Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

“Fethullahçılık suç mu?”

Hanefi Avcı'nın kitabı ile tekrar gündeme gelen Fethullahçı kadrolaşma tartışmalarında Cemaat'i korumaya çalışan isimler, konuyu çarpıtırken bir yandan da Cemaat'in hakimiyetinin kabul edilmesi gerektiğini savunuyorlar.

Yayın Tarihi: 31.08.2010 , 10:30 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

Uzun yıllardır gündemde olan ancak Hanefi Avcı'nın geçiğimiz haftalarda yayınlanan kitabı ile tekrar gündeme gelen Fethullahçıların devlet kurumlarındaki kadrolaşmaları konusundaki tartışmada tüm liberaller ağız birliği etmişçesine aynı şeyleri yazdılar. Aynı tezleri birbirlerinden alıntılayarak sıralayan, Cemaat ile ilgili suçlamaları çarpıtan, konuyu ısrarla inanç özgürlüğüne çeken ve bunların tamamında neredeyse aynı cümleleri kullanan liberaller, Fethullahçılığın iktidarda olduğunun kabul edilmesi gerektiğini vaaz ediyorlar.

Aynı “tezler”
Hanefi Avcı'nın, devlet içerisinde Fethullahçılığın nasıl örgütlendiğine dair olan tartışmayı yeniden başlatmasının ardından hızla cemaati savunmaya soyunan liberaller, en çok inanç özgürlüğünü öne çıkarttılar. “Fethullahçıların devleti ele geçirmesi” derken kastedilen şeyin inanç özgürlüğü ile alakası olmamasına karşın, Ahmet Altan, Roni Margulies, Oral Çalışlar ve Cengiz Çandar gibi isimler ısrarla inanç özgürlüğüne vurgu yaptılar. Bu konuda en yaratıcı olan Ahmet Altan'dı. Altan, Fethullahçı örgütlenmeye dair eleştirilerin bir inanca saldırı olduğunu öne sürdü ve bu tür şeylerin ancak Nazi Almanyası'nda olabileceğini yazdı. Demagojinin dozunu biraz kaçıran Altan, “Ben kimsenin kimseyi 'inançlarından' dolayı suçlama hakkına sahip olduğuna inanmam, insanlar inançlarında özgürdür, her inançtan, dinden, mezhepten, ırktan insan da bu devleti yönetmeye talip olabilir. Bu inancından dolayı 'suç' işlerse yakalarsınız ama sadece o inancından ötürü suçlayamazsınız. Nazi Almanya’sında Yahudi 'inancına' sahip olmak 'suçlu' olmak ve cezalandırılmak için yeterliydi, ayrıca suç işlemelerine gerek yoktu” dedi.

Devlet içerisinde örgütlenen, kendi çıkarları doğrultusunda devletin güçlerini kullanan ve bu yolla devletin içerisinde giderek daha fazla yer tutan Cemaat'in "bir tehlike gibi sunulmak istendiğini" savunan liberaller, “Fethullahçılık diye bir suç yoktur” diyerek, tartışmanın eksenini burada da saptırmaya çalıştılar. “‘Fethullahçılık’ her ne ise suç mudur? Türkiye’de böyle bir suç tanımı var mı? Olabilir mi? Olmalı mı?” diye soran Cengiz Çandar “'Fethullahçılık' diye bir suç yok ama Fethullahçı olmak 'suçlu' olmak anlamına geliyor neredeyse” diyerek iddiaları bir paranoya havasına sokmaya çalışan Ahmet Altan “Bugün Fethullahçı avına çıkan devleti destekleyen 'solculara' sormak isterim: Dün yaptığı gibi yarın yine solcu avına çıktığı zaman da destekleyecek misiniz bu devleti?” diyerek hayali bir saldırı havası yaratıp solu da Cemaat'i savunması için harekete geçirmeye çalışan Margulies bu konuda öne çıkan örnekler oldu.

Bu konuda en "yaratıcı" çıkışı Taraf yazarı Yıldıray Oğur yaptı. Cemaat'in yaptıklarının demokratikleşme yönünde atılmış adımlar olduğunu savunan ve toz pembe bir tablo çizen Oğur, “Tabii ki tercihim devlet içindeki bu organize hukuk ve demokrasi karşıtlarıyla mücadele eden liberal ve demokrat bir yapılanmanın olmasıydı. Ama maalesef liberaller ve demokratlar tembel ve bu kadar organize değil. Bunu cemaat adlı bir dinî grup yapıyorsa onlara ne diyebilirim ki? Kanunları çiğnemedikten sonra paylaştıkları ortak inançlar yüzünden onları suçlayabilir miyim? Ortak bir dinî inancı paylaşan kişilerin devlette örgütlenmesinin suç olduğunu iddia edebilir miyim?” dedi.

Liberallerin Cemaat'i savunurken en sık başvurdukları konulardan biri de “devletin ele geçirilmesi”ydi. Bu konuda, neredeyse birbirlerinin yazdıklarını tekrarlamakla yetinen liberal kalemler, devletin ele geçirilebilir bir şey olup olmadığı ve bu konuda neden sadece AKP ve Cemaat'in tehlikeli olduğunu sorup durdular. Liberallerin bu sorularına en sade yanıtı Vatan yazarı Ruşen Çakır verdi. Kendisi de Cemaat'e karşı çıkmayan ancak çözüm olarak “şeffaflaşma”yı öneren Çakır, Ordu ve Cemaat'in benzer araçlar kullanarak devleti baskı altında tutmaya çalıştıklarını yazdı:

“Şu soruyu soralım kendimize: Bu ülkede gerçek bir demokrasi olmasını arzulayanlar, orduyu yıllarca neden eleştirmişlerdi? Cevap basit: Siyasete müdahil olmak şeffaf olmamak kendi halkına karşı psikolojik baskı yürütmek yargıya müdahale etmek suçluları suçsuz, suçsuzları suçlu göstermek medyayı ve gazetecileri kontrol altına almak. Liste uzayabilir. İşte bütün bu listenin, bugün Gülen cemaatine yöneltilen suçlamalarla büyük ölçüde örtüştüğü görülüyor. En azından Hanefi Avcı’nın kitabında dile getirdiği iddialar, bu ülkenin demokratlarının orduya yönelttiği suçlamalarla epey benzeşiyor.”

Liberal kalemlerin demokratlıklarına zarar getirmemek için sıkça başvurdukları bir diğer yol da “hukukun üstünlüğü” vurgusunu öne çıkartmaktı. İnanç özgürlüğü Cemaat'in suç olmadığı devletin ele geçirilebilir bir şey olup olmadığı gibi konuları ard arda sıralayan yazarlar, bunun ardından “hukuk gerekeni yapar” demeyi de ihmal etmediler.

Çalışlar: “Tabii, bütün bunlara rağmen, ‘Fethullahçı’ olarak tanımladığınız kişilerin çalışma tarzından, devlet kurumlarının içinde var olma biçimlerinden hoşlanmayabilirsiniz. Onları tehlikeli görebilirsiniz, siyasi hedefleri konusunda endişe duyabilirsiniz. Aynı endişeler AK Parti hükümeti için de söz konusu olabilir. Böyle endişelere sahip olanların onları dile getirmeleri, demokrasinin en doğal özelliklerinden biridir. Bu tarz konulardaki asıl merci hukuktur. Eğer ortada hukuka aykırı bir durum varsa, yargı (evrensel hukuk normlarını temel alarak) harekete geçer” dedi.

Çandar: “Devlet bürokrasisi içinde yer alanlar düşünce sistemleri içinde ‘Kemalist’ olabilirler, ‘ulusalcı’ olabilirler, ‘komünist’ olabilirler, ‘sosyal demokrat’ olabilirler, ‘liberal’ olabilirler. Kim ne karışır? Görevleriyle ilgili ‘suç’ işledikleri noktada ise ‘suçlu’ olurlar Kemalist ya da ulusalcı veya komünist, sosyal demokrat, liberal vs. oldukları için ‘suçlu’ olmazlar. Cemaat mensupları için de aynı kriter uygulanmak zorundadır” dedi.

“Devletin ele geçirilmesi” derken diğer unsurlar gibi hukukun da işlemez hale getirilmesinden yakınırken, liberal kalemlerin tüm sorunların hukuk kurallarıyla çözülebileceğini önerecek kadar “saf dil” olmaları da dikkat çekti.

En açık sözlü olan Ruşen Çakır
Hanefi Avcı'nın iddialarının yabana atılmaması gerektiğini savunan ve ona yönelen eleştirilerin haksız olduğunu dile getiren Ruşen Çakır, buna rağmen Cemaat konusunda temkinli davranmayı tercih etti. Liberal yazarlar gibi Cemaat'in devlete hakim olduğunu kabul eden Çakır, bunda bir sorun görmezken, yaşanan gerilimlerin çözümü için Cemaat'in “şeffaflaşması”nı önerdi. Çakır, “Avcı’nın iddialarının doğru olup olmadığını nasıl anlayacağız? Tabii ki öncelikle, layıkıyla yapılacak adli ve idari soruşturmalar sonucunda. Ama şu da şart: Cemaat artık bir an önce şeffaflaşmalıdır. Örneğin Avcı bazı isimler veriyor. Bu kişiler neden ortaya çıkıp iddialara cevap vermiyorlar? Cemaat psikolojik savaş yöntemleri kullanıp kamuoyu oluşturma alışkanlıklarını terk edip demokrasinin evrensel ilkelerine uygun, özgür, sivil, çoğulcu bir diyalog ortamının oluşumuna katkıda bulunmalı ve gerektiğinde hesap vermekten kaçmamalıdır” dedi. Bir cemaatin nasıl “çoğulcu, demokrat” olabileceği ise merak ediliyor.

(soL - Haber Merkezi)

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.