Sayfa yolu
TMMOB olası bir İstanbul depremi için uyardı
Yayın Tarihi: 16.08.2010 , 14:00 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
TMMOB Makine Mühendisleri 17 Ağustos 1999 Marmara depreminin 11. yıldönümü dolayısıyla "Türkiye’de Deprem Gerçeği ve TMMOB Makine Mühendisleri Odası’nın Önerileri" adlı bir rapor yayınladı. Raporda olası bir İstanbul depreminde neler olabileceği üzerinde durulurken, yapı denetiminin yetersiz olduğu belirtildi ve deprem bölgesindeki sanayi tesisleri, enerji ve yakıt hatlarının kentleri patlamaya açık birer bomba durumuna getirdiğine dikkat çekildi.
Yapı denetiminin durumu içler acısı
İstanbul’da bulunan binaların yüzde 70’nin kaçak olduğu belirtilen raporda olası bir İstanbul depreminin sonuçları üzerinde duruldu. Deprem sonucunda 10 bin civarında binanın tamamen çökeceği ifade edilirken, 50–60 bin binanın ağır hasar göreceğine, 40–50 bin kişinin de öleceğine dikkat çekildi. Kent altyapısının tahrip olacağı ve ekonomik kaybın 20 milyar doları bulacağının belirtildiği raporda "bütün bunlara rağmen riskli ve niteliksiz yapılaşmanın hızla sürdüğü ve arttığı gözetilmelidir. Marmara Denizi’nde kırılmamış 160 kilometrelik fay var ve bunun tek bir seferde kırılması halinde 7,6 büyüklüğünde bir İstanbul depremi kapıdadır" denildi.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile Ortadoğu Teknik Üniversitesi, Boğaziçi Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi ve Yıldız Teknik Üniversitesi’nin işbirliği ile İstanbul Deprem Master Planı adlı bir çalışma yürütüldüğü belirtilen raporda, Master Plan kendisini "İstanbul’da ki mevcut yapıların güvenliklerinin incelenmesi, yeterli güvenliğe sahip olmayan yapılar için teknik hukuki, sosyal ve mali açılardan uygunluk arz eden gerekli güçlendirme ilkelerinin belirlenmesi, ek olarak diğer teknik, sosyal, idari, hukuki ve mali önlemlerin de belirlenmesini amaçlamayan bir yol haritası olarak tanımlamaktadır" denildi.
Raporda verilen bilgilere göre, Master planın maliyetinin 5 milyarı bulacağı ve en az 400 mühendisin planda çalışması gerektiğinin belirtilmesi üzerine, bu maliyetin yetkililere fazla geldi ve uzmanların ve öğretim görevlilerin tüm itirazlarına rağmen plandan taviz verilmeye başlandı. Raporun devamında şunlar kaydedildi:
"Uzmanlar İstanbul’daki yapıların tümünün incelenmesi gerektiğini ısrarla vurgularken, her yapının tek tek incelenmesini mümkün görmeyen idari yönetimler çağ dışı bir şekilde yalnızca Zeytinburnu’nun pilot bölge seçildiği, bu bölgedeki yapıların değerlendirmesinin yapılıp o piksel içindeki tüm yapılar için risk değerlendirmesinde esas veri kabul edilmesi gibi bir yaklaşım tercih edilmiştir. Var olan durumda plan Marmara Depremi’nden etkilenmesi olası yapıların % 90’ını kapsamayan bir duruma gelmiştir ve akıbeti meçhuldür."
Olası Marmara depremi riskinin giderek arttığının herkes tarafından bilindiğinin belirtildiği raporda "Buna karşın deprem bölgelerindeki okullar, hastaneler ve diğer kamu yapıları bilimsel olarak incelenmemiş, kentsel yaşamda rant olgusu, can ve mal güvenliği kaygısının önüne geçmiştir. Milyonlarca insanın kaderiyle baş başa bırakılmış olması düşündürücüdür. Öncelikli olarak yapılması gereken, ciddi risk azaltma önlem ve uygulamalarıdır" ifadeleri kullanıldı.
"Kentler patlamaya açık birer bomba"
Raporun devamında deprem bölgesinde bulunan sanayi tesisleri, enerji ve yakıt hatlarının durumuna değinilirken sağlıksız ve plansız yapılaşmanın kentleri patlamaya açık birer bomba durumuna getirdiği kaydedildi. Deprem bölgesinde yerleşim alanlarında bulunan sanayi tesisleri, NATO boru hatları, doğalgaz boru hatları, LPG boru hatlarının ve yerleşim alanları içerisinde hiçbir standarda bağlı olmaksızın kurulan ve işletilen Akaryakıt İstasyonları, Tüp Gaz satış bayilerinin içinde bulundukları bölgelerde kentleri "patlamaya hazır birer bomba" durumuna getirdiği de belirtildi.
Sanayi kuruluşları tarafından gerçekleştirilen deniz dolguları ve tehlikeli madde transferine yönelik özel iskelelerin bunların yakın çevresinde yer alan yerleşim alanları ve doğal alanlar açısından çevre kirliliği, can güvenliği, insan ve diğer canlı türleri için pek çok risk oluşturduğu belirtilen raporun devamında "Bu tür sanayi, depolama, liman vb. tesisler, alt yapı tesisleri ile ulaşım hatlarının yer aldığı bölgelerin deprem açısından da risk taşıyor olması ve pek çoğunun fay hatları üzerinde bulunması tehlikenin boyutlarını artırmaktadır. Ancak 17 Ağustos Marmara Depreminin ardından depremin etkisi ile İzmit Körfezinde yaşanmış olan TÜPRAŞ yangını ve 28 Temmuz 2002 AKÇAGAZ patlaması dahi, bu konuda gerekli önlemlerin alınması için yeterli olmamıştır" denildi.
Raporda, Körfez’de bulunan petrol türevleri ve kimyevi maddelerin depolanması, transferi, üretimi ve işlenmesine yönelik faaliyet gösteren 30 sanayi tesisinin fay hattı üzerinde yer aldığı bilinmesine rağmen, bunların, ne kendi aralarında ne de hemen yanlarında yer aldıkları yerleşim alanları ile aralarında hiç bir ayırıcı bant, güvenlik bölgesi oluşturmadıklarına ve AKÇAGAZ yangınında görüldüğü gibi, bir tesiste çıkacak olası bir yangın veya patlamanın diğer tesislere de sıçrama tehlikesine açık olduğuna dikkat çekildi.
Raporun sonucunda "Bu önemli bilgiye karşın yer seçim ve yerleşme kararlarını bu şekilde koruma kararında ısrar edilecek ve İTÜ, TÜBİTAK MAM, GYTE gibi pek çok kurumun raporlarına rağmen tasfiye kararı verilmeyecekse, bunun sorumluluğunun ilgili kurum ve kuruluşlar ve hükümetlerde olduğu bilinmelidir" denildi.
(soL-Haber Merkezi)
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.