Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Ne diyorsunuz siz?

Medyada, normal koşullarda "büyük skandal" olarak değerlendirilecek şeyler ardı ardına yaşanıyor ancak bunlara öyle tepkiler veriliyor ki...

Yayın Tarihi: 15.05.2010 , 10:30 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:09

Türkiye’de öyle sözler dile getirilmeye, öyle potlar kırılmaya başlandı ki, bunlara verilen tepkilerden özellikle son senelerde insan aklına yapılan saldırının etkili olduğunu anlıyoruz. Başbakanın eski danışmanı, bir ülke medyası açısından olabilecek en uç bağımlılık ilişkisini ortaya koyuyor, medyamız “İstese 4 yıl önce bitirirmiş” diye başlık atıyor. Bir diğeri, bir köşe yazarı, Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın “iptal edileceği kesin olan” bir konuda 4 ay gündemi “oyalayarak” meseleyi geciktirmesini teklif ediyor açık açık, “Yeni kehanette bulundu” diye haber oluyor.

“Geçmişe ait bilinmeyen belge”nin hikayesi
Dört gün önce bir televizyon kanalındaki açık oturumda Nihal Bengisu Karaca, CHP lideri Deniz Baykal’la ilgili bilinmeyen bir belge olduğunu iddia etti. Karaca, programda “Baykal’a ait bir belgeyi ele geçirenler, danışmanı aracığıyla Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a bu bilgiyi ulaştırdı. Başbakan da onlara, ’Bu yayınlanırsa, destek olmayı bırakın, sizi bitirmek için her şeyi yaparım’ mesajı iletmiş” diye konuştu.

Ardından Başbakanlık eski Basın Müşaviri Ahmet Tezcan, bu iddiayı doğrulayan açıklamalarda bulundu. Tezcan programda şunları söyledi: “Nihal Bengisu Karaca, geçenlerde bir başka programda önemli bir bilgi verdi. ’Ben Başbakan’ın bir yakınından biliyorum ki’ diye başlayan bir sözü vardı. Bengisu’nun bahsettiği Başbakan’ın yakını, danışmanı bendim. Bunu açıklamak zorundayım. 4 yıl önce Sayın Baykal ile ilgili sol bir dergide yayınlanmak üzere gazeteci bir arkadaşımdan bir bilgi geldi. Sadece ’Eğer başımıza bir şey gelirse hukuksal destek verir misiniz’ diye de ben Sayın Başbakan’a bunu ilettim. Erdoğan, ’Bize yakışmaz’ dedi ve ekledi: ’Eğer arkadaşın üzerinde bir etkin varsa, bunun yayınlanmasına da engel ol. Çünkü biz kavgamızı ancak siyasette yaparız, başka alanlarda değil.’ Başbakan’ın sözleri üzerine dergi de zaten yayınlayamadı. Başbakan isteseydi Sayın Baykal’ın siyasi hayatı 4 yıl önceden biterdi. Ben Erdoğan’ı suçlamak yerine ona dua etmesi gerekir diye düşünüyorum.”

Habercilik Sultan’ın iki dudağı arasında mı?
Tezcan’ın yukarıdaki sözleri, “Başbakan isteseymiş Baykal’ı 4 yıl önce bitirirmiş” başlıklarıyla tüm medyada yerini aldı. Oysa Tezcan’ın anlattıkları, medya açısından gelinebilecek en vahim noktalardan birini ortaya koyuyordu. Ve, maalesef, bu sözlere verilen tepki ve açıklamaların haberleştirilme biçimi, medyamızın daha da beter bir noktaya gelinebileceğini kanıtladığını gösteriyor.

Tezcan’ın söylediklerinden anlaşılan şu: Birileri, Baykal’la ilgili bir “bilgi” ele geçiriyor. Bu bilginin yayınlanıp yayınlanmaması için birtakım gazeteciler Başbakan’a gidiyor. Başbakan “Yok” diyor, yazı yayınlanmıyor.

Türkiye’de de, başka ülkelerde de iktidar yanlısı medya hep oldu. Son birkaç senedir AK yanlısı medya bu duruşunu kör gözüme parmak ortaya koyduğu için, “yandaş basın” olarak anılmaya başladı. Ancak iktidarlar, siyasi rakipleri hakkındaki haberlerin kendilerine servis edildiğini ve bunların yayınlanmasına onların karar verdiklerini itiraf etmediler.

Herhangi bir “bilginin” bir gazeteci tarafından yayınlanmasında sorun olup olmadığı, gazetecilik etiği kurallarınca belirlenebilecek bir şeydir. Herhangi bir bilginin kamuya ifşa edilmesinin etik olup olmadığı Başbakan’a değil, bu kurallara danışılarak anlaşılır. Herhangi bir “bilginin” yayınlanmasında hukuki bir sıkıntı olup olmadığı ise, hukukçular tarafından belirlenebilecek bir şeydir. Bunun için de Başbakan’a değil, hukukçulara danışılır.

Bir sol dergide yayınlanacağı iddia edilen bir bilgi için bilginin sahibi gazeteciler, Başbakan’ın huzuruna çıkıyorlar. Ondan, “hukuki destek” istiyorlar. Dünyada böyle bir genel pratik, böyle bir gazetecilik yöntemi olmadığına göre, demek, Başbakan’ın benzeri durumlarda nasıl olduğu bilinmeyen bir “hukuki destek” sağladığı, geniş kesimlerce biliniyor.

Medyamız, bu muazzam itiraf karşısında “İstese Baykal’ı 4 yıl önce bitirirmiş” başlığı atıyor… Çünkü bu medyada artık gizli kasetler prim yapıyor, siyasetin “belge patlatma” mücadelesi olduğu düşünülüyor, herkes belden aşağı vurmayı kanıksıyor, kimse gazeteciliğin, siyasetin nasıl olması gerektiğine kafa yormuyor, magazinleşen medya çürüyor…

Tayyar neye güveniyor?
AKP iktidarının sağladığı destek her ne ise, büyük olduğu anlaşılıyor. Zira yandaş basının kalemşörleri, fütursuzluklarıyla bunu kanıtlıyor. Ancak verilen tepkiler, bu fütursuzluğa sadece iktidarın teşvikinin değil, medyanın halinin de ortam hazırladığını gösteriyor.

Star gazetesi yazarı Şamil Tayyar, kendisine servis edilen istihbaratlara dayalı yazılar yazmasıyla tanınan, “muhafazakar kökene sahip araştırmacı gazeteci” olarak kendini ortaya koymaya çalışan bir kişi. Tayyar, dün “Haşim Kılıç’ın koruması artırılmalı” başlıklı bir yazı kaleme aldı.

Kılıç, Yüksek Seçim Kurulu’nun referandumun AKP’nin istediği gibi 60 gün değil, CHP’nin istediği gibi 120 günlük bir sürede yapılması kararını ele alarak, “CHP, YSK’nın bu kararıyla, iptal başvurusunun referandumdan önce 60 gün içinde karara bağlanmama ihtimaline karşı ilave 60 gün daha kazandı” diye yazdı.

Tayyar, yazısına şöyle devam etti: “Böylece, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın paketle ilgili görüşme takvimini referandum sonrasına bırakma ihtimalinin önüne geçilmek isteniyor. Oyun kurucular, Kılıç’ın 4 ay gündemi oyalamayacağını ve iptal kararının referandumdan önce verileceğini varsayıyorlar. (…) Şu anda referandum sandığının tek güvencesi Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç olarak gözüküyor. Paketi 4 ay içinde gündeme alırsa, iptali yüzde yüzdür. Ne yapıp edip sandığın önünü açacak.”

Anayasa’ya aykırı, o yüzden direnmek lazım!

Anayasa Mahkemesi, Meclis’te yapılan düzenlemelerin Anayasa’ya uygun olup olmadığını denetlemek üzere oluşturulmuş bir organ. Tayyar diyor ki, AKP’nin değişiklik paketi 4 ay içinde Anayasa Mahkemesi’nin önüne giderse, yüzde yüz iptal edilecek, yani Anayasa’ya aykırı bulunacak. Bu durum karşısında Tayyar, çözüm olarak (yandaş olduğu herkesçe bilinen) Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’a “4 ay gündemi oyala” önerisinde bulunuyor.

Tayyar 4 ay sonra sandıktan çıkacak bir “evet” oyuyla yargıya yapılacak baskıya mı güveniyor, yoksa yeni Anayasa’yla yargıyı AKP’nin ele geçireceğine mi güveniyor, başka bir hesap mı yapıyor, bilinmiyor. Ancak medyamızda kimse, bu satırların kaleme alınmasındaki tuhaflığı görmüyor. “Tayyar’dan yeni kehanet” başlıkları atılıyor.

Çünkü Tayyar, medyayı iyi tanıyor. Yazısına, medyanın atlayacağı yemi koymayı unutmuyor. Diyor ki, “Bu ağır sorumluluğu nedeniyle provokatif eylemler de gündeme gelebilir. Haşim Kılıç’ın şu andan itibaren güvenliği daha üst düzeyde sağlanmalıdır. Anayasa değişikliğini ve demokratik açılımları akamete uğratmak isteyenler, sistemi kullanarak çözüm üretemediklerinde her yola başvurabilirler.”

Böylece medya, Tayyar’ın “Kılıç’a suikast düzenlenebilir” kehanetinde bulunduğunu başlık yapıyor. Öneri arada kayboluyor, normalleşiyor… Çünkü medyamız, artık kehanetleri pek seviyor, suikast planlarının “tutacağını” düşünüyor, gizli planlar, Ergenekonlar sistematiğiyle düşünmeye alışıyor ve alıştırıyor, hukukun hiçe sayılmasında “haber değeri” bulmuyor.

Böyle bir ortamda, normalde bizzat söylediklerinde ve yaptıklarında çok dikkatli olan Fethullah Gülen bile, “İstesek biz yapabilirdik, buna gücümüz var, ama bu defa biz yapmadık” şeklinde yorumlanabilecek bir ifadeyle Baykal’ı arayıp yatak odası görüntülerinden dolayı üzüntülerini bildiriyor.

(soL - Haber Merkezi)

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.