Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

İran ile ilişkilerin “enerjisi” düştü

Meydanlarda “dünyaya meydan okuyan” Başbakan Tayyip Erdoğan, Davos çıkışından sonra özellikle İran konusunda izlediği politikada ABD'nin uyarıları doğrultusunda kendine çeki düzen veriyor. İran ile enerji anlaşmaları aynı nedenle geri çekiliyor.

Yayın Tarihi: 28.08.2010 , 11:00 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Ekim 2008'de gerçekleştirdiği Tahran ziyaretinden sonra yoğunlaşan ikili ilişkiler, AKP hükümetinin yeni dönemdeki dış politika “tercihlerine” uygun olarak şekillendi. Erdoğan'ın Davos'taki çıkışından sonra “proaktif” dış politika adımlarının son örneği, Mayıs 2010'da gündeme gelen, İran, Türkiye ve Brezilya Dışişleri Bakanlarının imza koyduğu uranyum takası anlaşması oldu.

Ancak AKP hükümeti dış politikasını, aslında bu konuda “sınırları” hatırlatan ABD'nin uyarılarına göre şekillendiriyor. ABD'nin Türkiye'ye sık sık mesaj geçtiği İran ile ilişkiler başlığında, Başbakan Tayyip Erdoğan farklı bir imaj sergilemeye çalışsa da, geri adım atılıyor. Türkiye'nin İran ile ilişkilerinde en kritik halka olan enerji alanında son dönem yaşanan gelişmeler, ülkemizin nasıl bir “bağımsız” ülke olduğunu ve AKP hükümetinin dış politikada verdiği görüntüyü sorgulatıyor.

İran ile işbirliğinde kritik alan: Enerji
Türkiye'nin komşusu İran ile ilişkilerinde en önemli alanı enerji başlığı oluşturuyor. İran'ın petrol ve doğalgaz kaynakları açısından dünyanın sayılı ülkelerinden olması, bu ilişkilerin potansiyeline işaret ediyor. Son dönemde İran ile bu alanda hem varolan ilişkiler derinleştirilmiş hem de yeni işbirliği kanalları inşa edilmesi öngörülmüştü. AKP hükümeti, işbirliği adımlarını bir propaganda malzemesi olarak görüyor ve dünya ile Türkiye kamuoyuna bu şekilde lanse ediyordu.

Türkiye ve İran ilk kez 2007 Temmuz ayında imzalanan ‘Doğalgaz Mutabakat Zaptı'na göre Türkiye, İran'da yatırım yapacağı Güney Pars havzasındaki 22., 23. ve 24. doğalgaz fazlarını ihalesiz devralacak ve Türkiye bu alanların işletilmesi haklarını elde edecekti. Bu sahadan çıkarılacak doğalgazı taşımak için boru hattının inşa edilmesi ve ayrıca Avrupa pazarına da ulaştırılması amaçlanıyordu. Üstelik yine aynı hattan Türkmenistan gazının da taşınma ihtimali yetkili ağızlardan dile getirilmişti.

Daha sonra Avrupa'ya gaz taşıyacak ve büyük kısmı Türkiye'den geçecek olan Nabucco Doğalgaz Boru Hattı projesinde, gaz için kaynak ülke tartışmalarında İran alternatifi gündeme gelmişti. ABD'nin açık bir şekilde karşı çıkmasına rağmen, başta Başbakan Tayyip Erdoğan olmak üzere AKP'li bakanlar İran doğalgazından faydalanılabileceğini yüksek sesle dillendirmişlerdi.

İran söz konusu anlaşmaya büyük önem veriyor ve sonuçlanması için Türkiye'ye baskı uyguladığı da biliniyordu. Başbakan Erdoğan'ın Davos'taki “One minute” çıkışından sonra ise proje ete kemiğe büründü. Erdoğan'ın 2008 yılı Ekim ayındaki Tahran ziyareti sırasında, İran Devlet Şirketi ile TPAO arasında bir ön işbirliği anlaşması imzalandı. Ancak anlaşmayla ilgili teknik çalışmalar sürmüş, nihai anlaşma noktasına gelinmemişti. İşbirliği anlaşması sırasında, ABD'nin gündeme getirdiği yaptırımların yani ambargonun aşılması için proje için oluşturulacak ortak şirketin Tahran'da kurulması dahi düşünülmüştü.

Ayrıca bu anlaşmaya paralel olarak Türkiye, İran ile 6 bin megavatlık bir elektrik enerjisi üretim ve ticareti ile ilgili bir proje üretti. Bu proje, İran'da geliştirilecek Güney Pars sahası doğalgazı ile elektrik üretilmesini öngörüyordu.

Türkiye halihazırda İran'dan yıllık 10 milyar metreküp doğalgaz alımı yapıyor. 1996 yılında imzalanan alım anlaşmasına göre Türkiye, 2021 yılına kadar İran'dan doğalgaz alacak.

Önce kamuda olan özelleştirmeyle Koç Grubuna geçen Tüpraş ise Türkiye'nin tek rafineri şirketi olarak İran'dan ham petrol alımı yapıyor. Ham petrol temininde portföyünde İran da bulunan Tüpraş'ın, aldığı petrolün yarısını İran'dan karşıladığı belirtiliyor. Bu ticaretin parasal karşılığı 8-9 milyar dolara yaklaşırken, söz konusu ciddi nakit akışının bir süredir Türkiye'deki kamu bankaları yoluyla yönetildiği ifade ediliyor. İran'a yaptırım kararlarının sıkılaştırılmasından sonra, hem Tüpraş'ın kârlılığını artıran İran tercihi hem de bu nakit akışında kamu bankaları yoluyla hükümetin de devrede olması daha ilgi çekici bir hal alıyor.

Fakat ABD uyguladığı basıncın bu konuda da sonuç verdiği görülüyor. Temmuz ayı sonunda Tüpraş'ın İzmit'teki rafinerisinden İran'a taşınmak üzere benzin yüklediği tankere sahibi olan şirket tankerin kaptanına Hollanda'dan son dakikada "dur" uyarısı yapması basına yansımıştı.

İran'dan ilginç doğal gaz anlaşması
İran'ın enerji alanında hükümetin geri adım atmasından sonra, özel sektöre cazip öneriler sunarak ABD'nin yaptırımlarını etkisiz kılmaya çalıştığı anlaşılıyor.

İran Petrol Bakanı Mesud Mir Kazımi Türkiye'ye yaptığı ziyaret sırasında 24 Temmuz 2010'da, Türkiye ile 1 milyar avroluk bir boru hattı anlaşması imzaladıklarını açıkladı. Bu açıklamaya, ABD'nin uyarıları nedeniyle istim üstündeki AKP hükümetinden hemen düzeltme geldi. Enerji Bakanı Taner Yıldız, devlet şirketi BOTAŞ'ın böyle bir anlaşma imzalamadığını, özel şirketlerin bu tür anlaşmalar yapması için önlerinde bir engel olmadığını belirtti. Söz konusu anlaşmanın Türkiye'de Som Petrol adında bir şirketle imzalandığı açıklandı. Som Petrol'ün sahibi Sıtkı Ayan Başbakan Erdoğan'ın yakın bir dostu olarak biliniyor, hatta Ayan'ın “istediği zaman Erdoğan'ı arayabilen” işadamı olarak tanınmıştı.

Öte yandan aynı günlerde TPAO yetkilileri de, doğalgazda Rusya'ya bağımlı olan Türkiye'nin kaynak çeşitliliğine gitmesi için farklı ülkeler ile temasta olduklarını açıkladı. Fakat TPAO Genel Müdürü Fazıl Şenel'in saydığı ülkeler arasında (S. Arabistan, Katar ve Türkmenistan) İran yoktu.

İran, bahsedilen ilginç doğalgaz anlaşması yanında, Türkiye'yi yeni işbirliklerine zorlayan açıklamalar yapmaya devam ediyor. ABD'nin, İran'la iş yapan Türk şirketlerine yönelik uyarıları tartışıldığı bu dönemde İran Petrol Bakan Yardımcısı Abdulhüseyin Beyat, 23 Ağustos'ta İran'da iki petrokimya tesisinin yapımında ile işbirliğini yapacaklarını saçıkladı.

ABD hükümetin kulağını çekince...
Geçtiğimiz hafta ABD Dışişleri Bakanlığı ve Hazine Bakanlığı’ndan yetkililerin olduğu bir heyetin ABD'nin İran'a yaptırım kararları doğrultusunda, Türkiye Bankalar Birliği, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) ve bazı büyük Türk şirketlerinin temsilcileri ile görüştüğü bildirildi.

Bu temaslar sırasında heyetin yaptığı bazı tehdit gibi tespitler, Türkiye'ye uyarı oldu. Heyetin iki tespiti “1) İran enerji sektörüne belli miktarın üzerinde yatırım yapan tüm yabancı şirketler ABD’nin kara listesine girecek ve yaptırımlara tabi olacağı 2) Özellikle de İran’a işlenmiş petrol ürünü satan ya da satışına nakliye, sigorta ve finans alanlarında aracılık edenler ile İran’ın petrol sektörüne yatırım yapan uluslararası şirketler ABD tarafından tek taraflı yaptırıma tabi olacağı ve Türkiye’de geçmişte bu tür bir ilişki içinde olanların başında TÜPRAŞ'ın geldiği, TPAO’nun da İran ile önemli anlaşmalar imzalama hazırlıkları olduğu” idi.

ABD'den gelen heyete, hükümetten jet yanıt geldi ve “TPAO ticari açıdan cazip bulmadığı için Güney Pars Bölgesi’ne yatırım yapmaktan vazgeçti. Şu anda böyle bir yatırım planımız bulunmamaktadır” denildi.

Enerji Bakanı, Temmuz ayı sonunda İran ile yapılan doğalgaz anlaşmasına ilişkin, “Biz orada iki tarafın da çıkarlarına uygun iş çıkarmayı düşünüyorduk. Ama her şartta mutabık kalamadık. Güney Pars Sahası ile alakalı, belki ileride fırsatları değerlendirme adına yeni bir işlem yapılabilir ama üzerinde çalıştığımız projeyle alakalı, bu proje bitti” diyerek resmi ağızdan projenin bittiğini teyit etmişti. Yani Türkiye Brezilya ile birlikte İran nükleer programının gözetimine ilişkin bir anlaşma imzalayıp “caka satarken”, enerji alanında ikili ilişkilerinde geri basmaya başlamıştı.

Diğer anlaşmalar da etkilenecek mi?
İran'la Türkiye enerji, ulaştırma, sanayi, bankacılık işlemleri, ticaret, sınırda sanayi pazarının kurulması ve yargı işbirliği alanlarında çeşitli mutabakatlar da imzalamışlardı. Bunlardan son ikisi, gümrük ve konut alanında oldu.

2010 yılının Şubat ayında iki ülkenin gümrük müdürleri, İran'ın kuzeybatısındaki Batı Azerbaycan ile Türkiye arasındaki gümrük kapısının açılmasının da dahil olduğu bir dizi konuyu görüştüler. İkili görüşme sırasında bir gümrük anlaşması imzaladı. Sözkonusu anlaşmaya göre ticaret alanında güvenliğin arttırılması ve neticede İran'la Türkiye arasındaki gümrük işbirliğinin geliştirilmesi ve ticaret hacminin arttırılması kararlaştırıldı. Yetkililer, bu anlaşmayla hedefin 5 yıl içerisinde iki ülke arasındaki ticaret hacmini 30 milyar dolara çıkartmak olduğunu belirtmişlerdi.

Temmuz ayında konut ve kentleşme alanında bir işbirliği anlaşması imzalandı. Bayındırlık ve İskan Bakanı Mustafa Demir'in imza attığı anlaşma, Türkiye'den özel sektörün bir süredir İran'a konut alanında artan ilgisi ile doğrudan bağlantılı. Türk sermayesi İran'da 1 milyonluk toplu konut projesine katılmak istiyor.

Şimdi gözler iki “bağımsız” ülke Türkiye ile İran arasında imzalanan bu ikili anlaşmaların akıbetine çevrildi.

(soL-Haber Merkezi)

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.