Sayfa yolu
Dink cinayetinde gecikmeli "kanıt"
Yayın Tarihi: 11.05.2010 , 17:20 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in 19 Ocak 2007 tarihinde öldürülmesine ilişkin beşi tutuklu 20 sanık hakkında açılan davanın dün gerçekleştirilen 13. duruşmasına, İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nden gelen bir rapor damga vurdu. "Davada dönüm noktası" yorumlarına neden olan raporun içeriği ve zamanlaması, yeni bir oyunun sahnelenmeye başladığı yönünde kuşkulara yol açtı.
Emniyet raporunda, Dink cinayeti zanlılarının, "Ergenekon" Davası'ndan yargılanmaları devam eden tutuklu sanıklar Veli Küçük, Muzaffer Tekin, Levent Temiz, Kemal Kerinçsiz, Levent Göktaş ve Erbağ Çolakoğlu ile telefon görüşmeleri yaptıkları yönünde ifadeler yer aldı.
Dink ailesi avukatlarının isteği üzerine...
Bilindiği gibi yandaş basın ve hükümet çevrelerinden Hrant Dink cinayetinin "Ergenekon'un işi" olduğu yönünde yapılan telkinlerin, Dink'in ailesi ve yakınları, müdahil avukatlar ve Dink cinayetinin aydınlatılmasını isteyen kesimler üzerinde de etkisi oldu.
İstanbul Emniyet Müdürlüğü raporu, "Ergenekon"dan ayrı düşünülemez hale gelmiş olan ve cinayette "ihmal"i bulunan polislerin Fethullahçı niteliğinin açıkça görmezden gelindiği, bir tek polisin dahi yargılanmadığı Hrant Dink Davası müdahil avukatlarının bir önceki duruşmadaki talebi üzerine hazırlandı.
Davanın görüldüğü İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, avukatların talebi üzerine İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nden, "Ergenekon" Davası kapsamında yargılanan sanıklar ile Dink Davası sanıkları arasında bağlantı olup olmadığının tespiti için karşılıklı olarak iletişim bilgilerinin karşılaştırılmasını istemişti.
Herkes bilgi gizlerken İstanbul Emniyeti niye "çalışıyor"?
Dink davası sanıklarının "Ergenekon" davası sanıkları ile telefon görüşmeleri yaptıkları yönündeki Emniyet raporunun, davanın başladığı 2 Temmuz 2007 tarihinin üzerinden üç yıla yakın zaman geçtikten sonra hazırlanmasının bürokrasinin yavaş işlemesi ile ilgisi olmadığı açıkça ortadayken, başka kurumlar tarafından mahkemeye gönderilen raporlarda da "devlet sırrı"na dikkat çeken ibarelere rastlanmış, hatta Trabzon Emniyet Müdürlüğü mahkemeye cevap dahi vermemişti.
Davanın 8 Şubat 2010 tarihli 12. duruşmasında bu anlamda ilginç sahnelere tanık olunmuştu. Ramazan Akyürek’in Emniyet Genel Müdürlüğü’nden mahkemeye 9 Ekim 2009 tarihinde gönderdiği bir yazıda, "yazı eklerinde devletin güvenliğini tesis etmek amacıyla açıklanması gizli olan bazı belgeler bulunduğu ve bu belgelerin incelendikten sonra imha edilmesi gerektiği" konusunda "uyarı"da bulundu.
Trabzon Emniyet Müdürlüğü'nden gelen mahkemeye gelen bir yazıda ise "Hrant Dink cinayetinin işlendiği tarihten bir süre önce ve sonrasında, sanık Erhan Tuncel’in Trabzon Emniyet Müdürlüğü'nde görevli polislerle yaptığı telefon görüşmelerinin kendilerinden istendiği, bu taleple ilgili, 'personele ait kişisel bilgi ve telefonların deşifre olmaması, istihbarat zafiyeti yaşanmaması' nedeniyle istenen belgelerin gönderilmediği" ifadesi yer aldı.
Dink ailesinin avukatlarından Bahri Belen, Emniyet Genel Müdürlüğü’nden gelen bütün yazılarda gizlilikten bahsedildiğini söyleyerek “kanunen devlet sırrı dışındaki suça ilişkin belgelerin gizlilik özelliği yoktur. Suça ilişkin olan hiçbir bilgi ve belge gizli kalmaz" demişti.
Kayıtlar "yasa dışı" elde edilmiş olduğu gerekçesiyle silinmişti
Başta Ramazan Akyürek olmak üzere Dink cinayetini önlemek konusunda önlem almayan polisler hakkında soruşturma açılması istenen ve sonradan İçişleri Bakanlığı raporuyla etkisizleştirilen Başbakanlık Teftiş Kurulu Raporu'nda, azmettirici sanık Yasin Hayal’in cep telefonu kayıtlarının araştırılmaması önemli bir ihmal olarak nitelendirilmişti.
İçişleri Bakanlığı müfettişleri tarafından hazırlanan ve 5 Şubat 2010 tarihinde açıklanan raporda ise Hayal’in cep kayıtlarının “yasadışı kanıt” niteliğinde olduğu için imha edildiği bildirildi.
JİTEM ortaya çıktı, polis işin içinden sıyrıldı mı?
Davanın dünkü duruşmasında dikkat çekici bir diğer gelişme ise, Amasya Cezaevi’nden duruşma salonuna getirilen Erhan Özel adlı bir mahkumun, Erhan Tuncel, Osman Hayal ve Yasin Hayal’in JİTEM’e çalıştığını iddia etmesi oldu. Özel, kendisinin de, askerde tanıştığı komutanları aracılığıyla 1997 ve 2005 yılları arasında para karşılığında JİTEM için çalıştığını, 2005 yılı ve öncesinde Agos gazetesi çevresinde fotoğraflama çalışması yapan bir ekipte yer aldığını, bağlı olduğu komutanın şu an "Ergenekon" Davası'nda sanık olduğunu söyledi. Özel, emekli tuğgeneral olduğunu belirttiği komutanının ismini söylemedi.
Hrant Dink'in öldürülmesine yönelik ihbarların Trabzon'da hem İl Emniyet Müdürlüğü'ne hem de İl Jandarma Komutanlığı'na yapıldığı, fakat sadece Jandarma'nın, ihbarları dikkate almadığı için "ağır ihmal" ile suçlandığı biliniyor. Trabzon Valisi, Savcılığın talebi doğrultusunda adı geçen Jandarma personeli hakkında soruşturma izni vererek yargılanmalarını sağlarken, dönemin İl Emniyet Müdürü Ramazan Akyürek ve ekibi hakkında yargılanma izni vermemişti.
JİTEM'in adının ilk kez geçtiği bu ifade, polisin Dink cinayetindeki rolünün örtbas edilmeye çalışıldığı yönündeki işaretleri güçlendirdi.
Dink cinayetinde "görev ihmali" görülen Fethullahçı Emniyet yetkililerinden oluşan ekibin aynı zamanda Ergenekon soruşturmasını da yürüttüğü biliniyor.
"Gizli Tanık-1": Yasin Hayal de Dink'e ateş etti
Hrant Dink'in öldürülme anını gördüğü belirtilen ancak ilk kez, davanın dün gerçekleştirilen 13. duruşmasında konuşan "Gizli Tanık-1", Ogün Samast'ın cinayeti yalnız işlemediğini, sonradan fotoğraflardan teşhis ettiği Yasin Hayal ve Osman Hayal'i de olay yerinde gördüğünü, Ogün Samast dışında Yasin Hayal'in de Hrant Dink'e ateş ettiğini söyledi. "Gizli Tanık-1"in bu ifadeleri üzerine, Yasin Hayal, olay tarihinde Trabzon'da bulunduğunun "kayıtlardan belli olduğu"nu, Ogün Samast ise cinayeti yalnız başına işlediğini iddia etti.
(soL-Haber Merkezi)
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.