadece birkaç örnek.

“Yalnız ve güzel” ülkemiz iki taşın hesabını soran bir yeniden kuruluş yaşamayı fazlası ile hak ediyor.Ancak o zaman ihanet edilen bu kentlerden gerçek bir af dilenme gerçekleşecek ve bu kentler bizim tarihimizin bir parçası olacak.Aynı zamanda bu yeniden kuruluş emperyalizm işbirlikçisi hasta adam Osmanlı’yı Türkiye’nin önüne alternatif olarak getirenlerle de hesaplaşarak yeni kentlerin talanının engellenmesini de içerecektir.
Ali İhsan Uysal

Yorum göndermek için giriş yapın veya kayıt olun