Sayfa yolu
ODTÜ'de özel güvenlik tacizine ceza yok
Yayın Tarihi: 15.12.2009 , 13:14 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
Özel güvenlik biriminin tacizine uğrayan E.D. ile yaptığımız röportajı aşağıda yayınlıyoruz. Röportaj yapıldıktan sonra açıklanan karara göre, tacizci güvenlikçi yalnızca "sözlü uyarı cezası" aldı. E.D. ise, işin peşini bırakmayacağını duyurdu.
soL: Olayı baştan anlatabilir misin?
E.D. : 3 Ekim Cumartesi günü saat 17 sularında topluluk odasını temizlemeye gittik kız arkadaşımla beraber. O da topluluk üyesi, ben de topluluk üyesiyim hatta topluluk başkanıyım. Topluluk odasını yaklaşık iki saat süren bir zamanda temizledik. Bu temizleme işi zaten gönüllü olarak yapılan bir iş. Zaten okul başlarında ve yılbaşlarında temizliyoruz. Temizlikten sonra saat 7 gibi kız arkadaşım ile beraber satranç oynamaya karar verdik. Yere battaniye serip, oynamaya başladık. Saat 8’e doğru aniden bir el bizim topluluk odamızın perdesini yırtmaya çalıştığını gördük ve hemen dışarıdan biri hızlı bir şekilde kapıya vurmaya başladı ve “Çıkın dışarı, ahlak polisini çağıracağız” demeye başladı. Ani bir hareket olduğu için biz korktuk ve normalde ODTÜ görevlisi olacağını bile düşünmedik. Hatta arkadaşım çıkma dedi ancak ben çıkıp bakacağımı söyledim. Çıktım ve kapıyı açtım ama kapı kilitlenmişti çünkü karşı topluluk odasında arkadaşlar vardı. Onlar da kilitlemiş olabilir biz de kilitlemiş olabiliriz. Aynı topluluk odasının iki girişi var, sağ tarafı bize ait ve sol tarafı başka bir topluluğa ait. İç kapı maalesef kapanmıyor. Dolayısıyla açık bırakmamız halinde orada bulunan bilgisayarların ve diğer ekipmanların başkaları tarafından çalınması söz konusu.
soL: Topluluk odanız nerede?
E.D. : Topluluk odası birçok topluluğun yerleşik olduğu Türk Halk Bilimi Topluluğu’nun barakasının yakınındadır. Kapıya vurmaları üzerine ben çıkıp kapıyı açtım. İki görevliyle karşı karşıya kaldım. Biri zaten yüzüme fener tutuyordu. Bana ilk sorduğu şey içerde kim var ve kaç kişisiniz oldu. Ben dedim ki, iki kişiyiz. Hemen içeri girdiler, topluluk odamızda arama yaptılar. Herhangi bir şey bulamadılar. Bunun üstüne siz burada ne yapıyorsunuz, ne için geldiniz gibi sorular sormaya başladılar. Ben satranç oynadığımızı söyledim. Çıkın dışarı, biz sizin oynadığınız satrancı biliyoruz, ahlak polisini arayacağız, evinize şu şekilde yakaladık bu şekilde yakaladık diye yazılar gelecek diye bizi tehdit ettiler. Ayrıca, okuldan atılırsınız, topluluğunuzu kapattırırız tehditlerinde bulundular. Bunun üzerine kimi çağırıyorlarsa çağırmalarını, amir mi olur ahlak polisi mi, çağırın dedim ve zaten biz ifademizi vereceğiz, ortada öyle bir şey olmadığı ortaya çıkacak. Bu sözlerim üzerine sinirlendiler. Görevlilerden biri “biz iki kişiyiz, iftirayı atarız ve birbirimize şahit çıkarız ve hiçbir şekilde ispatlayamazsınız” dedi. Ben de çağırıp, istediğinizi yapın dedim. Bunun üstüne görevli “siz laiklik diyeceksiniz ama Türk milletine laiklik çok ters bir kavram. Şimdi siz burada eşitlik, özgürlük diyorsunuz ama benim bıyığım söz konusu olduğunda ülkücü diye izin vermiyorsunuz. Niye ben burada bıyığımı istediğim gibi bırakmayayım?” dedi.
Ben de yabancı bir öğrenci olduğumu, Türk siyasetine fazla karışmadığımı belirttim ve görevli “biz ülkücüyüz diye eziyorsunuz, biz bilmiyor değiliz bunları ve zaten ben senin solcu gruplara üye olmadığını biliyoruz, üye olsan zaten şu merdivenlerden yuvarlanırdın” ve “biz zaten solcu bebeleri afiş asarken az kovalamadık” ifadelerini kullandı. Ben hala bir şey yapamayacaklarını, polis çağırmalarını söyledim. Tartışırken, yukarı doğu çıkmaya başladık. Görevliler şöyle bir ifade de kullandılar, “ Biz zaten Müzik Topluluğu'nda da solcu bebeleri bu şekilde bastık, korkuttuk ama işte aralarında Hacettepeli bir kız vardı bir şey yapamadılar”. Yukarıya doğru çıktığımızda anahtarlarımızı ve kimliklerimizi geri verdiler ve bir daha o topluluk odasında bizi görmeyeceklerini söylediler ve gittiler.
Ayrıca tartışma boyunca ODTÜ’ye bir sürü hakaret ettiler “ben olsam ODTÜ’ye kızımı göndermem, bir sürü pislik yuvası alkol alıyorlar, her şeyi yapıyorlar.” Özellikle kız arkadaşıma “siz burada fahişelik yapmayı biliyorsunuz” gibi bir ifade kullandı. Daha sonra görevliler Makine Mühendisliği'ne doğru gitmeye başladılar ve benim mp3 çalarım, cüzdanım, her şeyim topluluk odasında kaldı. Dolayısıyla topluluk odasına geri döndük ve geri geleceklerini hiç tahmin etmedim çünkü olayın üstünden beş dakika geçmişti. Tam topluluk odasına girdik hatta ışığı yakacak kadar bile zaman olmadı, tekrardan kapı vuruldu ve hemen içeri girdiler ve bana “sen ne şerefsiz adamsın buraya gelmemeni söylemedik mi” gibi ihtarda bulundular. Bu kadar kısa zamanda buraya gelmeleri ancak bizi takip etmiş olmaları ile mümkündür. Zira görevlilerin görev alanı çok büyüktür oraya hemen beş dakika sonra gelmeleri mümkün değildir. Ben de kendilerine bizi buradan çıkarmaya haklarının olmadığını, burasının bizim topluluk odamız olduğunu ve bu şekilde davranamayacaklarını belirttim ve görevli olduğunuza dair kimliklerini görmek ve nöbetçi amirliği buraya çağırmalarını istediğimi söyledim. Görevli kesinlikle kimlik vermedi ve “ ben senin gibi şerefsize ne kimliğimi veririm ne de ismimi söylerim” dedi. Nöbetçi amirliği de çağırmadılar. Ayrıca hocaları da bu şekilde bastıklarını söylediler ve bunun üzerine fizik bölümüne gidelim ve hocalara da böyle davranabilecek misin diye sordum. Bu söylediklerimi görmezden geldiler ve kolumuzdan tutup, dışarı çıkarttılar. İçerde eşyalarımın olduğunu söyleyince, al ve çık dediler. Sonra eşyalarımı aldıktan sonra topluluk odasını kilitleyip, dışarıya kadar götürdüler. Burada bir daha görmek istemedikleri tehdidini bir kez daha yinelediler.
soL: Bu görevlileri daha önce de görüyor muydunuz?
E. D. : Ben dört yıldır o topluluğa üyeyim, gidip gelirim topluluk odasına ve hiçbir şekilde böyle bir olay başıma gelmedi. Adamları daha sonra birçok kez gördüm ama ondan önce tanımadığım için hiç dikkatimi çekmemişti.
Olayın hemen arkasından yani Pazartesi günü kız arkadaşımla birlikte ODTÜ Mediko’ya gittik. Kız arkadaşıma cinsiyeti üzerinden yapılan hakaretler onu oldukça etkiledi, ben de bu olayların gerginliği yüzünden uyku problemi çekiyordum ve o hafta da çok önemli bir sınavım vardı. Bu sebepten psikolojik yardım almak istedim, bana uyku ilacı verildi, kız arkadaşıma da yoğun bir biçimde psikolojik tedavi uygulanması gerektiği ifade edildi. Elimizde şuan bizzat ODTÜ`nün Psikolojik ve Danışma merkezinden alınmış raporlar da mevcut, tutanak da tutuldu.
Bunun üzerine biz Kültür İşleri'ne başvurduk, Kültür İşleri’nin müdürü bizim topluluğumuzun zaten olmadığını, kapatıldığını vurgulamaya başladı. Bunun üzerine yabancı bir öğrenci olduğumu, konsolosluğu da devreye sokacağımı söylediğim zaman beni İç Hizmetler Müdürü ile görüştüreceğini söyledi. İç Hizmetler Müdürü o gün uygun değildi ben de Salı günü İç Hizmetler Müdürlüğü'ne gittim ve aynı zamanda dilekçe de yazdım. Ertesi gün Kültür İşleri tarafından topluluk odasının anahtarı değiştirildi, Mimarlık Fakültesi akademisyenlerinden Çağatay Keskinok bizim danışman akademisyenimiz ve ona topluluğun kapatıldığına dair bir bilgi gelmemişti, bu olayın ardından danışman akademisyenimiz Kültür İşleri'ne başvurup topluluğumuzu yeniden açtırdı.
Ben İç Hizmetler Müdürlüğü'ne gittim, görevlinin isminin Serdar olduğunu bildiğimi ve görevlinin kendi ifadesiyle ülkücü bıyığının olduğunu belirttim. İç Hizmetler böyle çalışanların olduğunu sanmadıklarını yine de gerekeni yapacaklarını söylediler ve bizi güvenlik şefi Orhan Bey'e yönlendirdiler. Şef bize o gece görevli olanların fotoğraflarını gösterdi ve aralarından hiçbiri değildi, şef bazı görevlilerin fotoğraflarının eksik olduğunu söyledi. Biz tekrardan müdürlüğe geldik orada tespit edemediğimizi söyledik, eksik olan fotoğraflar tamamlansın sizi tekrardan teşhis etmeniz için çağıracağız dediler. İsmi Serdar olan görevlinin fotoğrafı yoktu mesela. Üstünden 1 haftaya yakın zaman geçti ama bizi hala çağırmamışlardı, ben de Müdür Bey'e gittim olayın peşini bırakmaya niyetimin olmadığını söyleyince, “teşhis ettirelim o halde” diyerek yüz yüze teşhis etmemizi istediler ben de kız arkadaşımın ruhsal durumunun tekrardan bozulmaması için böyle bir olaya pek sıcak bakmadım ama mecburen gittik. Şefin durduğu camekânın arkasına geçtik, birini hemen tespit ettim, diğer görevli yoktu. Orhan Bey ben sizin kimi diyeceğinizi zaten tahmin ediyorum o da birazdan gelecek dedi. Bu görevliler üstlerindeki görevlilere böyle bir olayın yaşandığını belirtmemişler ve en sonunda biz görevlileri tespit ettik, gerekenin yapılacağını söylediler. Görevlilerin isimleri Murat Tokmak ve Serdar Gülyüz imiş.
Olayın üstünden belli bir süre geçti ve bana bir telefon geldi, “olayla ilgili sizin BookStore Müdürü Müge Hanım ile görüşmeniz isteniyor” diye. BookStore'da 3-4 saate yakın soruşturma yapıldı özel hayatımızla ilgili sorular soruldu. Kız arkadaşımla imam nikâhlı olup olmadığımı sordular, böyle bir sorunun sorulmasını hakaret olarak algıladığımı belirttim. Böyle resmi bir sorgulamada BookStore`un Müdürü'nün etrafta öpüşen çiftleri görmekten rahatsızlık duyduğunu, akşam 8’den sonra kız arkadaşımla yalnız olmamam gerektiğini, bunun Türk adetlerine ters olduğunu söyleyerek tavsiyelerde bulundu ve bunların önlenmesi gerektiğini belirtti. İfade sırasında benim yapmadığım veya söylemediğim şeyleri çeşitli kelime oyunları ile bana söyletmeye çalıştılar.
Benim ardımdan kız arkadaşım sorgulandı, müdür, kız arkadaşıma da görevliler sizden yaşlı onlara, yine Türk adetleri vurgusunu yaparak, hürmet göstermeniz gerek demiş. Soruşturmanın ne zaman sonuçlanacağını belirtmediler ardından bizi ifadelerimizi imzalamak için çağırdılar. Yazıya dökülen soruşturmada düzenlemeler ve kısaltmalar yapmışlardı, mesela benim ifademe şöyle bir cümle eklemişler "Ben Kuran’ı okudum, Kuran’da bu adamın yaptıkları yanlış". Müdüre böyle bir yorumda bulunmadığıma dair itirazda bulundum ve ifadeden çıkartırdım. İfadeyi bitireceğim sırada fark ettim ki, şahit kısmında orada olmayan birinin isminin ve imzasının yer aldığını gördüm. Paravanın arkasından biri çıktı ve şahidin kendisi olduğunu söyledi, sorgulama sırasında konuşmalarımızı dinlemediğini belirttim. BookStore Müdürü "rencide olmayın" diye orada durmasını istedim gibi bir ifade kullandı. Böyle bir soruşturmada şahidin gizli tutulmasının bir suç olduğunu belirttim, bunu kabul edemeyeceğimi söyledim. Müdür, böyle bir kural olduğunu bilmediğini şimdi eklemek durumunda kaldığını ifadenin sesli olarak okunup iki tarafın da onaylamasıyla tamamlanabileceğini aksi halde tekrardan soruşturma yapmak zorunda kalınacağını söyledi. İfade de bazı yanlışlıklara neden olmasına rağmen kabul ettim. Aynı olay kız arkadaşımın da başına gelmiş.
Bu soruşturmanın bir yere varmayacağını anlayarak ÖTK'ya başvurmaya karar verdim. ÖTK başkanına elektronik posta aracılığı ile ulaştım ve olayları anlattım. Bunun üstüne İç Hizmetlerle görüşmeye giden ÖTK görevlilerine, "siz bu olaya bulaşmayın, kendinizi kullandırmayın Enis kendini ülkücü olarak ifade etmiş, bu öğrenciler uygunsuz olarak yakalanmış" gibi aslı olmayan sözler söylenmiş. Ben ülkü ocaklarıyla hiç bir ilişkisi olmayan, öyle bir görüşe sahip olmayan bir insanım. Bunun dışında İç Hizmetler de, Kültür İşleri de karşı tarafında iki kişi olduğunu ve konu hakkında sağlıklı bir bilgiye ulaşılamayacağını vurguladılar. Yine İç Hizmetler müdürü ÖTKya bizim adamları resimlerinden teşhis edemediğimizi iddia etmiş. Adamların resimleri bize sunulan resimler arasında yoksa ki yoktu, tabi teşhis edemeyiz. İç hizmetler müdürünün bunu bile bile ÖTK’ya yalan söylemesi ve bizi yalancı göstermeye çalışması açıkçası beni çok üzmüştür.
Mediko’nun psikyatri bölümünden aldığımız rapor ise göz ardı ediliyordu.Yetkililer böyle bir belgeyi kendilerinin alamayacağını çünkü mahkeme olmadıklarını belirtiyorlardı. Cinsel ilişkiye girdiğimiz yönünde yapılan suçlamalara karşı temiz raporu alabileceğimizi İç Hizmetlere söylediğimizde bunun bir suç olarak yazılamayacağını, belgeler arasına eklenmesinin gerekmediğini belirtirken ÖTK'dan gelen arkadaşlarımıza ise uygunsuz durumda bulunmuşlar gibi sözler söylemişler. Soruşturmanın gizliliğini kullanarak bize soruşturmanın nasıl yürütüldüğü hakkında detaylı bilgiler verilmiyor. Bizi taciz eden bu görevlileri teşhis ederken bir tutanak tutulup tutulmadığını da bilemiyoruz ve bunun bilgisine de ulaşamıyoruz. Ayrıca okulda herhangi bir öğrenci alkol alırken yakalanırsa ona soruşturma açılabiliyor fakat öğrencilere hakaret edilen ve özel yaşamlarına müdahale edildiği bu gibi olaylarda ön soruşturma açılıyor.
soL: Bunun sonrasında hukuki bir süreç başlatmayı, dava açmayı düşünüyor musunuz?
E. D. : Konsoloslukla görüşmeye başladım, konsolosluk aracılığıyla bir şeyler yapmayı düşünüyorum. Bir avukatla görüştüm ve bunun çok uzayabileceğini söyledi. Ben de yurtdışına döneceğim için bunun takibini yapma konusunda çekincelerim var. Ama önemli olan zaten ODTÜ'nün bu olayı çözmesi. Eğer ODTÜ kendi öğrencisine sahip çıkamıyorsa ortada büyük bir sorun var demektir. Ben hiçbir şekilde geri adım atmayacağım ve hiçbir çekincem yok.
(soL - Ankara)
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.