'Döviz girişlerinin siyasal boyutuna dikkat'

Türkiye'de "esrarengiz" para girişinin nedeni tartışılmaya devam ediyor. Prof. Dr. İzzettin Önder, döviz girişlerini soL için değerlendirdi.
Çarşamba, 11 Kasım 2009 10:06

soL, dün manşetine taşıdığı Türkiye Katılım Bankaları Birliği Başkanı (TKBB) Osman Akyüz'ün "kayıtdışı yollardan ülkeye giren Körfez sermayesinin ekonomiyi ihya ettiği" ve "Başbakanın Davos çıkışının bu sermaye girişlerini hızlandırdığı" şeklindeki açıklamaları ile ilgili bu kez Prof. Dr. İzzettin Önder'in görüşünü aldı.

İzzettin Önder, değerlendirmesinde "esrarengiz" döviz girişlerinin yol açabileceği tehlikelere işaret etti. Körfez sermayesi ile açıklanmaya çalışılan bu girişin, siyasal bir şantaja dönüşmesinin ihtimal dahilinde olduğunu belirtiyor.

Önder'in sermaye girişlerine ilişkin bir diğer saptaması ise belirsiz kaynaktan gelen sermayenin ekonomik ve siyasal gerekçelerle ülkeye girdiği ve ırksal/dinsel birliktelik, yakınlık gerekçeleriyle bu girişlerin açıklanamayacağı.

Öte yandan Önder, TKBB Başkanı Osman Akyüz'ün adeta "bir nimet" gibi ele aldığı söz konusu döviz girişlerinin, halka daha fazla faiz yükü olarak yansıdığını belirtiyor.

Prof. Dr. İzzettin Önder'in "esrarengiz" girişlere dair değerlendirmesi şöyle:

"Döviz girişinin siyasal boyutu daha tehlikelidir"
"Bir defa, hemen hiçbir hesaba bağlı olmadan ve menşei ile ilgili kesin kanıt bulunmadan ekonomiye yapılan girişlerin "net hata ve noksan" kaleminde gösterilmesi, hesap tekniği açısından doğru olmakla beraber, kafalarda bazı kuşkuları uyandırması doğaldır.

Saniyen, ekonomiye izah edilemeyen anormal döviz girişi Erdoğan'ın Davos çıkışından önceleri başlamış olması nedeniyle, döviz girişi ile Davos siyasetinin ilişkisi güçlü görülemez.

Üçüncü olarak, ekonomiye hesapsız ve belirsiz kaynaktan giren bu dövize olumlu gözle bakmak söz konusu olamaz. Zira, ne ırksal ne de dinsel birliktelik ya da yakınlık böylesi para operasyonlarına veya ekonomik ilişkilere yön verebilir. Bu hareketliliğin arkasında ekonomik ve siyasal gerekçe aranmalıdır ve böyle bir gerekçe de, maalesef, vardır. Ekonomik olarak baktığımızda, açıktır ki, Türkiye uluslararası düzeyde yüksek faiz veren bir ekonomidir ve bu durum sadece körfez ülkelerini değil, tüm uluslararası spekülatörleri kışkırtmaktadır. Ancak, söz konusu aşırı girişler, TL'nin aşırı değerlendirilmesine yol açmakta, ekonomik ajanları ve özellikle de siyasîleri döviz bolluğu sarhoşluğuna iterek, ekonomik hesapların sapmasına yol açtığı gibi, dış ticareti de olumsuz etkileyerek, ülkenin dış bağımlılığını artırmaktadır. Kaldı ki, döviz girişleri kapasite artırımı yoluyla değerlendirilmediğinden, ödenen faizler halkın sırtında ciddi yük oluşturmaktadır.

Döviz girişinin siyasal boyutu ise daha da tehlikelidir. Eğer körfez ülkeleri büyük emperyalistler tarafından tetikleniyor ve bu yoldan Türkiye'ye döviz pompalanıyorsa, bunun anlamı, ülkenin her an döviz krizine sürüklendirilerek, siyasal şantaja ve tehditlere boyun eğmesini sağlamaktır. Bu tezin savunulması zor olmakla ve kanıtlanması olası olmamakla beraber, böyle bir olasılık, küreselleşme gölgesi altında üçüncü paylaşım savaşının yaşandığı günümüz koşullarında mutlak olarak ihtimal dışı görülemez."

(soL-Ekonomi)