Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

"Mustafa"da yeni olan ne?

Can Dündar'ın yazıp yönettiği "Mustafa" belgeseli basında çok tartışıldı. Film Mustafa Kemal'in hayatına dair verdiği magazine yönelik ayrıntılarla kendinden söz ettirmeyi başardı ancak görüntü olarak yeni bir şey sunmazken tarihsel anlatı olarak da "klişe" olmanın ötesine geçemiyor.

Yayın Tarihi: 04.11.2008 , 11:10 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

Neslişah Başaran (soL) Can Dündar'ın senaryosunu yazdığı ve yönettiği "Mustafa" adlı film 29 Ekim'de sinemalarda gösterilmeye başlandı. Mustafa Kemal Atatürk'ün hayatını çocukluğundan başlayıp öldüğü güne dek anlatan belgesel, daha gösterime girmeden "sponsor tartışması" ile gündeme gelmişti, gösterime girdikten sonra da belgesel'in Mustafa Kemal'i nasıl yansıttığı, özel yaşamına dair verdiği ayrıntılar tartışma konusu olmaya devam etti.

Öncesinde sponsor tartışmaları

"Mustafa" gösterime girmeden birkaç gün önce, daha önceden filme sponsor olmayı kabul etmiş olan Turkcell, "filmin beklentimiz yönünde Atatürk'ün liderliğini, dehasını ve kahramanlığını dünyaya tanıtmaktan çok, Atatürk'ün özel hayatına odaklanan bir film olduğunu görünce projede yer almayı tercih etmedik'' açıklaması yaparak sponsorluktan çekildiğini açıkladı. Filme dair ilk tartışmaları yaratan bu açıklamanın ardından film sponsorsuz kalmadı. Güler Sabancı "Mustafa"ya sahip çıktı ve film Sabancı Holding'in "katkılarıyla" gösterime girdi.

"İnsani" olması iyi mi kötü mü?
Turkcell'in "Atatürk'ün özel hayatına odaklandığı" gerekçesiyle sponsor olmaktan vazgeçtiği "Mustafa", genel olarak Mustafa Kemal'in insani yönünü yansıtan bir film olarak nitelendirildi ve bu açından da çok tartışıldı. Filmde, Mustafa Kemal'in "insani yönüne" dair vurgulanan noktalar, yalnızlığı, içkiyi ve kadınları sevmesi, zaafları olması gibi, bazıları tarafından bunların doğru olmadığı ya da yansıtılmasının doğru olmadığı konusunda eleştirildi.

Örneğin Deniz Baykal, film hakkında "Atatürk'ün sofrası, içki içilen, coşkusuz yalnız ve yaşlı bir adamın sofrası gibi lanse ediliyor. Sanki Cumhuriyet kadrolarını yemiş, onlara ihanet etmiş gibi gösterilmesi doğru değildir" yorumunda bulundu. DSP Genel Başkanı Zeki Sezer de benzer bir eleştiri getirerek "Tarihi kişilikler, devrimciler, devrimleriyle, tarihte yazdıklarıyla anılsalar daha doğru olur. Ne yazık ki filmde beni hayal kırıklığına uğratan bazı olgular var. 'İnsani boyut' denilerek Atatürk'ü farklı bir noktaya taşımaya hiçbirimizin hakkı yok" değerlendirmesinde bulundu.

Diğer yandan "insani kişiliğin yansıtılması" bazıları tarafından da takdirle karşılandı. Meclis Başkanı Köksal Toptan filmde Mustafa Kemal'in günde üç paket içtiği belirtilen sigaralı görüntülerine müdahale edilmesinden yanaydı ancak zaafların olduğu gibi sergilenmesini de çok takdir ediyordu: "Bildiğiniz gibi Kültür Bakanımız sigaralı Atatürk fotoğraflarını hep düzelttirmişti. Filmi sinemalarda böyle göstermek gençler için sorun yaratabilir. Bunun dışında Atatürk'ün tartışılan bir takım yanlarını da ortaya koyması değişik bir açı getiriyor. Bu bence Atatürk'ün daha çok sevilmesini sağlayan yeni görüntü olarak algılanmalı. Hem cesur, hem güzel buldum"

Günümüzde "magazin" şart

Aslında film dolayımıyla yapılan tartışmalar bugün genel olarak basına ve belli ölçülerde de kültürel üretime hakim olan havayı yansıtması açısından önem taşıyor: "magazinleştirme". Belgesele ve belgesel dolayısıyla Mustafa Kemal'in hayatına dönük olarak yapılan tartışmalarda magazin daha basit haliyle söylersek dedikodu boyutu öne çıktı: Mustafa Kemal karanlıkta yatmaktan korkar mıydı? Kadınlarla olan ilişkileri nasıldı? Çok mu içerdi? Boyu kısa mıydı? Yeniden evlendiği için annesine kızgın mıydı? vs. Türkiye Cumhuriyeti'nin oluşumuna damga vurmuş tarihi bir kişilik için önemsiz kimi ayrıntılar tartışmaların merkezine yerleşti. Ancak söylenmesi gereken belgeselin kurgulanış ve hazırlanış tarzıyla bu tartışmaları teşvik ettiğidir. Hattâ biraz daha ileri giderek bu ayrıntılardan arındırıldığında zaten belgeselden geriye pek bir şey kalmayacağını söylemek mümkün.

Can Dündar ve ekibinin hazırladığı belgesel, Mustafa Kemal'in ölüm döşeğinde karşısında asılı duran tablodan "Mustafa"nın çocukluk günleri ile başlayıp kronolojik bir seyir izleyerek Mustafa Kemal'in askeri okuldaki yıllarından Çanakkale Savaşı'na, Kurtuluş Savaşı'ndan Cumhuriyet'in ilanına, şapka ve Latin alfabesi gibi reformlardan Atatürk'ün son memleket gezilerine dek uzanarak yine tablonun karşısında son gecesinde son buluyor. Bazı yazarlar filmin tablo ile başlayıp tablo ile bitmesi gibi dramatik öğeleri "klişe" bulduklarını belirtiyorlar. Ancak belgeselin asıl "klişe", yani "sürekli tekrarlanan kalıp" yanını Mustafa Kemal'in hayatının tarihsel anlatısı oluşturuyor. Belgesel, okul kitaplarında anlatıla gelen tek düze ve etrafındaki siyasal olaylardan soyutlanmış "tek adam" hikayesini aynen tekrarlıyor. Özgün yanı ise, bu kronolojik anlatı içerisine yerleştirilmiş, özel hayata ilişkin detaylardan ibaret: Annesine yazdığı bir mektup, sevgiliye yazılan bir mektup ya da yaverine söylenen bir söz. Bunlar da kendi içerisinde bir bütünlük oluşturmayan, detayına inilmeyen ayrıntılar olmaktan öteye gidemiyor.

"Filmin de iddiası zaten bu, Atatürk'ü bize insan yönleriyle tanıtmak" denebilir. O zaman filmin neden ders kitaplarındaki kronolojik hikayeyi takip etmeyi tercih edip 2,5 saatin 2 saatini bu hikaye ile doldurduğu sorusu sorulabilir. Diğer yandan bu "insani öğelerin" başarılı bir kurgu içerisinde belli bir problematik çerçevesinde sunulması bize Mustafa Kemal hakkında doğru ya da yanlış özgün bir "belgesel" sunabilir ve kişiliğinin belli yönlerine ışık tutabilirdi. Ancak özel hayattan cımbızlanan bazıları (özellikle çocukluğa dair sahnelerde) "zorlama" ve fantastik" öğeler söz konusu belgeselde "büyük bir liderdi ancak zaaflarıyla o da bir insandı" klişesinin ötesine geçememiş.

Belgesel olarak zayıf

Son olarak belgeselin tekniğine dair birkaç noktaya değinelim. Son sponsoru Sabancı'nın 300 bin euro katkı koyduğu söylenen belgeselin görüntü açısından da fazla bir özgünlük taşımadığını belirtmek gerekiyor. Film, kendi internet sitesinde "Film için Cumhurbaşkanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı arşivleri başta olmak üzere, yerli ve yabancı pek çok arşiv özel izinle açıldı. Atatürk'ün daha önce görülmemiş fotoğraflarına, hatıralarını yazdığı not defterlerine, yakınlarına yolladığı çok özel mektuplarına, günlüğüne, elyazmalarına ulaşıldı. Çekim ekibi Atatürk'ün ayak bastığı Selanik'ten Manastır'a, Şam'dan Berlin'e, Sofya'dan Karlsbad'a kadar her coğrafyaya giderek, doğduğu odadan, öldüğü odaya dek her mekana girerek onun hayatını yerinde görüntüledi" şeklinde iddialı ifadelerle tanıtılıyor. Ancak bu tarif edilen "zenginliğin" belgesele yansıdığını söylemek zor. Fotoğraflar ve canlandırma sahneleri dışında filmde "yeni" görüntülerin sayısı çok az. Bu anlamda ya arşivlerden bir şey "bulunamadığı"nı ya da bulunanların senaryoya "konamadığı"nı varsaymak gerekiyor.Onca arşiv ve araştırmadan elde edilen sonucun bu derece "mütevazi" olması ise düşündürücü.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.