Sayfa yolu
Yoksulluk en fazla kırsal alanda artıyor
Yayın Tarihi: 09.05.2012 , 18:07 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:33
Ülkelerin gelişmişlik düzeylerini sosyo-ekonomik verilere göre ölçen rapora göre 1990’dan bu yana dünyada yoksulluk ve açlık sınırının altında yaşayan insan sayısı azalmakla beraber, hâlâ nüfusun önemli bir bölümü yoksulluk sınırının altında.
Dünya Bankası’nın 1.25 dolar olarak güncellediği yoksulluk sınırının altında yaşayan insan sayısı 1990’da yüzde 43.5 iken, bu oran 2008’de yüzde 22.2’ye düştü. Milenyum Kalkınma Hedefleri’yle 2000’li yılların ilk on yılını karşılaştıran rapor, küresel yoksulluğu azaltma hedefinin kısmen gerçekleştiğini ifade ediyor. Ayrıca raporda, gelişmekte olan ülkelerin gelişmiş su kaynaklarına ulaşma oranının 1990’da yüzde 71 iken, 2008 yılında bu rakamın yüzde 86’ya ulaştığı belirtiliyor.
Türkiye’de yoksulluk özellikle kırsal alanda artıyor
Dünya Bankası raporunun Türkiye ile ilgili verileri değerlendirildiğinde, 2008 yılında ülke yoksulluk çizgisinin altındaki kırsal ve kentsel nüfusun genel nüfusa oranı yüzde 17.1 iken, bu oran 2009’da yüzde 18.1 olarak ölçüldü.
Türkiye’de 2008 yılında kırsal kesim hanehalklarının yüzde 34’ü, ulusal yoksulluk sınırının altında gelire sahipken, 2009’da bu sayı yüzde 38.7’ye çıktı. Yoksulluk çizgisinin altında gelire sahip kentsel nüfusun, toplam kentsel nüfus içindeki payı ise 2008’de yüzde 9.4 iken, 2009’da bu oran yüzde 8.9’a düştü.
Dünya Bankası gelir dağılımı istatistiklerine göre 2007 yılında Türkiye'de nüfusun yüzde 4.5'una karşılık gelen yaklaşık 3 milyon 150 bin kişi günde 2 doların altında gelirle geçimini sağlıyordu. 2008 yılında ise bu rakam nüfusun yüzde 4.2'sine karşılık gelen yaklaşık 2 milyon 500 bin kişiye düştü.
2007 ve 2008 yıllarında günde 1.25 doların altında yaşayan kişi sayısı ise 1 milyon 400 bin dolayında kişi yani nüfusun yüzde 2'si olarak belirlendi.
Gelir Dağılımı
Gelir dağılımlarının hesaplanmasında kullanılan önemli katsayılardan birisi olan ve 1'e yaklaştıkça gelir dağılımındaki adaletsizliğin arttığını, sıfıra yaklaştıkça da azaldığını gösteren "gini katsayısı", 2000’de 0.43 iken, bu oran 2008 yılında 0.39 olarak hesaplandı.
DB’nın 2006 yılındaki verilerine göre, Türkiye’de en zengin yüzde 10’luk kesimin toplam gelirden aldığı pay yüzde 34.1 iken, en yoksul yüzde 10'luk kesimin payı ise yüzde 2 düzeyinde kaldı. Buna göre en zengin yüzde 10 ile en yoksul yüzde 10 arasında tam olarak 17 katlık bir fark vardı.
2008 itibarıyla Türkiye'de kişi başına milli gelir itibarıyla en üst konumda bulunan yüzde 10'luk bölümü, ülkedeki toplam gelirin yüzde 29.4'ünü, gelir skalasının en altındaki yoksul yüzde 10'luk kesim ise tüm gelirin yüzde 2.1'ini elde etti.
Diğer taraftan, Dünya Bankası istatistikleri içerisinde de yer alan, 2006 yılındaki yüzde 20'lik dilimlere göre ise en zengin yüzde 20'lik dilim gelirden yüzde 49,7 pay alırken, en yoksul yüzde 20’nin aldığı pay ise yüzde 5,3 düzeyindeydi.
2008 yılı için aynı göstergeler incelendiğinde ise, toplumun en üstteki yüzde 20'lik kesimi gelirin yüzde 45.1'ni, en alttaki yüzde 20'lik kesim ise tüm gelirin yüzde 5.7'sini elde etti.
Bu veriler Türkiye'de zenginlerin milli gelirin önemli bir bölümüne el koyduğunun ispatıdır. Bunun yanı sıra yoksulların milli gelirden almış oldukları payı ise azalıyor. Yani yoksullaşma giderek artıyor.
Kapitalizm yoksulluğu ortadan kaldırır mı?
Söz konusu bu ve benzeri raporlarda dikkat edilmesi gereken temel nokta kullanılan metodolojidir. Bu raporda kabul edilen yoksulluk tanımı bireylerin veya toplulukların tüketim mallarına yeterince ulaşıp/ulaşılmamasına bağlıdır. Yani, yoksulluk tüketim, gelir gibi parametrelerin bireysel ölçümü ile hesaplanıyor. Böylelikle bireyler yoksul veya yoksul olmayan olarak sınıflandırılıyor.
Ayrıca bu raporlarda toplumu yüzde 10’luk ve 20’lik gelir gruplarına ayırarak yoksulluğu ölçen DB ve egemen iktisadın yoksulluğu ortadan kaldırmayı değil, sosyal patlamalara yol açmayacak belli bir denge düzeyinde tutmayı öngörür. Yani kapitalizm yoksulluğu yok etmez, yeniden üretir.
Oysa hiç şüphesiz yoksulluk olgusu toplumu oluşturan sınıflar bağlamında ve sınıfsal bölüşüm ilişkileri açısından ele alınmalıdır. Kapitalizm’de yoksulluk mülkiyet ilişkilerinin sonucudur. Dolayısıyla yüzde 10’luk ve 20’lik gelir grupları değil, emek güçlerini satarak geçinmeye çalışanlar, kentlerin varoşlarına yedeklenmiş işsizler ordusu, tarım emekçileri, mülksüz köylüler yani ürettiklerinden daha azını alanlar ya da emek gücünü satamayan dışlanmış kitleler kapitalist sistemin daimi yoksullarıdır.
(soL-Ekonomi)
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.