Sayfa yolu
Müller, Nobel'in 'hakkını veriyor'
Yayın Tarihi: 09.12.2009 , 09:45 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
2009 Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görülen Romanya doğumlu Alman yazar Herta Müller, ödülünü yarın Stockholm’de düzenlenecek törenle alacak. Ödülü kabul konuşmasını önceki gün İsveç Akademisi'nde yapan Müller, “Nobel Edebiyat Ödülü’nü aldığım 2009 yılının aynı zamanda komünizmin sonunun yirminci yılı olmasını anlamlı buluyorum” dedi. Romanya'da Çavuşesku yönetiminde çok baskı gördüğünü anlatan Müller, bu deneyimlerinin eserlerini beslediğini söyledi.
Çavuşesku bitti, sıra Çin’de
Müller, dün Reuters ajansına yaptığı açıklamalarda ise Çin’i hedef aldı. Çavuşesku yönetiminde muhalif olduğu için zulme uğradığını söyleyen Müller, Çin’de de muhaliflere benzeri bir baskı uygulandığını ve bu nedenle Çin’in “demokratik bir ülke olmanın çok uzağında” olduğunu iddia etti. Müller, batılı liderlerin Çin’le şimdilerde yürüttüğü dostane diplomasinin fayda vermeyeceğini ve Çin’i demokratikleştirmeyeceğini söyleyerek, “Eğer batı dünyası Çin’in politikalarına daha az tolerans gösterirse, Çinli liderler de değişimi düşünmek zorunda kalacaklardır” dedi.
Müller’in son romanı Atemschaukel, Stalin döneminde Romanya’dan sınırdışı edilerek Sovyetler Birliği'ndeki bir çalışma kampına sürgüne gönderilen bir Almanı konu alıyor. Nobel ödüllerinin seçici kurulu olan İsveç Akademisi, ödülün Müller'e verildiğini açıklarken bu yapıtları "şiirin yoğunluğu ve nesrin açıklığını kullanarak yoksulların dünyasını tasviri" diye nitelendirmişti. Ancak bu niteleme, Müller ile birlikte bu yıl Nobel Barış Ödülü’nü alan ABD Başkanı Barack Obama için kullanılan ifadeler kadar isabetsiz.
Jüri, Obama’ya bu ödülü "uluslararası diplomasiyi ve halklar arasındaki işbirliğini güçlendirme konusundaki olağanüstü çabaları, nükleer silahsızlanma için yaptığı çalışmalar ve dünya barışına katkıları" için verdiğini ilan etmişti. Obama için sarf edilen sözler gibi, Müller’e yakıştırılan “mağdurların edebiyatçısı” ifadesi de gerçeği hiç yansıtmıyor.
Herta Müller kimdir?
Herta Müller, 1953’te Romanya’nın batısındaki Banat bölgesinde yaşayan, kökeni Almanya’nın güneyinin yerlileri olan Suebyalılara (Schwaben) dayanan Alman azınlığın bir üyesi olarak dünyaya geldi. Müller’in büyükbabası, köyün büyük toprak sahiplerinden biri ve aynı zamanda ileri gelen tüccarlarından biriydi. Romanya Krallığı, II. Dünya Savaşı sırasında Hitler ile ittifak yaptı. Müller’in babası da birçok Banat Almanı gibi, doğrudan doğruya Adolf Hitler'e bağlılık yemini etmiş gönüllü savaşçılardan oluşan Waffen SS adlı Nazi birliklerine katıldı. Savaş sırasında yerli halklara karşı işgalci Nazilerle birlikte savaşan Banat Almanları, savaşın ve Nazilerin bozguna uğratılmasının ardından ya sürgüne gönderildiler ya da devlet gözetimi altında tutuldular.
Temeşvar Üniversitesi’nde Alman dili ve Romanya edebiyatı alanlarından öğrenim gören Müller, Aktionsgruppe Banat adlı Çavuşesku muhalifi Alman milliyetçisi bir örgüte üye oldu. 1976’da bir fabrikada tercüman olarak çalışırken gizli polis teşkilatı ile işbirliği yapmayı reddettiği için işinden kovulduğunu söyleyen Müller, bir süre öğretmenlik yaptı. Bu yıllar boyunca, anadili olan Almanca’da yazdığı Çavuşesku muhalifi kitaplarını zaman zaman sansüre uğrasa da yayımlama olanağı buldu.
Müller, şiir, deneme ya da roman türünde olmasından bağımsız olarak hemen tüm yapıtlarında “Çavuşesku rejiminde ve komünizmde yaşamanın zorlukları”ndan, Romanya’daki Alman azınlığın “ülkedeki Stalinist işgal güçlerince gördüğü baskılardan” söz etti, ancak Hitler rejimini suçlayan tek bir satır bile yazmadı.
NATO'nun Yugoslavya'yı bombalamasını desteklemişti
Ekim 1987’de eşiyle birlikte Romanya’yı terk ederek Federal Almanya’ya gelen ve Batı Berlin’e yerleşen yazar, Alman politikacıları tarafından büyük bir destek gördü ve yazar çift için çok geniş bir tanıtım kampanyası yapıldı. Müller, üniversitelerde ders vermeye başladı. 1997’de, PEN Almanya Merkezi’nin PEN’in eski Demokratik Alman Cumhuriyeti’ndeki şubesi ile birleşmesini gerekçe göstererek PEN’den çekildi. 1999’da NATO’nun Yugolavya’yı bombalamasını destekleyen Müller, Romanya'da yaşadığı yıllarda kendisinin de "NATO uçaklarının gökyüzünde belirmesini beklediği" itirafında bulunmuştu.
Ödüle Avrupalı liderler sevindi, edebiyat camiası şaşırdı
Geçtiğimiz Ekim ayında, 2009 Nobel Edebiyat Ödülü’nün Müller’e verileceği açıklandı. Almanya Başbakanı Angela Merkel, Berlin Duvarı’nın yıkılmasının 20. yılında Müller’in bu ödülü almasının çok anlamlı olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı Horst Köhler de, “Müller’in ödülünün Avrupa’daki dikdatörlerin yıkılmasının 20. yılına rastlaması ayrıca anlamlı” dedi. Fransa Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner, Herta Müller için “totaliterizme karşı cesur bir savaşçı” ifadesini kullandı.
Basında Nobel komitesinin kararı “tam bir sürpriz” olarak değerlendirildi. İsveç Akademisi’nin kararı ile ilgili olarak Frankfurter Allgemeine, “Edebi olduğu kadar siyasi bir nitelik de taşıyor” yorumunda bulunurken, Süddeutsche Zeitung “Akademisi bu yılki ödülü verirken edebiyattan çok, ‘dünya’ kavramını dikkate aldı” dedi. Frankfurter Rundschau, “Akademi akıllıca, cesur ve siyaseten hassas bir karar verdi” ifadesini kullandı.
Junge Welt: Almanya'nın jandarmalığı Nobellerle ödüllendiriliyor
Die Welt gazetesi, Müller'in babasının bir Nazi subayı olduğunu hatırlarak yazarın geçmişinde yalnızca komünizmin değil, faşizmin de var olduğuna dikkat çekti. Junge Welt de, “Bugünkü kapitalizmde, bir gül artık bir gül değil, bir edebiyat ödülü de artık bir edebiyat ödülü değil. Önemli olan bunların neo-liberal propaganda aracı olarak kullanım değeri” cümleleri ile jürinin seçimini eleştirdi. Gazete, Nobel Ödülü’nün sık sık Almanca yazan yazarlara verilmesini ise şu ifadelerle sorguladı: “Almanya’nın Avrupa’da büyük bir güç haline geldiği bir dönemde dışarıda da dünya jandarmalığında yardımcı rol oynaması başka türlü nasıl ödüllendirilebilirdi?”
Öte yandan, Almanya’nın en önemli edebiyat otoritelerinden biri sayılan Marcel Reich-Ranicki’nin, kendisine mikrofon uzatan Alman Haber Ajansı’na (DPA) "Bu konu hakkında konuşmak istemiyorum" demesi de büyük yankı uyandırdı.
Edebiyat eleştirmeni Osman Çutsay’ın konu hakkında görüşlerini aldığı, Frankfurt’ta çalışmalarını sürdüren yazar-yayıncı Beatrix Caner de, Herta Müller’in eserlerinde komünizmin insanlık dışı bir sistem olarak gösterildiğini ve bu hastalıklı düşmanlığın ödülü almasındaki etkisinin yadsınamayacağını söyledi. Cumhuriyet Hafta Sonu ekinde çıkan söyleşide, Müller’in Türkler ve İslam ile ilgili çalışmaları bulunan Annamarie Schimmel’e de ırkçı bir çerçeve ile saldırdığını hatırlatan Caner, çarpıcı bir hatırlatma daha yaptı. “Birkaç yıl önce aynı ödülü alan Macar yazar Imre Kertész’in Alman faşizminin hiç de o kadar kötü olmadığını, istendiği zaman o sistemin de pekala yaşanabilir bir sistem olduğunu savunması hoşgörülmüştü. Öne çıkarılan tema buydu” diyen Caner, Nobel ödüllerinin “batının üstünlüğü” fikrinin reklamını yaptığını söyledi.
(soL - Haber Merkezi)
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.