Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

4+4+4 ve BDP’nin Sosyalistleri (Onat Çetin)

Yayın Tarihi: 13.04.2012 , 10:49 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:32

BDP ve “Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku”ndan mecliste kendilerine yer bulan sosyalistlerinin tavrına geçmeden önce bu kanunun meclis serüvenini kısaca hatırlamak önemli. 20 Şubat’ta AKP’li beş milletvekili tarafından meclise sunulan ve kısaca kamuoyunda “4+4+4” olarak tanınan kanun teklifinin 23 Şubat’ta alt komisyonda başlayan görüşmeleri, 5 Mart’tan itibaren maddeler halinde komisyonda devam etti. Sonraki 6 gün içerisinde CHP grubunun çeşitli taktik engellemeleriyle sadece 6 madde görüşülebildi. 11 Mart tarihinde parlamentoda CHP milletvekilleri tarafından kullanılmasına pek de alışkın olmadığımız “Faşizme Karşı Omuz Omuza” sloganı attıracak denli tekmeli tokatlı tartışmaların ardından, kalan 19 madde yarım saat gibi bir süre içerisinde kabul edildi. Öyle ki MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri bile siyasi meşrebini unutmuş olacak “Bu faşizm!” diye bağıracaktı. Yasa tasarısının Meclis Genel Kurulu’na gelmesinden önce, CHP meclisteki muhalefetini sokağa yansıtma çabasıyla tarihinde ilk kez bir grup toplantısını polisin engellemelerine rağmen 27 Mart’ta Tandoğan Meydanı’nda yaptı. KESK’in 28-30 Mart’taki eylemi ise AKP’nin Ankara Valiliği tarafından “çağdaş güvenlik mühendisliğinin emsalsiz örneği” olarak tanımlanarak cop, su ve gaz eşliğinde dağıtıldı. Tüm bu gerilim ve demokratik kitle örgütlerinin yasa tasarısının daha fazla tartışılması gerektiği yönündeki telkinlere rağmen AKP’nin geri adım atmaması sonucu 30 Mart’ta yasalaştı.

Peki, ne oldu? 28 Şubat’ın rövanşı olarak kamuoyuna cilalanan kanunla, yıllar yılı neoliberal saldırı altındaki kamusal eğitim sisteminin özelleştirilmesinin ve kamu tarafından ücretlendirilmesinin önü açıldı. Okullaşma oranının önemli ölçüde azalacağı, erkek çocukların çıraklığa yönelmek zorunda kalacağı ve çocuk gelinlerin sayısının artacağı görünür gerçekler. Öte yandan, imam-hatip okullarının tekrar açılması bir yana ortaöğretimde başlayacak seçmeli(!) Kuran ve Peygamberin Hayatı derslerinin mevcut mahalle baskısı yoluyla zorunlu din derslerini genişleteceğini ve mevcut sistemi daha da Sünnileştireceğini öngörememek için “Yetmez ama Evet” körlüğünde olmak gerekiyor. FATİH Projesi kapsamında oluşacak yaklaşık 20 milyar dolarlık rantın yasal denetim mekanizmalarından uzaklaştırılması da sistem değişikliğinin özünü gösterir nitelikte. Özgür Müftüoğlu’nun deyişiyle 4+4+4’le birlikte zaten eşitsiz olan toplumsal yapıda eşitsizlikler daha da artacaktır. Özetle, AKP iktidarı bu yasayla, 12 Eylül’ün Türk-İslam sentezinin eğitim anlayışını daha da gerici, piyasacı ve tektipçi hale getirmiştir.

Şimdi, tüm bu bir ayı aşkın yasalaşma sürecinde BDP ve BDP’nin sosyalistlerinin 4+4+4’e ilişkin nasıl bir muhalefet sergilediğine gelebiliriz. Cezaevlerindeki açlık grevleriyle ilgili basın toplantısında sorulan bir soruya yanıt olarak konuya değinen Grup Başkanvekili Pervin Buldan’ın “Milli Eğitim’de bir düzenleme yapılacaksa, bu anadilde eğitimi de kapsayacak şekilde yapılmalıdır. Bu teklifi, kız çocuklarının erken yaşta evliliğine yol açacak bir gelişme olarak görüyoruz” şeklindeki açıklaması dışında konu hakkında görüş belirtmeyen BDP, mecliste de toplam 91 saat 41 dakikalık komisyon ve alt komisyon görüşmelerinde sadece 4 kez söz almıştır. Yazılı açıklama olarak ise Sarphan Uzunoğlu’nun jiyan.org’daki 14 Mart tarihli “BDP 4+4+4 Hakkında Ne Düşünüyor?” haberinin BDP resmi web sitesine de eklenmesi dışında bir metin bulunmamaktadır. BDP-Blok, 18-21 Mart tarihleri arasında düzenlediği Nevruz mitinglerinde de eğitime ilişkin olarak anadil vurgusunun ötesinde eğitim konusunda bir açıklamaya yer vermemiştir. 28-30 Mart’taki KESK eylemi, BDP-Blok için 4+4+4 açısından önemli ama gecikmiş bir dönüm noktası olmuştur. 28 Mart’ta Sırrı Süreyya Önder, büyük ölçüde Mersin’deki Nevruz kutlamalarında gazla nasıl istikbal edildiğini anlattığı meclis konuşmasında 4+4+4’ün neoliberal sisteme ucuz ve nitelikli iş gücü yetiştirme projesi olduğuna değinecekti. Aynı günün akşamı Ertuğrul Kürkçü eylem alanında megafonla bu yasa geri çevrilinceye kadar mücadeleye edileceğini açıklarken ertesi gün de meclis kürsüsünden “Mukaddesatçı, milliyetçi, cinsiyetçi, neoliberal, küresel sermaye düzeninin ihtiyaçlarını gözetiyorsunuz” diyecekti. Hâsılı, BDP-Blok’un meclis içi ve dışı muhalefeti, zayıflıktan da çok BDP’nin sosyalist tabana yönelik bir zevahiri kurtarma çabasından öte olamamıştır.

Ancak mesele, ne zayıflık ne yalnızca Kuran ve Peygamberin Hayatı derslerinin yasaya eklenmesi için olumlu oy veren iki BDP’linin tavrı ne de bu tavrın Ertuğrul Kürkçü tarafından mahcup bir şekilde “kendi tabanlarını gözetmesi” olarak savunulması meselesi değildir. Sorun, BDP’nin 4+4+4 için muhalefet etmemesi ve hatta ne söyleyeceğini de tam olarak bilememesidir. Bu yön belirleyememe durumu öylesine aşikârdır ki, KESK’in Ankara yürüyüşünün başlamasından önce 4+4+4’ü Türkiye’nin iç sorunu olarak niteleyip Kürtleri bağlamayacağı ve hatta “amacın ayrı bir devlet kurmak olması sebebiyle çok da umursanmaması gerektiği” bile söylenebilecektir. Nevruz mitinglerinin, yaklaşan neoliberal saldırının kendi tabanlarına anlatılması için bir araç olarak kullanılması seçeneği mevcutken, bu alanı yalnızca anadil talebine sıkıştırmak tabanı da “Kürtleri bağlamaz” söylemine yöneltmektedir.

Bu noktada genel seçim sonrasındaki süreci hatırlamakta yarar var. BDP-Blok’un seçimlerdeki yükselişiyle birlikte sosyalistler ile Kürt hareketi arasındaki ittifakın sadece güçlenmekle kalmadığını emek eksenli bir yönelim oluşturduğu iddia ederek iyimser olduğunu ifade eden Ertuğrul Kürkçü, “Sosyalistlerin BDP Meclis Grubu'nda ne aradığı” sorusuna ise Türkiye solunun demokrasi dinamiklerinin Kürt hareketine eşlik ettiği ölçüde bloğun bir çekim merkezi haline geldiğini ve hatta grup sözcülerinin kendilerini BDP-Blok olarak tanıttığı bir geçiş sürecinde olunduğunu belirtmişti. İyimserlik öyle bir boyuttaydı ki Samandağ’da gerçekleştirilen “Solda Örgütlenme ve Yeniden Kuruluş” panelinde Altan Tan gibi isimlerin kendilerini zamanla daha fazla solda konumlanmaya başlayacağı bile söylenmişti. DİSK Genel Kurulu’nda “sendikal hareketin yapması gerekenin işçileri halkların kardeşliği çerçevesinde örgütlemek” olduğunu söyleyen Ertuğrul Kürkçü, Express’e verdiği bir röportajda da bloğun Alevi hareketiyle de ittifak arayışında olduğunun mesajını vermişti. Peki, bugün neredeyiz? 4+4+4’e karşı zayıf muhalefet pratiği ve eğitimi daha da Sünnileştirecek adımların “taban gözetme” gerekçesiyle meşrulaştırılması eleştirilerinin “Kürtlerle Alevileri birbirinden uzaklaştırmanın egemenlere yarayacağı” mantığıyla faydacı bir yaklaşım doğrultusunda savunulması noktasındayız.

Şimdi, Ertuğrul Kürkçü ve Sırrı Süreyya Önder’e geçtiğimiz yaz BDP’den bağımsız olarak “Acil ve Onurlu Bir Barış Sorumluluğumuzdur” başlığıyla kamuoyuna yaptıkları açıklamalarındaki sözlerini hatırlatma zamanıdır: “Bir mücadelenin ‘nasıl’ kazanıldığı, kazanılmış ya da kaybedilmiş olmasından daha önemlidir.” Bu sözün hakkının verilmemesi, Ufuk Uras’ı BDP’den AKP’ye savuran pragmatizmin BDP’nin şimdiki sosyalistlerini de Bloktan BDP’ye savuracağını iddia etme hakkımızı meşru kılacaktır.

Onat Çetin
twitter.com/onatcetin

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.