Sayfa yolu
Selahattin Demirtaş: ‘Başkancılık’ sistemini desteklemeyiz
Yayın Tarihi: 15.02.2013 , 19:43 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:51
soL gazetesi Ankara Temsilcisi Hatice İkinci’nin sorularını yanıtlayan Demirtaş, “‘Başkancılık’ sistemini desteklemeyiz” dedi.
Barış ve Demokrasi Partisi Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Anayasa çalışmalarını ve AKP’nin önerdiği “başkanlık sistemi”ni değerlendirdi. BDP’nin Anayasa tartışmalarında yaklaşımının önyargılı değerlendirildiğini belirten Demirtaş, “Biz tartışmaya, uzlaşmaya açık olduğumuzu belirttik. Bizim bunun dışında AKP’yle ne bir görüşmemiz, ne bir temasımız ne de alınmış bir kararımız vardır” dedi.
Gazetelerde sürekli olarak yazılan ve ilk adım olarak bir grup PKK’linin yurtdışına çıkarılacağı meselesi var. Hatta Erdoğan da güvence verdi “1999’daki gibi olmaz, çıkanlara operasyon yapmayız” diye. Bunlar konuşulmuş şeyler midir yoksa söylentiden ibaret midir?
Söylentidir. Yani biz adaya gitmeden Öcalan ile bu konuda nasıl anlaşıldığını, uzlaşıldığını bilemeyiz tabii. Yani bu kamuoyunda taahhüt edilmişse yerine getirmesi durumunda kalınır. Ama öyle bir süreç var mı, yok mu bilmiyoruz.
Anayasa meselesine dönersek, Başbakan’ın yeni Anayasa için “gerekirse BDP’yle referanduma gideriz” açıklamasına gelmek istiyorum. Siz de BDP olarak bazı koşullar sıraladınız ve “bunlar yerine getirilirse olabilir” dediniz.
Koşullar değil, Anayasa Uzlaşma Komisyonu’na sunulmuş durumda bizim önerilerimiz. Ya, şu tartışma çok yanlış bir şey BDP Kürtlerle ilgili birkaç madde de hak alacak, buna karşılık Tayyip Erdoğan’ın Başkanlığını onaylayacak. Bunu bu şekilde tartışanlar, ya bizi tanımıyorlar ya da hakikaten bizimle ilgili önyargılarını kırmış değiller.
‘Tartışmaya ve Uzlaşmaya açığız’
Böyle açıklamalar geldi BDP kanadından
Bu ülkede özgürlükler için en çok bedel ödeyen biziz, BDP’dir. Bunu söyleyenler bizim geçmişimize bir baksınlar. Ben şu anda sekizinci Kürt partisinin Eş Genel Başkanı’yım yedisi kapatılmış, biz sekizinciyi yönetiyoruz. 10 bin arkadaşımız içeride bunları bize yapan bu zihniyet, bu anlayıştır. Bu zihniyeti tek başına krallık yetkisiyle donatacak bir güce desteğimizi verebileceğimizi düşünmek de saflıktır.
Evet, biz Başkanlık sistemi tartışılsın istiyoruz. “Başkanlık modelleri yerinden yönetim modelleriyle birlikte daha demokratik kurum ve mekanizmalarla birlikte Türkiye’de uygulanabilir” diyoruz. Ama bugün AKP’nin sunduğu şekliyle yargı sistemini, başkanlık sistemini bizim onaylamamız mümkün değildir.
Başkanlık sistemini tek başına, yani etrafındaki kurum ve kuruluşların yetkileri, yasamanın, yargının yetkileri tariflenmeden tek başına “tartışmam” demek yanlıştır. Sistem, bütünlüklü olarak, ya demokratiktir ya da değildir. Yani başkanlık sistemi kötüdür de, şu anki parlamenter sistem çok mu iyidir? Biz şu andaki parlamenter sistem de kalsa, başkanlık sistemi de gelse içinin demokrasiyle doldurulması gerektiğini savunuyoruz. Biz, ne şu andakini savunuyoruz ne de yarın aslında başkanlık değil de “başkancılık” diyebileceğimiz AKP’nin önerisini destekleriz. Biz tartışmaya, uzlaşmaya açık olduğumuzu belirttik. Bizim bunun dışında AKP’yle ne bir görüşmemiz, ne bir temasımız ne de alınmış bir kararımız vardır.
Şunu da söyleyeyim, gelecek ay Başbakan’ın aynı çağrıyı MHP’ye yapmayacağının garantisi yoktur, bunu biliyoruz. Gelişmelere göre Başbakan, MHP’ye yüzünü dönüp “biz birlikte anayasa yapacağız” diyebilir yani. Böylesine bir tutarsızlık içerisindedir AKP.
Murat Karayılan bir açıklama yaptı “Öcalan’la görüşülmesi yeter” şeklinde. BDP olarak nasıl değerlendiriyorsunuz bu açıklamayı?
BDP, Parlamento’da muhataptır. Elbette ki KCK’nin, PKK’nin “Öcalan bizim adımıza görüşmeleri yapar” demesi normaldir. Son derece de işi kolaylaştıran bir durumdur.
‘Parlementoda muhatap biziz’
Biz BDP olarak diyoruz ki “Öcalan’la görüşmek istiyorsanız, illa bize ihtiyacınız yoktur.” Biz böyle bir dayatma içinde değiliz. Ama bu bizim Kürt sorununun çözümündeki rolümüz, muhataplığımız ve aktörlüğümüzü bir kenara ittiğimiz anlamına gelmez.
İmralı sürecini, işin o kısmını tek başlarına yürütmek istiyorlarsa yürütebilirler. Ama buradaki parlamentodaki bütün işler, çalışmalar, burada yapılacak her işle doğrudan biz muhatabız. Doğrudan bizimle görüşmeleri gerekir.
Paris cinayetlerine gelmek istiyorum. Sizin ilk açıklamanız, cinayetin arkasında “NATO ‘Gladyo’sunun olabileceği” yönünde oldu. Son on yıldır NATO-Gladyo ve Kontrgerilla adını birlikte özellikle medyada yan yana pek duymuyoruz. Kontrgerilla eylemi diyebileceğimiz her eylem, son 10 yıldır sürekli “Ergenekon marifeti” olarak görülüyordu.
NATO Gladyo’su dağıtılmış bir Gladyo değil, Türkiye de NATO’nun üyesidir. NATO Gladyo’su dediğimiz, Türkiye karşıtı bir Gladyo falan da değil, bizzat Türkiye’nin de içinde olduğu ortak Gladyo örgütüdür. Her ülkenin kendi içerisinde de bu örgüt vardır. NATO Gladyosu’nun son 10 yıldır ismi zikredilmiyor.
‘Örgütün bir kısmı gladyo üyesi’
Yani bir isim Ergenekon ismi altında, bir çatı altında tarifleniyor ve NATO Gladyosu yokmuş gibi davranılıyor. Bir defa bana göre burada bir yanılsama yaratıldı. Ergenekon denilen örgüt üyelerinin bir kısmı mutlaka ki NATO Gladyosu’nun üyesidir. Ben, bunun böyle olduğunu düşünüyorum. Köy yaktılar, faili meçhul cinayetler işlediler, insanlara işkence yaptılar, suikastler gerçekleştirdiler… Bunlar, NATO Gladyosu’nun Türkiye ayağı vasıtasıyla yapıldı.
Ergenekon’da karmaşa var
Ergenekon çatısı altında tutuklanan, yargılanan kişilerin bir kısmı doğrudan NATO Gladyosu’nun aslında üyesidir. Fakat bir de üyesi olmayıp, AKP’den rahatsız olan, AKP’nin Türkiye’yi getirmek istediği çizgiden rahatsız olan ulusalcı diye tarif edebileceğimiz ve Avrasya modeli ile Türkiye’yi Doğu Cephesi’nde Avrasya modeli ile buluşturmaya çalışan anlayış, bu NATO Gladyosu ile ortaklaşarak işler yapmaya başladı AKP’ye karşı. İkinci olarak, tariflediğim bu kesim doğrudan NATO Gladyosu’nun üyesi falan değil, hiçbir zaman da bu Gladyo’da faaliyet yürütmemiş kesimdir.
Cinayetlerde Türkiye bilgi sahibi
Fakat NATO Gladyosu’ndaki üyeleri ile bu yeni ulusalcılar, ortak iş yapmaya başlamışlardır. AKP de yine Amerika’nın ve muhtemelen NATO Gladyosu’nun desteğiyle bütün bunları, Ergenekon adı altında toplayıp içeri koydu. Şimdi dönüp baktığınızda kim ne yaptı, kimin suçu neydi, kim ne ile yargılanıyor ortada bir karmaşa var. Bunların içinde gazeteci var, akademisyen var, rektör var, işadamı var yani bunlar tam olarak AKP’ye karşı ne suç işlemişler, çok anlaşılamıyor. Ama bir de geçmişte eli kanlı olduğu çok net olan, faili meçhulden sorumlu kişiler var.
İşkenceciler var. Bunlar da aynı davalarda yargılanıyorlar. Fakat bunların hiç birine, tek birine bile NATO Gladyosu’nun işlediği suçlarla ilgili tek soru sorulmuyor. “Niye köy yaktınız” denmiyor, faili meçhul cinayetler işlenirken sen orada komutandın, denmiyor. Dolayısıyla kişiler tasfiye edildi. NATO Gladyosu’nun kendisi tasfiye edilmedi. Elbette ki bu tasfiye AKP’nin işi değil, haddi de değil. NATO Gladyosu hükümetleri tasfiye eder.
Şimdi buradan baktığımızda Fransa’nın orta yerinde, Paris’in en kalabalık yerinde üç önemli Kürt siyasetçisi katledilecek ve Gladyo dediğimiz, bütün o NATO ülkesi üyelerinin de içinde olduğu büyük yapının bundan haberi olmayacak. Bu mümkün değil.
Anlatmak istediğim buydu. Türkiye de bunun içindedir. Türkiye, NATO’nun üyesi olmakla, NATO Gladyosu’nun da üyesidir aynı zamanda. Ama bu “Bakanlar Kurulu’nun bilgisi dahilinde yapılmıştır” ya da “Türkiye’nin Milli Güvenlik Kurulu bu Paris cinayetini planlamıştır” falan gibi bir iddia demek değildir. Türkiye’nin bir kurumu, bir örgütü, bir yapısı bunun içindedir mutlaka. Ya bilgi sahibidir, ya desteklemiştir ya da üstünü örtmüştür. Ama mutlaka, Türkiye’nin bir eli vardır bu işte.
Ahmet Türk, cinayetlerin ardından Suriye ve İran’ı hedef gösterdi. Bu iki ülke NATO’nun hedefinde şu anda, farklı düşünüyorsunuz sanırım.
Bunların hepsi ihtimaller dahilinde seçeneklerdir. Benim söylediğim, net bilgilere dayalı olarak ifade ettiğim bir şey değil. Bunlar benim görüşüm.
‘Roboski Katliamı’nda en çok Kürtler incindi’
Roboski Katliamı için bir dönüm noktası diyebiliriz. Özellikle Kürtler açısından, Türklerle aralarındaki duygu beraberliği büyük bir yara aldı. Psikolojik bir kopuştan söz ediliyor. Sizce böyle bir kopuş var mı? Ya da iki halk arasında nasıl bir mesafe var? Bu mesafe kapatılabilir mi, bu kopuş onarılabilir mi?
Ben bu duygudaşlığın zedelendiğini düşünüyorum. Fakat Kürtlerle Türkler arasında değil, Kürtlerde bu duygudaşlık kırılmıştır, incinen Kürtlerdir burada.
Ankara ve İstanbul’da da çok sayıda eylem oldu Roboski katliamıyla ilgili. Buralarda da büyük üzüntüler yaşandı.
Ben bir genelleme yapıyorum. Hakikaten incinen ve hükümetin yaklaşımlarıyla ilgili onuru kırılan Türkler de olmuştur ama genel olarak ifade ediyorum tabii, bu başka türlü anlaşılmasın. Ama burada tabii, en çok incinen Kürtler’dir Roboski olayında Türkler değildir, duygusu kırılan, hırpalanan Kürtler’dir. O’na ve o duyguya sahip çıkmayan Türkler, bu acıyı bir kez daha katmerleştirmişlerdir. Düşünün bir hükümet açık açık bir katliam yapıyor, 34 Kürt çocuğunu, gencini öldürüyor o hükümete yönelik kamuoyundan, ciddi, hükümeti zorlayacak bir tepki yükselmiyor. Kürtler ve Kürtlerin dostları diyebileceğimiz çoğunluğu oluşturmayan Türk kesim dışında hükümeti zorlayabilecek bir tepki ortaya konulmadı. Yani mesela, Diyarbakır’da Şırnak’ta, İstanbul’da veya Mardin’de Batman’da yürüyüşler yapıldı. Ama siz hiç, Kayseri’de, Yozgat’ta “Roboski aydınlansın” diye yürüyüş yapan Türkler gördünüz mü? Samsun’da Roboski aydınlansın diye oturma eylemi yapan bir Türk gördünüz mü?
Bu duygu beraberliği, psikolojik beraberlik tekrar sağlanabilir mi?
Sağlanabilir tabii ki. Ama ille de arada derin bir aşk muhabbeti olması gerekmiyor iki halk arasında, birlikte yaşamak için. Bir hukuk olması lazım arada, en önemlisi budur. O hukuk olmadan, aradaki sevgi saygı da imkansız hale geliyor. O hukuk da Anayasa’da belirlenir. Türklerin de Kürtlerin de bu ülkede özgür olması, haklarının olması lazım. Onlar sağlandıktan sonra, gerisi zamanla bence toparlanır.
Karadeniz’de barış ve kardeşlik mesajı
Bir Karadeniz projeniz var önümüzdeki günlerde. Nasıl bir açılım olacak bu?
Bu öncelikle, BDP’nin aldığı bir karar değil. Halkların Demokratik Kongresi’nin (HDK) kararıdır. Tabii ki HDK içinde, bizim de partimize üye milletvekilleri vardır. Onlar, bir Karadeniz gezisiyle hani Türkiye’de barış, müzakere ve kardeşliğin duygularını, mesajlarını taşımak istiyorlar. Bu çok önemli bir çalışma bence, çok önemli bir gezi. Halk toplantıları, kapalı salon toplantıları olacak.
“Karadeniz’e gidiyoruz, tepki alır mıyız acaba” diye bir kaygınız var mı?
Yok, biz sonuçta şunu biliyoruz: Bu ülkenin Karadeniz’inde yaşayan halk savaş yanlısı, kan emici, kandan beslenen, bundan zevk alan bir halk değil. Biz nasıl ki ölümlerden ızdırap duyuyorsak, Karadeniz halkı da, Ege, Trakya halkı da bundan üzüntü duyuyor ve bitmesini istiyor. Tabii muazzam doldurulmuş, kışkırtılmış bir milliyetçilik de var. Bunun da farkındayız. Fakat bunlar toplumun genelini ifade etmiyor.
Her toplumda bu tür kışkırtılmış milliyetçilikler olur, zaman zaman yükselir, zaman zaman azalır. Ama biz Karadeniz halkını tarihi itibariyle direnişçi, devrimci, yeri geldiğinde mertliği ve dürüstlüğüyle haklıdan yana, ezilenden yana tavrını koymuş bir halk olarak tanıdık her zaman. Kürtler her zaman Karadeniz halkına, oranın yerlilerine ve etnik kimliğine yakın hissettiler kendilerini, Lazlara da, Gürcülere de, Çerkezlere de. Kim varsa Karadeniz, Kafkas halkları hep yakın hissettiler. Dolayısıyla Kürtlerle Karadeniz halkları arasında oluşan suni gerilimin de kalkmasına bir vesile olabilir bu gezi. Ben bir sorun, bir sıkıntı çıkacağını sanmıyorum. Karadeniz halkı, bu geziye sahip çıkmalıdır. Çünkü bu arkadaşlarımız oraya oy istemeye gitmiyorlar. Bir siyaseti destekten çok bir gönül bağı, gönül köprüsü kurmaya çalışmak için gidiyorlar. Bu mesajın alınacağını düşünüyorum.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.