Üçüncü havalimanı işçileri: Patronlar en çok yumruklarımızı kaldırdığımızda korkuyor

İstanbul'daki üçüncü havalimanı inşaatında çalışan ve Akpınar işçi kampında barınan işçilerin, yaşam ve çalışma koşullarının düzeltilmesi talebiyle hep birlikte ayağa kalkmaları tüm dikkatleri buraya çekti. Yaşanan süreci ve gelinen noktayı soL'a anlatan işçiler, 'Patronlar ancak, biz nasırlı yumruklarımızı kaldırdığımızda kendilerine geliyorlar ve en çok işçilerin örgütlü hareketinden korkuyorlar. Bu gerçeği dün gece bir kez daha gördük' dedi.
Ahmet Çınar
Çarşamba, 14 Şubat 2018 16:36

İstanbul'da yapımı devam eden üçüncü havalimanı inşaatında çalışan işçiler, dün akşam saatlerinde ayağa kalkıp örgütlü bir şekilde isyanlarını ve taleplerini dile getirdiler. En temel insani gereksinimlerini dile getiren işçiler, insanlık dışı koşulların düzeltilmesini istediler. Ve örgütlü davranarak taleplerini kabul ettirdiler. 

Üçüncü havalimanı inşaatında çalışan ve Akpınar işçi kampında barınan işçilerin, yaşam ve çalışma koşullarının düzeltilmesi talebiyle hep birlikte ayağa kalkmaları tüm dikkatleri buraya çekti.

İŞÇİLER YAŞANAN SÜRECİ SOL'A ANLATTI 

Yaşanan süreci ve gelinen noktayı soL Haber'e anlatan işçiler, "Patronlar ancak, biz nasırlı yumruklarımızı kaldırdığımızda kendilerine geliyorlar ve en çok işçilerin örgütlü hareketinden korkuyorlar. Bu gerçeği dün gece bir kez daha gördük" dedi. 

Güvenlikleri gereği isimlerini gizlediğimiz işçilerle görüştük. O görüşmeyi soL okurlarıyla paylaşıyoruz... 

Dün akşam saatlerinde ayağa kalktınız ve yürüyüşe geçtiniz. Temel talepleriniz neydi ya da bıçağı kemiğe dayayan olaylar nelerdi?  

Üçüncü havalimanı inşaatı işçileri olarak çok büyük bir baskı altındayız. İnşaat başladığından bu yana var olan baskı, son zamanlarda daha da arttı. İGA yönetimi, biz işçilere havalimanının yetişmesi için büyük bir baskı uyguluyor. Tabii şunun da farkındayız, AKP iktidarının da baskısı büyük. İnşaat bir an önce bitsin istiyorlar. Öyle istedikçe de psikolojik baskı ve gerilim büyüyor. 

Bu baskı koşullarında hem işi hızlandırmak hem de kendilerinin kârını artırabilmek için büyük oyunlar oynuyorlar. Bunlardan birkaçını paylaşmak istiyorum. Servis konusu... İşçi kampından şantiyeye alanına işçileri taşıyan servis... Odalarımızdaki kişi sayısının artması konusu daha ortada yokken, aylardır bizi yoran ve işçilerin canını tehlikeye atmak zorunda kaldığı bir mesele bu... Akpınar işçi kampından veya 3. havalimanı inşaat sahasından kalkan servisler, burada çalışan işçi sayısına göre gerçekten az miktardaydı. İşçiler saatlerce beklemek zorunda kalıyorlardı ya da az önce dediğim gibi kendilerini tehlikeye atıp servislerin kapılarından sarkarak gitmek zorunda bırakılıyorlardı. 

Peki böyle tehlikeli bir uygulamayı engelleyecek herhangi önlem yok mu?

Aslında İGA yönetiminin almış olduğu karara göre ayakta yolculuk etmek yasak. Fakat kendi koydukları kararı kendileri tanımıyorlar. Şunu çok iyi biliyorlar, eğer işçiler tıkış tıkış kapılardan sarkarak gitmez, yeni servisin gelmesini beklerlerse o işçiler kamplarına geri dönemeyecek!

Biz üçüncü havalimanı çalışanları olarak servis sorununa isyan ettik ve yol keserek eylem yaptık. İGA yönetimi bir saat içerisinde sözlü olarak meselenin çözüldüğünü, servislerin zamanında kalkacağını ve ihtiyaç doğrultusunda servis sayısının artırılacağını söyledi. Aylarca süren sorun 45 dakikada çözüldü.

'PATRONLARIN GÖZLERİNDEKİ KORKUYA ŞAHİT OLDUK'

Örgütlü ve birlikte hareket edince mi çözüldü? Peki sizce neden böyle? 

Yaptığımız eylemde patronların gözlerindeki korkuya şahit olduk.

“Lütfen yapmayın, n'olursunuz” diyorlardı.

Patronlar gerçekten nereden kâr edeceklerini şaşırmışlar. Havalimanının yapımında da, bizim barınma, yemek, sosyal hayat koşullarımızda da tek düşündükleri şey nereden kâr edecekleri… “Bu iş hemen bitsin de başka proje alalım, başka ihale alalım, daha çok para kazanalım” derdindeler.

'10 METRELİK ODADA ÜÇ RANZA, ALTI DOLAP, ALTI İŞÇİ...'

Başka ne gibi olumsuz uygulamalarda bulundular? Dün geceki eyleme sizleri getiren olay neydi? 

İGA yönetimi taşeron ve kendi çalışanlarına bildirimde bulundu. Mühendislerin kaldıkları tek kişilik odaların iki kişiye, formenlerin kaldığı iki kişilik odaların dört kişiye, işçilerin kaldığı dört kişilik odaların altı kişiye çıkarılacağı bildirildi.

Biz arkadaşlarımızdan ilk duyduğumuzda “dalga geçiyorlar” diye inanmadık.

Çünkü bu insancıl bir şey değildi yani düşünsenize neredeyse 10 metrekarelik bir alanda üç adet çift kişilik ranza, altı dolap, arkadaşlarımızın kişisel malzemeleri ve altı kişi… Nefes alamazsınız!

İGA odalardaki kişi sayısının artacağına dair yönerge çıkardı ve dalga geçmediklerini anladık. Ama bu kararı alan yöneticilerin insan olup olmadığını anlamış değiliz.

Bundan 2-3 gün önce iş dönüşü odalarımıza girdiğimizde odalarda altı kişi olacak şekilde ranzaların geldiğini gördük. Birkaç işçi kardeşimiz ranzaları dışarı attılar, mühendis ve formen kampında da aynısının olduğunun duyumunu aldık.

"İŞÇİLER 'BİZİ İNSAN YERİNE KOYMUYORLAR' DİYE ÖFKELENİYORLARDI"

Ertesi gün işe geldiğimizde hiç kimse huzurlu değildi. Tüm arkadaşlarımızın içinde öfke birikmişti. Mühendisinden işçisine herkesin ağzından “bizi insan yerine koymuyorlar” dediklerini en az 20 defa duydum. İşte o gün kamp amirliğinin önünde eylem yapma kararı aldık. Bunu diğer çalışan arkadaşlarımıza da söyledik. Kampta yemekten sonra toplanacağımızı söyledik.

Kamp alanındaki tüm odaları teker teker dolaştık, birçok işçi arkadaşımız bize desteğe geleceğini söyledi hatta odaları birlikte gezelim deyip katılanlar da oldu.

'EYLEMİMİZİ HABER ALAN JANDARMA ÖNLEM ALDI'

Bunu haber alan jandarma ve kamp amirliği önlem almaya çalıştı. Jandarma, kamp amirliğinin önünü iki araç ile kesmişti. Saat 20.30 civarı toplanmaya başladık, üç ayrı ekip farklı yerlerden slogan atarak buluşma noktamıza geldi.

Islık sesleri, alkış sesleri, sloganlar… “İşçiyiz haklıyız kazanacağız” diye hep bir ağızdan slogan atıyorduk.

Yürüyüşe geçtik. Jandarma aracından iki ya da üç kez tam hatırlayamıyorum siren sesi geldi. Biz kol kola girip yürümeye devam ettik. Jandarma geri çekilmek zorunda kaldı, yaklaşık bin 500 kişi kamp amirliğine doğru yürümeye devam ettik.

Engellemediler mi yürüyüşünüzü?

Kamp amiri bizi engellemeye çalıştı. Hatta duyduğum kadarıyla “Böyle yaparsanız sorununuz çözülmez, o odalarda tıkış tıkış yaşamaya devam edersiniz” dedi.

Ve sonra bu karmaşada kamp amirinin “bakın ben de sizin gibi sarı baret taktım, bakın ben de işçiyim, beni anlayın” dediğini duydum. Birçok işçi sorunlarımızı gidip kendisine söyleyince bizi tersleyen kamp amirine gülüp geçti.

Kamp amirliğinin önüne geldiğimizde kurduğumuz işçi komitesinden bir arkadaşımız konuşma yaptı, konuşmasında “Kurduğumuz komiteyle haberleşecek kadar uzağımızda olun, dağılmayın, anlaşmaya değil şartlarımızı kabul ettirmeye gidiyoruz” dedi.

Dün gece taleplerinizi kabul ettirdiniz. Peki patronlar verdikleri sözü tutarlar mı, inanıyor musunuz buna? 

Aslında bugüne kadar İGA yönetimi birçok sözünü tutmadı. Ne biz işçilere ne de gelen taşeron şirketlere... Eğer sözlerini tutmazlarsa, size söyleyelim, onlar da duysun: Üçüncü havalimanı inşaatı durur! O ranzaları da kamp amirliğinin önüne bırakırız!

'PATRONLAR ANCAK İŞÇİLER YUMRUKLARINI KALDIRDIĞINDA KENDİLERİNE GELİR'

Eklemek istediğiniz, işçi sınıfına önereceğiniz bir husus var mı? 

Patronlar ancak, örgütlü işçiler nasırlı yumruklarını kaldırdığı zaman kendilerine geliyor. Ve yine en çok işçilerin örgütlü hareketinden korkuyorlar. Düşünsenize eğer şartlarımızı kabul etmeselerdi üçüncü havalimanındaki tüm inşaat duracaktı. Çünkü bıçak kemiğe dayandı. Biz işçiler örgütlü olduğumuz zaman bir şeyler yapabiliyoruz, örgütlü olan gücümüzle bizi sömürenlere kafa tutabiliyoruz.