"SENEM DİYİCİ Şefliğinde Yağmur Damlalarıydık Hepimiz"

Pazar, 20 Haziran 2010 15:25

19 Haziran gecesi bir güzel ses, bir güzel insan daha Nâzım'ın Bahçesi'ne konuk oldu.
Lise yıllarımda "Jest" kasediyle tanımıştım Diyici'yi, "Dolama Dolamayı" en sevdiğim türkü olmuştu artık...
Ve ilk kez bir konserine tanık oluyordum.
O yüzden gelen dinleyicilerin yaş ortalamasını çok merak ediyordum. Şaşırtıcı derecede genç insan da vardı.
O gençlerden birine sordum "nereden biliyorsun Diyici'yi" diye... O da "pek bilmiyorum aslında, annemin çok yakın bir arkadaşı, Nevin Teyze'den biraz... " dedi.
Velhasıl genç, yaşlı, ortayaşlı, büyük bir kalabalıkla unutamayacağımız bir hatıramız daha oldu Nâzım'ın bahçesinde.

Senem Diyici Kimdir?
Cumhuriyet'in Paris muhabiri Uğur Hüküm Senem Diyici'yi o kadar güzel anlatmış ki... İşte onun kaleminden bir alıntıyla
Senem Diyici:
"...Kozmopolit İstanbul’un göbeği Beyoğlu Şişli’de, dünyaya gelirken, çevresinde yasayan Ermeni, İtalyan, Macar, Rum, Yahudi, vs komşuların, arkadaşlıkların ona katacağı dogal zenginliği kestiremezdi. Babasının evde radyo ve müzik dinlerken, daha 5 yaşında fark ettiği ses ve müzik yeteneği, 6 yaşında İstanbul Radyo Korosuna katılmasıyla yeni bir boyut kazandı. Resim yapıp, şiir yazan, hayalperest oldugu kadar hayatsever, sanatçı ruhlu bir babanın verdiği ivmeyle henüz 10 yaşında İstanbul Konservatuarı’na yazılan Senem, 6 yıl süreyle Klasik Osmanlı-Türk Sanat müziği eğitimi gördü. Klasik Batı müziği bilgisini, yıllarca Anadolu’yu arşınlayarak devşirdiği olağanüstü Halk ve Geleneksel müzik dağarcığıyla harmanlayan Çagdaş Türk müziğinin gelişmesine eşsiz katkısına değinmeden geçemeyecegimiz Ruhi Su ustanın da siyasi, kültürel ve manevi mirasıyla beslenen Senem Diyici, öğretmenlerinin muhalefetine karşın 1969’da ilk LP’sini yapar (“Nar Hanım”). Akademik öğrenime son veren sanatçı 2 yıl profesyonel şarkıcı olarak çalışmanın ardından 1971’de köklerini aramaya karar verir. Bir elinde kalem, ötekinde teyp Anadolu’yu yöre yöre, köy köy dolaşıp dağların yücelerinden, balıkçı yataklarına meyve bahçelerinden, pamuk tarlalarına bozkır köşelerinden, balarısı kovanlarına yaklaşık 600 türkülük orijinal bir birikim oluşturur. 1973’de İstanbul’a dönüşünden kısa bir süre sonra, ikinci çalışması günışığına çıkar (“Ham Meyva”). Sağlam bir temel egğtim ve zengin bir repertuara yeniyi ve farklıyı tanıma gereksinimi, yolculuk heyecanı, Türk ve Anadolu müzikal motiflerini modern anlamda ilk defa dünyaya açan vurmalılar üstadı Okay Temiz’le karsilaşma ve 1968’in özgürlük rüzgarları eklenince Senem yelkenleri Avrupa’ya doğru açar..."

12 Eylül'ün memleketine hasret bıraktığı müzisyenlerden biri daha...
Diyici de "80'de memleketi, hayalleri ve müzik adına yapacakları kursağında kalarak Hollanda ve Paris'in yolunu tutmuş. Hiç vakit kaybetmeden müzikle ilgili hayallerini Hindistan'dan Kuzey Amerika'ya kadar daha da genişleterek, yoluna kimi zaman quartet olarak kimi zaman da sextet olarak (çok uzun yıllardır da duo olarak) devam etmiş. Senem Diyici'nin dünyada tanınırlığı, seveni arttıkça memleketinde ardında bıraktıkları da uzaktan uzaktan Diyici'yi tanımaya, sevmeye, dinlemeye başlamış. Üstelik Türkiye'deki tanınırlığı, kendi ülkesinde üretilemeyen, dağıtılamayan albümlerinin kopya yoluyla, kulaktan kulağa dostlar arasında çoğlatılıp, aktarıldığı zamanlarda gerçekleşmiş. Diyici o dönem de, pençesiyle müzisyenin ensesinde bitiveren müzik tacirlerinden, piyasadan uzak, başı dik duruşuyla bilinirmiş.

Dünyaya mal olmuş Diyici'yi siz de yalnızca bir büyük "vokal" üstadı olarak mı bilirsiniz?
Öyle biliyorsanız yanılırsınız, tıpkı bizim dün gece yanıldığımız gibi. Müziğin omurgası olan ritm Senem Diyici'ye türlü-çeşitli öğelerle kimi zaman eşlik ediyor, kimi zaman da solistlik ediyordu. Adını sayamayacağım, ama hayatın ve doğanın çeşitli hallerini işitmenize sebep olan nesnelerin her biri, Diyici'nin elinde kallâvi bir enstrümana dönüşüyordu.
O da bu adları sayılamayacak kadar çeşitli nesnelerin en önemli virtüözlerinden biri oluveriyordu sahnede. Bu nesnelerden biri bazen gümüş bir havan oluyordu, bazen de bir çıngırak, tokmak...
Bu arada konser esnasında bu enstrümanlardan biri pekâla siz de olabiliyorsunuz.
Hatta yanınızda, arkanızda, ötenizde-berinizde oturan herkesle Senem Diyici'nin şefliğinde bir an için koro, bir an için bir yağmur damlası, gökgürültüsü, sağanak, öyle bir an da geliyor ki Diyici'nin sesinin ekosu oluveriyorsunuz.
Bu akşam gördük ki Senem Diyici konseri bir başka oluyormuş.

Sesine, müziğine hakim, seyircisini sarıp, sarmalayan bir güzel ses geçti Nâzım'ın Bahçesi'nden...
Ve Alain Blesing... Diyici'nin eşi, yareni, gitaristi, bestecisi, orkestası.
Diyici ve Blesing, dünyanın en renkli ve en kalabalık orkestrası.
Bu iki değerli müzisyen, geleneksel temalardan köklü doğaçlamalara uzanan 22 yıllık beraber üretimlerinde tüm dünyada 1000′den fazla konserde beraber çalışmışlar.
Aynı dönemde bir çok müzik projesiyle eleştirmenler tarafından övgüyle sözedilen 17 albüm gerçekleştirmişler.
Konserde Anadolu'nun her köşesinden taşıdıkları, bildiğinizin çok ötesinde ama yadırgamayacağınız bir yorumla seslendirdikleri
geleneksel ezgilerimizin dışında bir de sürprizleri vardı dinleyenlerine...
Nâzım'a atfen bir Nâzım şiirinden besteledikleri "SEN".
Müzikal tematik özellikleri oldukça mütevazı, ama ses ve tını dünyası bakımından çok etkileyici ve sarsıcı bir beste.
"Sen", öyle kolay kolay dilinize dolayacağınız bir şarkı olmamasına karşın,
müziğiyle yüreğinizde dem tutarken, kendinizi çoktan Nâzım'ın kaleminden dökülenlere kaptırıverdiğiniz, Nâzım'la, şiirle, hayatla, kendinizle yapayalnız kaldığınız,
içinizi sızım sızım sızlatan, gözlerinizi dolu dolu, yüreğinizi öylece havada asılı bırakan bir şarkı...

Sağolun, varolun Senem Diyici ve yareni Alain Blesing.
İyi ki yolunuz düştü bizim oralara...
Nimet Çakıcı