Sayfa yolu
Kongre gözetmenlerine...
Yayın Tarihi: 04.10.2009 , 12:25 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:00
Neredeyse tüm yazarların ana konusu dünkü AKP kongresi olmuş. Kongreden temel başlıkları, hangi şarkıların çalındığını, kimin nerede oturduğunu, hangi yöne baktığını vs... Başbakan’ın konuşmasının “önemli” yerlerini aktarmış hepsi.
Tabii gözlemlediğimiz kadarıyla ortak nokta “birlik” vurgusunun öne çıkması. Başbakan durumu o kadar dramatikleştirerek yansıtmış olacak ki, duygulanan yazarlarımız da az değilmiş.
Aslında Tayyip Erdoğan’ın konuşmasında her yere dokundurduğu, sürecin karakteristik özelliklerine tek tek vurgu yaptığı da anlaşılıyor.
İç ve dış politikanın yönünü belirleyen en temel başlık Yeni-Osmanlıcılık, kılık değiştirip karşımıza çıkıyor. Nazlı Ilıcak bugünkü “Erdoğan… Kendinden emin meydan okudu” başlıklı yazısında “Erdoğan, Büyük Türkiye vizyonunu da ortaya koydu. Türkiye'yi, dünyada hak ettiği yere taşıma iradesini tekrarladı: ‘G-20 üyesi olan, küresel ekonomik sistemin yeniden inşasında rol oynayan, uluslararası kurumlarda etkinliği gitgide artan ve komşularıyla iyi geçinen Türkiye'yi 21. yüzyılın parlayan yıldızı’ olarak ilân etti” diye yazıyor.
Bu hep bahsettiğimiz kavramın allanıp pullanmış hali. Dünyada hak edilen yer neye, hangi kritere göre belirlenir, içimizden gelmese de sormak gerek.
Vizyonumuz da sapasağlam. “Büyük Türkiye” söylemi Osmanlıcılığın başkalaşmış biçimi oluyor. Başkalaşırken de gerçeklerin üzerini örtmede büyük rol oynuyor. Silahlanma oranı önceki yıllara göre artan ülkenin vizyonu da, doğrultusu da belirleniyor.
“Parlayan yıldız” ABD’nin bölgesel çıkarları söz konusu olduğunda parlıyor. Daha doğrusu birilerinin gözleri parlıyor.
Erdoğan’ın da değindiği bu mesele, önümüzdeki sürecin temel çerçevesidir. Bu “iyi ilişkiler, barış yayma, vizyon” kavramlarıyla daha çok karşılaşacağız.
Ama bunun da ortasında ABD’nin bulunduğu ana eksende boru hatlarının, petrol kuyularının, doğal kaynakların belirleyiciliğinin gölgesinde olacağı unutulmamalı. Bu tablodan yıldızı parlatanlar çok celallenmesin.
Kongre konuşmasından ve izlenimlerden devam edelim. Erdoğan ne konuşma yapmış böyle. Herkes döktürmüş elinden geldiğince. Malzeme bol. Sabah’tan Mahmut Övür bugünkü “Said Nursi'siz, Ahmet Kaya'sız bir Türkiye olur mu?” başlıklı yazısında “Başbakan'ın ilk kez dile getirdiği şu sözleri deyim yerindeyse salonu ayağa kaldırdı ve en çok alkışı aldı:
‘Mevlana'sız bir Türkiye ruhsuz kalır. 'Hoşça kal iki gözüm' diyen Ahmet Kaya'ya vefa göstermeyen Türkiye'nin şarkıları eksik kalır. Bitlisli Said Nursi'siz bir Türkiye noksan kalır...‘ Erdoğan'ın biraz da gruptaki konuşmasını hatırlatan bu sözleri, 3. Olağan Büyük Kongre için belirlenen ‘Biz Birlikte Türkiye'yiz’ sloganının ruhuna uygundu ve hedefine de ulaştı” diye yazmış.
Oyun güzel oynanıyor. Öyle bir slogan düşünün ki her meseleyi içine alsın. Başbakan’ın saydığı isim listesine de öyle isimler konuyor ki her kesime hitap edilsin. Sağlı sollu kroşeler vuruluyor böylece. Darbe alıp sersemleyenler de yönünü şaşırıp AKP saflarına… Övür’ün “hedefine ulaştı” deyişi ile paralellik arz ediyor sanıyoruz.
Cengiz Çandar da “'Türk-Kürt' birlikte yola çıkarken...” başlığını verdiği yazısında “Onu yani Tayyip Erdoğan’ın dün kulak kesilmiş dinler ve hiçbir mimiğini kaçırmak istemezcesine onu olanca dikkatimle süzerken, yıllar önce fark ettiğim bir özelliğini bir kez daha gözledim. Tayyip Erdoğan, hem ‘göğe’ hem de ‘yere’ son derece yakın, ‘göğü’ de ‘yeri’de içselleştirmiş. ‘Gök’ten kasıt ‘İlahi’ alan, ‘yer’den kasıt, ‘beşeri varlığı’ ile ‘yeryüzü’. Son derece güçlü ve samimi bir ‘inanç insanı’ olmasının yanı sıra geldiği toplumsal köken, gelir grubunu ve değerlerini hiçbir zaman unutmayan ve terk etmeyen birisi olduğu duygusunu aşılıyor” diyor.
Felsefi tonlamalarla yapılan güzellemeler, Çandar’ı şişirmiş de şişirmiş. ‘Yerle gök arasında bir yerde’ demiş. (MFÖ’nün şarkısından esinlenme olup olmadığını bilmiyoruz.) Oraya yerleştirmiş. ‘Yerden göğe kadar’ dökmüş içini. Fakire fukaraya da yüz çevirmiş, hem de inançlı bir insan Erdoğan. Daha ne istenir. Söz hakkını Çandar’dan alıp birkaç şey söylemek gerek.
Yaratılmak istenen algı karşımızda her yöne hitap eden, her kesimi kapsayan, herkesin sesi olan bir siyasi çizgi, bunların da Erdoğan’ın kişiliğinde birleşen bir karakter olduğu. Sürece baktığımızda iç ve dış politikanın bu anlamda ne kadar örtüştüğü rahatlıkla görülüyor. İçerde Kürt, Türk, Alevi, Sünni vs. herkesi kapsayan dışarıda da özellikle bölge ülkeleriyle yapılan görüşmelerle, atılan turlarla, gidip gelmelerle çerçeveyi ve ‘vizyonu’ genişleten ülke Türkiye şablonu.
Hem içeride hem dışarıda kapsama, büyüme, kapsamlı büyüme. Ana hatlarıyla bu algı empoze ediliyor. Zihinlere şırınga ediliyor. Çok süratli yapıyorlar bunu. Yol aldıkları besbelli. Bu çerçeveye dahil olmayanları bu kozla vuruyorlar. Önümüzdeki süreçte de yapacaklar.
Dünkü kongreden de çıkan mesaj da genel hatlarıyla buydu. Yazarlarımız da güzelce işlediler. Örnekler yalnızca bir kısmı.
Gerçek resmi ise dışarıda ABD ve İsrail ile yapılan askeri tatbikatlar, çıkarılan tezkereler, alınan silahlar ve ‘Güçlü ordu, güçlü Türkiye’ imgesi ve Osmanlıcılık vurgusu içeride de işsizlik ve yoksulluğun toplumda yoğun travmalara yol açması, bununla birlikte cinnet geçirmenin, cinayetlerin anormallikten çıkarıldığı bir toplumsal yapı veriyor.
Bitirirken Radikal’den Akif Beki’nin de “Veda kongresi miydi?” başlıklı ‘şiir tadında ve duygu yüklü’ yazısının okunmasını öneririz. Bazılarına iyi gelebilir. Bize bundan ve diğerlerinden sadece kötü kokular geliyor.
Volkan Karakoç
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.