Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

“Ellerinize ve Yalana Dair” (Eren Eğilmez)

Yayın Tarihi: 03.03.2010 , 16:10 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:05

Uyandım, günkaranlık.. Mutsuzum çok mutsuz...

Elleri bağlanmış esir bir insan neler hissederse onları hissediyorum. İçim daralıyor…

Ruhum bunca yalana tahammül etmekte zorlanıyor.

Göz göre göre koca bir dünya açık hava hapishanesine çevriliyor. Gökyüzü başımızda mavi, biz oraya bakarken tel örgülerle çeviriyorlar heryeri...

Bir dünya dolusu insanın sırtına dipçiklerle vuruyorlar, sırtlarından dipçiklerle vurula vurula tıkılıyorlar bu yeryüzü hapishanesine...

Kaçamadık, esir düştük… İsabet aldık, tek atışta hem de...

Ne kalbimizden ne omuzumuzdan ne de bedenin başka bir yerinden, vurulduk tam da zihnimizden…

Aklımızı havaya uçurdular, öyle kör oldu gözlerimiz. Kara bir çaputu gözlerimizden sökemiyor ellerimiz…

Eller, ellerimiz... Ah bir kıpırdatabilsek. Yumruk sıkabilmekten vazgeçtim. Yeter! diyebilecek kadar kaldırabilsek bari…

“Bütün taşlar gibi vekarlı,

hapiste söylenen bütün türküler gibi kederli,

bütün yük hayvanları gibi battal, ağır

ve aç çocukların dargın yüzlerine benzeyen elleriniz.

Arılar gibi hünerli hafif,

sütlü memeler gibi yüklü,

tabiat gibi cesur

ve dost yumuşaklıklarını haşin derilerinin altında gizleyen elleriniz.

Bu dünya öküzün boynuzunda değil,

bu dünya ellerinizin üstünde duruyor.”

Diyor bir geçmiş zaman mahpusu… Dört duvar da özgür olabilen ozan sesleniyor açık havada tutsak olan sana, bana… Ellerin diyor ellerin… Yeter! diyebilecek kadar kaldırabilsek bari… Yalan söylüyorsunuz yeter! diyebilecek kadar…

“İnsanlar, ah, benim insanlarım,

yalanla besliyorlar sizi,

Halbuki açsınız,

etle, ekmekle beslenmeğe muhtaçsınız.

Ve beyaz bir sofrada bir kere bile yemek yemeden doyasıya,

göçüp gidersiniz bu her dalı yemiş dolu dünyadan.”

Ne olur yatma kulağının üstüne, ellerin çözülse kulaklarını tıkardın yine… Duy be İnsan! Yalan söylüyorlar! Daha yüksek söylemek lazım, yetişmiyor sesimiz... Bağır be İnsan!

“İnsanlarım, ah, benim insanlarım,

hele Asyadakiler, Afrikadakiler,

Yakın Doğu, Orta Doğu, Pasifik Adaları

ve benim memleketlilerim

yani bütün insanların yüzde yetmişinden çoğu.

elleriniz gibi ihtiyar ve dalgınsınız,

elleriniz gibi meraklı, hayran ve gençsiniz.

İnsanlarım, ah, benim insanlarım,

Avrupalım, Amerikalım benim,

uyanık, atak ve unutkansın ellerin gibi,

ellerin gibi tez kandırılır,

kolay atlatılırsın...”

Yalan! dedikçe bizimle alay ediyorlar yalan söylüyorsun replikleriyle ekranlarından, reklamlarından gözümüze bakıp sırıtıyorlar. İşaret parmakları bizi gösteriyor ve gülüyorlar.

Yalan söylüyorlar diye avaz avaz bağırmak lazım... Barbarlığın yabanları bizimle dalga geçse de kah kahaları bir ülkeyi sağır etse de…

“İnsanlarım, ah, benim insanlarım,

antenler yalan söylüyorsa,

yalan söylüyorsa rotatifler,

kitaplar yalan söylüyorsa,

duvarda afiş, sütunda ilan yalan söylüyorsa,

beyaz perdede yalan söylüyorsa çıplak baldırları kızların,”

Yorgunuz, çok yorgun... Yaramız kanıyor, isabet aldık... Zihnimizden vurulduk, sinirlerimizden hasarlıyız… Hissiziz… Duyamıyoruz… Göremiyoruz… Kalbimiz de soğudu yalnızca nefes, kesik kesik nefes alıyoruz.

Eski bir türk filmi gibi herşey etrafta Erol Taş gülüşleri… Korkuyoruz…

Korktukça yitiriyoruz, yitiyoruz... Ufalıyoruz, ufaldıkça ufalıyoruz. Hergün birkaçımızın üzerine basıyorlar, cırk! ediyoruz sadece ve kimse dönüp bakmıyor. Ölümüz mide bulandırıyor, tiksiniyorlar... Hiçbir gasilhane yıkamıyor bu cesedi, musalla taşı boş, avluda cemaat yok, kılınmıyor namazımız… Cenazemiz ortada ve hiç yaratılmamış gibiyiz…

“dua yalan söylüyorsa,

ninni yalan söylüyorsa,

rüya yalan söylüyorsa,

meyhanede keman çalan yalan söylüyorsa,

yalan söylüyorsa umutsuz günlerin gecelerinde ayışığı,”

Artık çöz elinin bağını ki, açılsın gözünün de bağı… Ne zaman çözersek elimizin bağını o zaman çözülecek bize kalem kıranın da dizlerinin bağı…

Çöz elinin bağını… Yumruk yapamazsan bile sar şu zihnindeki yarayı… Kan kaybediyoruz, can kaybediyoruz. Neden bu ellerimiz esir, neden bu gözlerimiz bağlı, neden bu dillerimiz yalan!

“ses yalan söylüyorsa,

söz yalan söylüyorsa,

ellerinizden başka herşey

herkes yalan söylüyorsa,

elleriniz balçık gibi itaatli,

elleriniz karanlık gibi kör,

elleriniz çoban köpekleri gibi aptal olsun,

elleriniz isyan etmesin diyedir.

Ve zaten bu kadar az misafir kaldığımız

bu ölümlü, bu yaşanası dünyada

bu bezirgan saltanatı, bu zulüm bitmesin diyedir.”

Yorgunum çok yorgun… Yeni uyandım, gün karanlık. Mutsuzum…

Eren Eğilmez

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.