Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Özel Yetkili Mahkemeler AKP için vazgeçilmez

2004 yılında DGM’lerin kapatılmasının ardından kurulan Özel Yetkili Mahkemeler siyasete damgasını vuran bir dizi davada üstlendiği rol ve aldığı tartışmalı kararlarla AKP’nin siyasi operasyonlarında vazgeçilmez bir yere sahip olduğunu gösterdi.

Yayın Tarihi: 10.02.2012 , 09:50 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:30

MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın sorguya çağırılmasının ardından yeniden gündeme gelen, yaşanan son olayla birlikte hükümet yanlısı bazı kesimlerin bile eleştirisine hedef olan Özel yetkili Mahkemeler, AKP’nin Türkiye’yi dönüştürme sürecinde Ergenekon, Balyoz, Devrimci Karargah, KCK gibi hayati öneme sahip bir dizi davada oynadığı rol ile hatırlanıyor. İktidarın siyasi operasyonlarındaki en önemli araçlarından biri olduğu gözlenen Özel Yetkili Mahkemeler, diğer yandan AKP’nin, eleştiriler karşısında “yargı kararı” bahanesi arkasına saklanmasına da yardımcı olmuş oluyor. Bu mahkemelerin kurgulanışına içkin bazı özellikler, AKP'nin yürüttüğü siyasi operasyonlarda Özel Yetkili Mahkemelerin neden vazgeçilmez bir öneme sahip olduğunu da gösteriyor.

DGM ile Özel Yetkili Mahkemelerin ismi dışında farkları yok
Özel Yetkili Mahkemeler, DGM’lerin 2004 yılında büyük bir “demokratikleşme kampanyası” eşliğinde kapatılmasının hemen ertesinde, ortaya çıkan boşluğun doldurulması amacıyla kuruldu. Hukukçuların genel kanısı DGM ile Özel Yetkili Mahkemelerin işlevselliği ve usulleri bakımından isimleri dışında fazla farkları olmadığı yönünde. 16 Haziran 2004 gün ve 5190 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Yasası'nda değişiklik yapılması ve Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kaldırılmasına Dair Kanun ile DGM'ler kalktı ancak, yeni CMK yasasındaki 250-252. maddeler ile DGM'lerin baktığı suçlara bakmak üzere "özel yetkili" adıyla ağır ceza mahkemeleri oluşturuldu. CMK 250-252. maddelerdeki düzenlemeler, Devlet Güvenlik Mahkemeleri Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkındaki Yasadaki düzenlemelerle neredeyse bire bir aynı.

Uygulamalardaki problemler
Özel yetkili mahkemelerin Türkiye’nin siyasi çehresini değiştiren bir dizi davadaki uygulamaları çokça tartışma yarattı. Ancak bu davalarda yaşanan hukuk skandalları incelendiğinde ortaya, bunların bir istisna değil, başka türlüsünün mümkün olmadığı sonucu çıkıyor.

Gizlilik kararı kime karşı?
Özel yetkili ağır ceza yargılamalarında en sık karşılaşılan yargı pratiğinin gizlilik kararları olduğu görülüyor. Özel yetkili ağır ceza yargılamaları kapsamında soruşturma aşamasında hakimlikler aracılığı ile verilen gizlilik kararları, pratikte tamamen hukuka aykırı sonuçlar ortaya çıkarıyor. Bugün özel yetkili ağır ceza yargılamaları kapsamındaki soruşturmalarda uygulanan gizlilik kararlarının tamamen soruşturulan şüpheliye ve onun müdafisine karşı olduğu görülüyor. Verilen tüm gizlilik kararları şüpheli ve müdafiinin dosyayı görememesi için tesis ediliyor.

Uzun tutukluluk süreleri
Bu mahkemelere tanınan özel haklardan birisi uzun tutukluluk süreleri. Buna göre normalde en fazla 1 yıla kadar uzatılabilen tutukluluk süreleri Özel Yetkili Mahkemelerde 3 yıla kadar çıkabiliyor. Uzun tutukluluk sürecinin kendisinin, başlı başına bir ceza haline geldiği biliniyor.

Teknik takip, telefon dinlemeleri
Teknik takip, telefon dinlemesi gibi yöntemler bu mahkemelerin en sık başvurduğu araçlar arasında yer alıyor. CMK’daki ilgili maddenin kapsamı bilerek geniş tutulmuş ve “yalnızca terör örgütü kurucu ve yöneticisi olmak şüphesiyle soruşturulanların değil “terör örgütüne üye olmak” (TCK m.220/2), terör örgütü içinde hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek (TCK m. 220/7) ve örgütün amacının propagandasını yapma iddiasıyla soruşturulanların (TCK m.220/8) da” iletişimlerinin denetlenebileceği öngörülmüştür. Her önüne gelenin “terör” şüphesi ile suçlanabildiği Türkiye’de bu düzenlemelerin nasıl sonuçlar doğuracağını tahmin etmek güç değil.

Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Avukat Güçlü Sevimli’nin aktardığı bir anekdot, durumun çarpıcılığını gözler önüne sermektedir:

Uygulamada Özel Yetkili Ağır Ceza hakimlerinin kendilerine gelen telefon dinleme ve teknik takip yönündeki talepleri red ettiği neredeyse hiç görülmemektedir. Hakimler özellikle telefon iletişiminin tespiti taleplerinde telefon numaralarına dahi dikkat etmemektedirler. Yaşanmış bir vakıada kendisine telefon dinleme konusunda talep gelen bir hakim, dinlenmesi istenilen telefon numaraları arasında kendi numarasının bulunduğunu fark etmemiş (talep konusunu hiç okumadığı için) ve kendi telefonunun da dinlenmesine onay vermiştir.

Bu yönüyle bakıldığında süreç aslında araya C. Savcısı ve Hakim girmesine karşın, kolluğun istediği şekilde sonuçlanmaktadır. Kolluk bu anlamıyla dinlemek istediği telefon veya teknik takip yapmak istediği kişilerle ilgili hiç zorlanmamakta ve tüm süreci kendi istediği şekliyle sürdürmektedir.

Gizli tanık uygulaması
Ergenekon, Balyoz, Devrimci Karargah, gibi bir dizi önemli davada da kilit rolü oynayan gizli tanık uygulaması bu mahkemelerin bir başka vahim özelliklerinden birisini oluşturuyor. Bu durum hukukun ana ilkelerinden eşitlik ve adil yargılanma hakkını ortadan kaldıran bir uygulama olarak ortaya çıkıyor. Çünkü sanık, ortada olup olmadığını, kim olduğunu bilmediği birisinin ifadeleri üzerinden suçlanırken, karşıt argüman üretme olanağından da büyük ölçüde mahrum kalmış oluyor.

MİT ve yetki krizi
17 Aralık 2004'te Resmi Gazete'de yayımlanan ve 1 Haziran 2005'te yürürlüğe giren CMK'nın 250/3'ncü maddesi terör, mafya gibi devlet aleyhine işlenen örgütlü suçlarda, Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakanlar, Genelkurmay Başkanı, Kuvvet Komutanları gibi Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesi'nde, birinci sınıf hâkim ve savcı ile valiler gibi Yargıtay'da yargılanabilecek üst düzey görevliler dışındaki tüm kamu görevliler için, memuriyet unvanı ne olursa olsun "Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanır" hükmünü düzenliyor.

Bu Özel Yetkili Mahkemelerin elini güçlendiren maddelerden bir tanesi. Özel Yetkili Mahkemeler, özellikle görev başındaki yüksek memur, asker ve benzeri devlet görevlilerini bu madde aracılığı ile yargılama imkânına sahip oluyor. Türkiye’nin tanık olduğu büyük siyasi davaların niteliği düşünüldüğünde bu yasanın önemi de ortaya çıkıyor.

MİT müsteşarı Hakan Fidan örneğinde de bu madde devreye giriyor. Ancak 3 Kasım 1983'te Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren "Devlet İstihbarat Hizmetleri ve MİT Kanunu'nun 26'ncı maddesine göre MİT mensuplarının görevinin niteliğinden doğan ve görevi sırasında işlediği iddia edilen suçlardan dolayı soruşturma yapılabilmesi Başbakanlığın iznini zorunlu kılıyor. İşte bu maddeler arasındaki çelişki bir kriz başlığı olmuş durumda.

(soL -Haber Merkezi)

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.