Sayfa yolu
Toplama kampları önerdiler!
Yayın Tarihi: 06.09.2010 , 11:55 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
Avrupa’daki ırkçı-sağcı yükselişin ilk hedefi geçmişte de olduğu gibi bugün de Romanlar. Fransa’nın Romanları sınır dışı etmesi, diğer ülkelerde Romanlara karşı hissedilen ırkçı nefretin dışa vurulmasının da önünü açtı. Macaristan’da aşırı sağcı Jobbik (Daha iyi bir Macaristan Hareketi) ülkedeki Romanları toplama kamplarına koymayı önerdi.
Bir basın açıklaması yaparak bu Nazi uygulamasını öneren Jobbik, küçük bir fraksiyon değil. Avrupa Parlamentosu’nda 3 milletvekili ile temsil edilen, geçtiğimiz Nisan ayında yapılan genel seçimde oyların yaklaşık yüzde 17’sini alan ve aynı performansı yerel seçimlerde de tekrarlaması beklenen ülkenin üçüncü büyük siyasi partisi.
Jobbik bu yöntemi Romanların işledikleri suçlara karşı bir çözüm olarak öneriyor. Partinin Genel Başkan Yardımcısı Csanad Szegedi tarafından düzenlenen basın açıklamasında dile getirilen toplama kampları önerisi, bir deli saçması ya da öylesine ortaya atılmış bir laf da değil. İşin belki de en tüyler ürpertici yanı, Jobbik'in lideri Gabor Vona’nın partisinin “gerçeklerle yüzleşecek ve Macarların yüzde 90’ının Pazar günü aile yemeğinde dile getirdiklerini söyleyecek” kadar cesur olduğunu ilan etmesi.
Roman karşıtı ırkçı duygular sadece Macaristan’da yaygın değil. Avrupa Birliği’nin (AB) merkez ülkesi Fransa’da bile, Sarkozy yönetiminin Romanları ülkeden sürmesi, toplumun büyük çoğunluğunun desteğiyle yapıldı. Macaristan’da ise Roman karşıtlığı hem çok daha karmaşık tarihsel-kültürel ve siyasal nedenlere dayanıyor hem de bu AB ülkesinde Nazi ruhunun nasıl yeniden canlandığını gösteriyor.
Jobbik’in toplama kampları önerisine gelince, parti bunu sürekli bir uygulama olarak değil, Romanlar "uygarlaşana" kadar onları rehabilite etmeye yönelik bir yöntem olarak öneriyor (!) Buna göre suç işlemekten vazgeçmeyenler ve çocuklarını okula göndermeyenler hayatları boyunca toplama kamplarında kalmaya devam edecek ancak “uygarlaştırılmış” olanlar kamplardan salıverilecek.
Jobbik yalnız değil
Avrupa’da yükselen ırkçılık karşısında “marjinal söylemleri” olduğu iddia edilen partileri ya da hareketleri suçlayarak, konuyu da marjinalize etmeye çalışmak yaygın bir uygulama.
AB'nin sessizlikle geçiştirmeye çalıştığı Macaristan’daki örnek ise, ülke siyasetinin göbeğine oturmuş durumda. Bunun bir nedeni, yukarıda da değinildiği gibi yakın dönem insanlık tarihinin en korkunç yönteminin ülkenin üçüncü büyük siyasi partisi tarafından dillendirilmiş olması. Bir diğer önemli nedeni ise, Macaristan sağının bu öneriyi bir bütün olarak açık ya da örtük biçimde desteklemesi. Macaristan’da iktidarda olan Fidesz (Macaristan Yurttaş Birliği) sağcı-muhafazakar bir parti olarak Jobbik ile aynı tabana sesleniyor. Tüm sağcı partiler gibi gücünü din ve ırk sömürüsünden alan Fidesz, Jobbik’in önerisini kesin bir dille mahkum etmiş değil. Bu, Macaristan’ın en büyük siyasi partisinin açık bir Nazi uygulaması olan toplama kampları kurulmasını desteklemesi anlamına geliyor.
Nitekim Jobbik’in önerisini açıklamasından sonra konuşan Fidesz sözcüsü, “suç işleyen Çingenelere” karşı “daha katı kanunlar ve daha sıkı bir polis gücü” taahhüt ederek ırkçılık yarışına katıldı.
Fidesz komşu ülkelerde yaşayan Macar kökenlilere Macaristan vatandaşlığı vererek Slovakya ve Romanya’yı kızdırmıştı. Bilindiği gibi Almanya da ülkesinde onlarca yıldır yaşayanlara vatandaşlık vermezken, Alman kökenli olduklarını ispatlayan Doğu Avrupalılara vatandaşlık vermişti. Diğer faşizan uygulamalar gibi bu konuda da Almanya örnek alınıyor.
Fidesz’in tepki yaratan bir diğer adımı ise, I. Dünya Savaşı’ndan sonra Macaristan İmparatorluğu’nun resmen yıkılmasına yol açan Trianon Antlaşması’nı anmak için ulusal yas günü ilan etmesi olmuştu.

Faşizm ayakta: Romanlar, Yahudiler ve tabii ki komünistler
Macaristan’da giderek ısınan bu tartışmada, Romanlara karşı dillendirilen ırkçı önerilere karşı olduklarını söyleyenlerin dile getirmedikleri esas nokta ise, ülkede yükselen faşizan söylemin aynı zamanda güçlü bir anti-komünizmle bezeli olması.
Doğu Avrupa’da devletler eliyle pompalanan anti-komünizm, uzun süredir komünistlerin çarpıştığı Nazilere ve onlarla işbirliği yapan yerli hareketlere itibar kazandırmaya dönük bir kampanya olarak yürütülüyor. Bu itibar kazandırma operasyonu, pek çok ülkede eski Nazi örgütlerinin yeniden örgütlenmesinin önünü açıyor.
Jobbik ile işbirliği içerisinde olan paramiliter Macaristan Muhafızları (Magyar Garda) bunlardan biri. Alman Freikorps güçlerinin mirasını yaşatıyor. 2007 yılında “Macaristan ulusunun çıkarlarını savunmak için” kurulan Macaristan Muhafızları, üniforma giyiyor, faşist amblemler taşıyor. Ülke çapında örgütlenen bu ırkçı grup Romanlarla da sık sık karşı karşıya geliyor.
Komünistlere karşı her türlü baskı yöntemini kullanan hükümetlerin, bu faşist grubu yasaklamaması, sadece ırkçı söylemlere değil, eylemlere de ne derece müsamaha gösterdiklerinin bir kanıtı.
Zaten Jobbik ve Macaristan Muhafızları’nın hedefi sadece Romanlar değil. Son kriz dalgasıyla büyük sarsıntı geçiren Macaristan’ın yaşadığı tüm sıkıntıların kaynağında “gizli komünistlerin” ve Yahudilerin olduğunu iddia ediyorlar. Fidesz ile birlikte iki önemli siyasi güçten biri olan sosyalistlerin aslında ülkeyi soyan “gizli komünistler” olduğunu öne süren faşistler, Macaristan’ı sosyalist dönemden kalan “sosyalist milyonerlerin” yönettiğini, bunların yabancı sermaye ile de işbirliği yaparak “sıradan Macar’ı” yok etmeye çalıştığını iddia eden tipik bir popülist söylem kullanıyorlar. Böylece bugün yaşanan yıkımın faturası da "komünistlere" çıkarılmış oluyor.
Bilindiği gibi I. Dünya Savaşı'nın ve daha sonra 1930 bunalımının yarattığı yıkımın nedeni olarak da komünistler ve Yahudiler gösteriliyordu. Bu iddia, 20. yüzyıl başında faşist söylemin önemli bir unsuruydu.
Bu söylem sadece krizin yoksullaştırdığı öfkeli halkın desteğini kazanmakta kendilerine avantaj sağlayan sağcıların işine gelmiyor. Sosyalistler olarak adlandırılan liberallerin ülkenin yabancı sermayeye satılmasına, emperyalist merkezlerle her türlü siyasi, askeri, ekonomik ilişkinin geliştirilmesine karşı çıkanları “faşistlikle” suçlamasını da sağlıyor. Macaristan’ın iktisadi çöküşünün başlıca sorumlusu olan liberaller, faşistler sayesinde kendilerini zenofobia karşıtı, ırkçılık karşıtı kesim olarak yansıtıyorlar. Üstelik bunu en az faşistler kadar anti-komünizm yaparak başarabiliyorlar.
Tartışmalar gösteriyor ki, 20. yüzyılın başında savaşın ve krizin vurduğu Macaristan'da olduğu gibi bugün de yaşanan yıkımın faturası aynı kesimlere çıkarılmaya çalışılıyor: Romanlar, Yahudiler ve komünistler. II. Dünya Savaşı boyunca bu kesimlerden sayıları milyonları bulan Macar uyruklu Auschwitz-Birkenau, Bergen-Belsen gibi kamplarda toplanmış ve yüzbinlercesi katledilmişti.
(soL – Dış Haberler)
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.