Eskiye rağbet olur mu?

Ergenekon operasyonu olmakla itham edilen DP'deki son süreç ve ANAP'la birleşme meselesi yılan hikayesine dönerken, Cindoruk ve Demirel, Aygün'ü parti başkanı olmaya davet ediyor "Türkiyeli" Abdüllatif Şener'den sonra, DSP'li Sarıgül parti kurmaktan söz ediyor. Düzen siyaseti, AKP'ye alternatif yaratmakta tel tel dökülüyor.
Pazar, 05 Temmuz 2009 10:30

soL (Mehmet Yavuzkan) Türkiye'de düzen siyaseti, tüm kurum ve aktörleriyle, şimdiye dek hiç olmadığı kadar, çözücü ve yeniden yapılandırıcı iki tamamlayıcı süreci birarada yaşıyor. Tüm bunlar gerçekleşirken, emekçi sınıflar olan biten karşısında sessiz, içine kapanmış durumda bekliyor. Düzenin asli kurumları birbiriyle çatışır gözükürken, diğer yandan işbirlikçilik ve piyasacılık orta payda oluyor. Kemalistlerin "aşırı" uçları tasfiye ediliyor, rol bekleyenleri işbirlikçiliğe ve Amerikancılığa razı oluyor, yurtsever olanının ise gözü korku(tulu)yor.

İşbirlikçilik ve Amerikancılıkta AKP'nin ötesine geçemeyecek olan TSK, öyle ya da böyle, AKP'yi daha fazla anlamak zorunda kalıyor! Kendi deyimiyle, "halkın içinden çıkan" cemaatin lideri Fethullah Gülen, "halkın içinden çıkan" ordunun yıpratılmaması gerektiğini söylüyor. "Gatakulli" geride kalıyor. Anlama konusunda hızlı ve birlikte yol alındığı görülüyor.

Siyaset alanının "düzlendiği", diğer aktörlerin "Pavlov'un köpekleri"ne döndüğü, sermaye sınıfının siyaseten yönetebilme özelliğini (devletin kurumlarını yeniden dönüştürerek) pekiştirdiği Türkiye'de, sıra toplumsal alanın da benzer şekilde "düzlenmesine" geliyor. İlkinin öznesi AKP'dir, ikinci için ise, sermaye sınıfı adına şimdilik AKP'den iyisi yoktur.

Sadece iyi olmak değil, güçlü de olmak gerekiyor. AKP, toplumsal, siyasal ve ideolojik manivelaları (birlikte) kullanma ve mevzi sahibi olması açısından güçlü ve büyük bir örgütlü güce sahip bulunuyor. Bu güç, düzen siyasetinin diğer aktörleri karşısında büyük bir üstünlük sağlıyor. Diğerleri süreci algılayamıyor Erdoğan'ın deyimiyle, "geriden geliyor".

Örneğin, Ağustos ayında Kürt sorununda yaşanacak gelişmelerden sonra, Baykal'ın Eylül'de yapmayı düşündüğü Kuzey Irak ziyaretinin akıbetinin ne olacağı ve ne işe yarayacağı merak konusu oluyor. Çok değil, iki yıl önce milliyetçilik denince "tek yumurta ikizi" gibi davranan CHP ve MHP, AKP'nin elindeki daha tehlikeli bir milliyetçilik kozuna karşı bir şey yapamıyor. Sınır ötesi operasyonlarına koşulsuz destek veren Baykal'ın, önümüzdeki dönem AKP'nin yurtdışına asker göndermesi durumunda sesini çıkarması inandırıcı olmayacaktır. Şener'in "erdem sahibi" görüntüsüyle AKP'den ayrılması, AKP iktidarının ilk dönemindeki rolünü unutturmuyor. Bir partiye üye iken parti kuracağını açıklayan ve bismillah ve inşallah kelimelerini ağzından düşürmeyen Sarıgül'e, Erdoğan bakanlık teklif etse, "hayır" diyeceği düşünülmemelidir.

Demirel, Erbakan ve Cindoruk'u ayrı bir düzlemde değerlendirmek kaydıyla, Baykal'dan Bahçeli'ye, Şener'den Sarıgül'e, düzenin aktörlerinin sermaye sınıfı nezdinde payanda ya da stepne rolü çok açıktır. Söz konusu piyasacılık, işbirlikçilik ve gericilik ise, zaten itirazları yoktur ancak AKP görevini fazlasıyla yerine getirmektedir.