Halet Çambel'in ardından: Arkeoloji öksüz kaldı

Türkiye’nin arkeoloji alanında yetiştirdiği en önemli isimlerden Prof. Dr. Halet Çambel (98) hayatını kaybetti. Ülkemizin ilk açık hava müzesinin kurucusu, Karatepe kalıntılarının ortaya çıkarılması ve Hitit dilinin çözülmesinde büyük katkısı olan değerli bilim insanı Halet Çambel’i saygıyla anıyoruz.
Salı, 14 Ocak 2014 12:17

Sekiz yaşında dilini doğru düzgün konuşamayarak geldiği bir ülkeyi hayatı boyunca aydınlatan bir kadın, Halet Çambel, hayatını kaybetti. Babasının askeri ateşe olarak görev yaptığı Berlin’de dünyaya gelen Çambel, 8 yaşına kadar Almanya, İsviçre ve Avusturya’da yaşadı. İstanbul’a geldikten sonra, artık varlığını Robert Koleji olarak sürdüren Arnavutköy Kız Lisesi’nde okudu. Bir nevi Türk bakaloryası olan ve daha sonra uygulamadan kaldırılan Devlet Olgunluk Sınavı’nı verdikten sonra, Sorbonne Üniversitesi’nde Arkeoloji okudu. 1938 yılında yine aynı üniversitede doktoraya başladı fakat İkinci Dünya Savaşı sebebiyle doktorasını İstanbul Üniversitesi’nde tamamladı.

Karatepe kazıları
Hattuşaş’ın bulunduğu Boğaz­köy’de, Alman Arkeoloji Ensti­tüsü’nün Başkanı Kurt Bittel’in yanında stajyer olarak başladığı kazıları hayatı boyunca sürdüren Halet Çambel, bilim dünyası tarafından “Hitit hiyerogliflerinin çözüldüğü yer” olarak tanınan Karatepe-Aslantaş’ta, Türkiye’nin ilk açık hava müzesini kurdu. Karatepe kalıntılarının ortaya çıkarılmasınına ve Hitit dilinin çözülmesine katkısı büyüktür. 1946 yılında, Kayseri-Adana arasında kalan bölgedeki Hitit eserlerini incelemek için çıktıkları gezide, yöredeki bir çobanın direktifleri doğrultusunda Karatepe bölgesindeki kalıntılara ulaşan arkeoloji ekibi, Hitit hiyeroglifleri ve Fenike yazısının bir arada kullanıldığını görür. O dönem de Fenike yazısı tercüme edilebildiği için, bu keşif Hitit hiyerogliflerinin nihai çözümü 
olur.

1960 darbesinde 147’lik olan Halet Çambel, bu dönemde Karatepe’deki kazılara devam etti. 1962-1963 yılları arasında aldığı bir davet üzerine Saarbrücken Üniversitesi’ne giden Çambel, Türkiye’ye döndükten sonra, İstanbul Üniversitesi’nde Prehistorya Kürsüsü’nü kurdu. Daha sonrasında 1965’ten 1971’e kadar olan sürede Adana, Hatay ve İçel’deki sivil mimarinin ve arkeolojik eserlerin taramasını gerçekleştirdi. Çambel’in çabalarıyla kurulan İstanbul-Chicago Üniversiteleri Güneydoğu Anadolu Tarihöncesi Araştırma Kamu Projesi çerçevesinde, 1964’te Urfa-Bozova’da Biris Mezarlığı ve Söğüt Tarlası, 1968 ve 1970’de Diyarbakır Girikihacıyan kazıları gerçekleştirildi.

'Anadolu'yu sevmeli'
Keban Barajı’nın yapımıyla su altında kalacak olan alanların taranması çalışmaları da yine Halet Çambel’in girişimleriyle başlatılmıştır. ODTÜ Keban Bölgesi Tarihi Eserleri Kurtarma ve Değerlendirme ve Aşağı Fırat projeleri, bu alan taramalarının devamı niteliğindedir. “Bir lahitin içine ekili bir domates, bir ailenin geçim kaynağı, ekmek teknesi olmuş. Bu lahiti nasıl kurtaracaksınız? Domates sorununu kolay çözemiyorsunuz tabii çünkü bir gerçekle karşı karşıyasınız. Bunun doğurduğu problemi çözmek için ülkenin sosyal problemlerini bilmek gerekir. Bu nedenle Anadolu’da yaşamak, belki daha önemlisi Anadolu’yu sevmek gerekiyor” diyen Çambel, yürüttüğü bütün projeleri öğrencileriyle ve öğrencilerine Anadolu’yu sevdirerek gerçekleştirdi.

Üniversitede tören
YÖK’ün kurulmasıyla birlikte akademiden ayrılmayı kafasına koyan Çambel, kazılara katılımı nı ve yazılarını emekliliğinde de sürdürdü. Çambel, son yıllarını yakın arkadaşı Turgut Cansever’in projesi olan kazı evi müzesinin hayata geçirilmesi için uğraşarak geçirdi. Yaşamını arkeolojiye, Anadolu’ya ve Anadolu insanına adayan bilim insanı Halet Çambel, yöre halkının “Halet Bacı”sı 14 Ocak Salı günü, saat 10’da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde yapılacak törenden sonra, Çarşamba günü, hayatının büyük bir kısmını geçirdiği Muğla’nın Akyaka beldesinde eşi Nail Çakırhan’ın yanına defnedilecek.

Bir asra yaklaşan ömrünün yetmiş yılını eşi Nail Çakırhan’la geçirdi Halet Çambel. Nâzım Hikmet’in yakın arkadaşlarından, Türkiye Komünist Partisi’nin ilk üyelerinden gazeteci, şair ve alaylı bir mimar olan Nail Çakırhan, Sultanahmet Cezaevi’nden Halet Çambel’e yazdığı bir mektupta, özgürlüğe kavuştuğu gün yapacaklarını şöyle anlatır:

“Kapıda bulunacaksın sen o gün... Otomobil de hazır olacak kapıda... Ben hemen oracıkta, sana sarılıp sarılıp öpmemek için, doya doya kucaklamamak için seni, kendimi zor tutacağım çıkınca...

Durmak yok. Doğru taksiye... Ver elini Bebek... Bebek’te oturup içeceğiz seninle... Çok değil, ayak üstü biraz... Susuzluğumuz dinsin diye yalnız... İçerken bile ben gözlerimi kapayıp evimizi, odamızı göreceğim hep, evimizi, odamızı tadacağım içimden, yudum yudum...”

Hitler’in elini neden sıkmadım?
1936’da Berlin’de gerçekleştirilen Olimpiyatlar’a katılan Halet Çambel, arkadaşı Suat Aşeni Fetger ile birlikte Olimpiyatlar’a katılan ilk Türk kadın sporculardan biriydi. Okuduğu Almanca kitaplardaki şövalyelerden etkilendiği için eskrim yapmaya başladığını söyleyen Çambel, Berlin Olimpiyatları’ndan bahsederken, Hitler’in elini sıkmamasıyla ilgili şu ifadeleri kullanır: “Berlin’deki mihmandarımız, bizden Hitler’le tanışmamızı istediğinde ona, ‘Eğer buraya gelmemizi hükümetimiz istemeseydi burada olmazdık’ dedim ve bu isteklerini reddettim.”

Kazıyı yaparken...
Halet Çambel, Karatepe’de yaptığı kazılarla sadece tarihe değil, bölge halkına da ışık tutar. Bir röportajında o dönem bölgede yaptıklarını şöyle anlatır: “Tarihi eserlere sahip çıkılması eğitimle mümkün. Komşulara ‘Çocuklar sizden, defter kalem bizden. Çocukları gönderin, saat beşten sonra okutalım’ dedik. Çocuklar sabah beşte geldiler, ırmağa gitmemeleri için aşçımızı başlarına koyduk. Mutfağın yanına sıralar kurduk, işten sonra derse giriliyordu. Burada ayrıca geleneksel olarak kilim dokumacılığı yapılıyordu ancak doğal değil kimyasal boya kullanılıyordu. Bunlar da akıyordu. Biz dedik ki, doğal boya kullanırsanız daha iyi olur. İlk dokunan kilimi biraz yüksek fiyatla biz satın aldık. Bu sefer herkes heveslendi ve doğal boyaları kullanmaya başladı. Buraya ilk geldiğimiz yıllarda köyde doktor yoktu. Burada bir ilk yardım istasyonu kurduk. Bir arkadaş Eczacılar Birliği’nin Genel Sekreteri’ydi. Evvela ilaç gönderdi. Burada her türlü yara-bereye, yanığa, basit hastalıklara elimizden geldiğince yardımcı olduk. Her gün 5-6 hasta gelirdi.”