Çuval avuntuları 6. yılda sürüyor

'Çuval Olayı' hakkında Türk yetkililer burnundan kıl aldırmıyor. Son olarak Türk timinin teknik açıdan hazırlıklı olduğu, ama sırtından vurulmayı beklemediği teslim olarak "11 askere karşılık çok daha fazla Amerikalının ölmesini engelledikleri" söylendi.
Pazar, 05 Temmuz 2009 11:27

soL (HABER MERKEZİ) Dün, Türkiye'nin dış siyasettine "çuval olayı" olarak geçen (İngilizcesi "The Hood Event") olayın 6. yıldönümüydü. ABD'nin Irak'ı işgalinin ardından Türkiye'nin Kuzey Irak Süleymaniye'deki askeri timi ABD birliklerince basılmış 1 yüzbaşı, 2 üsteğmen ve 8 astsubay, başlarına çuval geçirilerek önce Süleymaniye'deki Atadi Parkı'na, ardından Kerkük'te cezaevi gibi kullanılan Amerikan Üssü'ne götürülmüşlerdi.

Dünya diplomasi tarihine geçecek bir 'stratejik müttefiklik' örneği olan bu olayın ardından, ne sivil ne de askeri yetkililer hesap verme ihtiyacı hissettmediler. Tersine bu olay, Türk yetkililerin soğukkanlılığı için bir övünç meselesine dönüştürüldü.

Dün Habertürk'te, olayların tanığı olup bugün emekli olan üst düzey bir generalle yapıldığı belirtilen bir röportaj yayımlandı. Alper Uruş imzasıyla çıkan röportajda, isminin saklı tutulmasını isteyen general, çuval olayı ile esir alınan Türk timinin askeri açıdan hazırlıksız yakalanmadığını ancak müttefik kuvvetlerden böyle bir saldırı beklememeleri nedeniyle olayı engelleyemediklerini belirtti.

"1 Mart tezkeresinin ve ABD karşıtı eylemlerin hesabını sordular"
General, ABD'nin 11 Eylül 2001'den sonra Afganistan ve Irak ile ilgili planları hakkında Tükiye'yi bilgilendirdiğini, dönemin Genelkurmay Başkanı Kıvrıkoğlu'na Türkiye'nin kırmızı çizgileri ile ilgili bildirimde bulunulduğunu söyledi. Tezkere TBMM'de oylanmadan bir ay önce ABD ile Türkiye'nin Ankara'da "Mutabakat Muhtırası"na vardığını belirten general, 1 Mart tezkeresinin geçmemesi ve "Amerikan kuvvetlerinin yumurta, domates atılarak protesto edildikten sonra" geri çekilmeleri yüzünden Kerkük'te ABD birliklerini komuta eden Albay Mayville'in bundan rahatsızlık duyduğunu ve yakın çevresine "Bunun hesabını soracağını" söylediğini öğrendiklerini aktardı.

"Hazırlıksız yakalanmadık, kalleşçe sırtımızdan vurulduk"
Süleymaniye'de konuşlanan Türk timinin aslıda hazırlıksız yakalanmadıklarını, 1 yüzbaşı, 2 üsteğmen ve 8 astsubaydan oluşan timin Amerikan konvoyunu Kerkük'ten yola çıktığı andan itibaren izlediğini vurgulayan general, bu hareketi İran'a yönelik bir faaliyet olarak yorumladıklarını söyledi. General, baskından kısa süre önce amerikalılar ttarafından haberleşme olanaklarının etkisiz hale getirildiğini belirterek olayı şöyle anlattı:

"Saat 14.50-15.00 sıralarında Türk timinin bulunduğu, Talabani'nin sarayına 150, belediye başkanının evine 5 metre uzaklıkta olan sokağın girişi zırhlı araçlar tarafından kapatıldı. 60 ila 90 arasında Amerikan askeri, 150-180 civarında KYB (Talabani'ye bağlı) peşmergeleri ve yine onlara destek için oraya gelen 300 kadar peşmerge üç halka halinde binayı sardı. Türk timinin komutanı olan yüzbaşı daha önce istihbarat paylaşımı yaptığı, çay içtiği Amerikan yarbaya kapıyı açıp, "Hoşgeldiniz" dediği sırada Amerikan askerleri üzerine saldırdı. 11 tim mensubu, 2 aşçı, 9 yaşında bir çocuk ve 4 Türkmen ziyaretçi ile kapıda duran 3 KYB peşmergesi olmak üzere toplam 21 kişi gözaltına alındı."

"4 Temmuz yüzünden özür diletemedik"
General, Genelkurmay'ın bu "çirkin biçimdeki uygulama"dan 45 dakika sonra haberi olduğunu, TSK ve hükümetin baskılarına karşın 4 Temmuz'un ABD'nin ulusal günü olması nedeniyle müdahale etmekte sıkıntı yaşandığını, askerlerin 6 Temmuz sabahı serbest bırakılıp Süleymaniye'ye geri götürüldüklerini belirtti.

Adını vermeyen general, olayın ardından ABD'nin özür dileyip dilemediği şeklinde bir soruyu ise şöyle yanıtladı: "101 'inci Amerikan Hava indirme Tümen Komutanı Tümg. Petraeus özür dilemek istedi ama Türk tarafı özrü yeteli bulmadı." General, Amerikan tarafının daha fazla alttan almadığını ve "ABD Silahlı Kuvvetleri olarak sizden özür diliyorum. Ancak bizden şunu beklemeyin, 'Amerika olarak illegal bir şey yaptık, Türkiye'den özür diliyoruz' diye açıklamada bulunamayız" dediğini belirtti ve yaşananları şöyle yorumladı:

"11 şehide karşılık çok daha fazla Amerikalı ölse açıklayamazdık"
"4 Temmuz kalleşliğin günüdür. Sivil ya da asker hiç kimse böyle bir kalleşliği beklememiştir. Neden ateş açılmadığı üzerine eleştiriler yapılıyor şunu düşünmek gerek: ateş açılsaydı ve 11 şehide karşı çok daha fazla Amerikalı ve peşmerge ölseydi Türkiye bunu siyaseten açıklayabilir miydi? Açıklayamazdı..."

Büyükanıt: Petraus'a 'çuvalcı paşa' demeyin
Daha önce de eski Genelkurmay Başkanı Büyükanıt Petraus'u aklamak için özel çaba göstermişti. Büyükanıt, Şubat 2007'de yaptığı bir açıklamada, "Petraeus'un adı 'çuvalcı paşa'ya çıkmış. Bu kişi çok üzülüyor, rahatsız oluyor. Haksız yere hücuma uğruyor. O çuval geçirme olayıyla General Petraeus'un hiçbir ilgisi yoktur. Bunu bir vefa borcu olarak söylüyorum. Yardımcı olun. O olduğu zaman, Petraeus Musul'da komutandı. Musul, onun zamanında çok istikrarlı bir çizgi çizdi. Baskın yapanlar, Kerkük'teki birliğin askerleriydi. Kerkük'teki komutan kimdi derseniz, ben onu da size söylemem. Deklare etmem. Ama Petraeus değildi. Lütfen bu kişiye artık 'çuvalcı paşa' demeyin" demişti.

Bağış: Esir askerleri Başbakanın telefonu kurtardı
Devlet Bakanı ve AB Başmüzakerecisi Egemen Bağış ise, Şubat 2009'daki bir açıklamasında başına çuval geçirilip esir alınan Türk askerlerini Başbakan Erdoğan'ın kurtardığını söylemişti. Bağış, "Başbakanımız dönemin ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney ile görüştü ki o gün 4 Temmuz'du, ABD'nin ulusal tatil günüydü ve zorla buldurduk tatil yaptığı yerden... Başbakanımız 'Bizim çocukları çabuk serbest bırakın' dedi. Cheney, 'Sayın Başbakan emin olun ki durumları çok iyi' dedi. Başbakanımız dedi ki 'Ben hapis yatmış biriyim. Gözaltında, hapiste olan kişinin durumunu bana anlatmayın, bunu kabul edemem, çabuk o çocukları serbest bırakın' dedi ve onları Başbakanımız kurtardı" şeklinde duygularını ifade etmişti.