Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Bundan âlâ kanıt mı olur?

Aydın’da 1998’de görülen bir işkenceyle cinayet davasında polislerin çok sayıda kişiyi mahkeme salonunda ve adliye önünde dövmesiyle ilgili görülen dava için devlet, “Biz o kişiyi dövmedik” diyerek video gönderdi. Görüntülerde “o kişi” dışında herkese ağır saldırı var.

Yayın Tarihi: 12.07.2010 , 14:16 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

Radikal gazetesinden İsmail Saymaz’ın haberleştirdiği bir dava süreci, Türkiye devletinin işkenceci, baskıcı yüzünü tüm gerçekliğiyle ortaya koyuyor.

1993 yılında Baki Erdoğan, Aydın Emniyet Müdürlüğü’nde maruz kaldığı işkence sonucu öldürüldü. Erdoğan’ın ölümüyle ilgili olarak dava açıldı, İl Emniyet Müdür Yardımcısı İbrahim Türedi, TEM Şube Müdürü Necmettin Aydınkaya, Başkomiser Abdurrahman Çetinkaya, Komiser Yardımcısı Cahit Sandıkçı ve polis Ayhan Erdal ile Ali Kumral yargılanmaya başlandı.

Mahkemedeki polisler karara kudurdu
21 Nisan 1998 günü, bu davada artık hüküm açıklanacaktı. Savcı, polislerin beraatini istiyordu. Ancak Aydın 1. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Turgut Yıldırım, uzun bir tereddütten sonra sanıklara beşer yıl altışar ay hapis cezası verildiğini açıkladı.

Karar, salonda bulunan çok sayıda polis tarafından derhal tepkiyle karşılandı. İzleyici bölümünde sivil giysileriyle oturan polisler önce, bu karara sevinen üniversiteli Hatice Meryem Onat’a, fotoğraf çekmekte olan Milliyet muhabiri Mert İlkkutlu’ya ve İlkkutlu’yu kurtarmak isteyen dönemin Radikal muhabiri Ahmet Şık’a saldırdı. Saldırı, kısa sürede salonda polis olmayan hemen herkese yöneldi.

Saldırıya uğrayanlar rapor aldı
Aydın, İzmir ve İstanbul savcılıklarına yapılan şikâyetlere göre, gördükleri polis şiddeti nedeniyle, eski Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Şube Başkanı ve İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Murat Çelik, avukat Elif Nihan Bıçkıcıoğlu, gazeteciler İlkkutlu ve Şık beşer, üniversiteli Onat dört, EMEP İl Başkanı Hüseyin Saran üç, avukatlar Halil Çağlar Akbulut, Zeki Rüzgar ve Betül Vangölü birer gün rapor aldı.

Duruşmayı izleyen Yusuf Doğru böbreğine darbeler nedeniyle 25 gün rapor aldı. Polisler için beraat isteyen savcı Hüseyin Kaya bile, avukatları korumak isteyince dayaktan kurtulamadı.

Polisler “Rahşan Affı”yla kurtuldu!
Tam 10 avukat, üç gazeteci ve dört insan hakları aktivisti şikâyetçi oldu. Aralarında Baki Erdoğan’ın ölümünden dolayı ceza alan Ali Kumal’ın da bulunduğu yedi polisin ‘müessir fiil, tehdit ve hakaret’ iddiasıyla Aydın 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılandığı dava, 2 Nisan 2001’de bitti. Polisler cezalandırıldıysa da, tarihe ‘Rahşan Ecevit Affı’ diye geçen 4616 sayılı yasayla kurtuldular. Yasaya göre 23 Nisan 1999’a kadar işlenen suçlarda ‘hükmün ertelenmesi’ kararı verilebildiğinden, bu müeyyide yedi polise uygulandı.

Ancak avukat Murat Çelik, davanın peşini bırakmayıp itiraz etti. Fakat Aydın 1. Ağır Ceza Mahkemesi, itirazı reddetti. Çelik de 2002 yılında dosyayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıdı.

Trajikomik savunma

AİHM’deki yargılamada Türkiye, Avukat Murat Çelik’e şiddet uygulanmadığını savundu. Türkiye, bu iddiasını kanıtlamak için mahkemeye 24 dakikalık görüntü içeren bir CD gönderdi. CD’de, Murat Çelik dışında çok sayıda kişiye uygulanan şiddet açıkça görülüyordu. Çelik, kendisine şiddet uygulanan kısımların ise görüntülerden ayıklandığını belirtti.

Çelik, AİHM’ye yaptığı açıklamada “Hükümetin sunmuş olduğu CD kayıtlarında polislerin yaptığı fiziki şiddet bilinçli şekilde saklanmaya çalışılmıştır. Ancak mevcut görüntülerde bile polis şiddeti açıkça anlaşılmaktadır” dedi.

AİHM, 27 Mayıs 2010’da, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin, işkence yasağını düzenleyen üçüncü maddesinin ihlal edildiği sonucuna vararak, Türkiye’yi Çelik’e 9 bin avro tazminat ödemeye mahkûm etti.

Kayıtta ne var?
AİHM’e gönderilen 24 dakikalık CD’de vahim görüntüler var:

Duruşma salonu: Çevresi polisler tarafından sarılan üniversiteli Hatice Meryem Onat’ın çığlıkları duyuluyor. Bir polis, fotoğraf çeken Mert Mustafa İlkkutlu’ya vuruyor. Ahmet Şık, “Niye vuruyorsun!” diye bağırıp İlkkutlu’yu kurtarıyor. Fakat kendisi darbe alıyor. Bir polis Şık’ın fotoğraf makinesini almaya çalışıyor. Şık, direnince üzerine dört-beş polisin yumrukları iniyor. Salona çevik kuvvet polisleri doluşuyor. İçerdekiler, Başkan Yıldırım’dan yardım istiyor. Grup, can güvenliği nedeniyle çıkmayacaklarını söylüyor. Aynı anda iki avukat itilip kakılarak salondan atılıyor. Şık ve İlkkutlu da çembere alınıp yerde tartaklanıyor.

Adliyenin kapısı: Orta yaşlı bir kişi karnını tutarak ve aksayarak kapıdan çıkıyor. Şık belini tutarak çıkıyor, dönüp içeriyi göstererek, “Çocuğu mahvettiniz!” diye bağırıyor. Aynı anda avukat Çelik de “Bakın, haline bakın!” diye bağırıyor. Gösterdikleri kapıdan, Mert İlkkutlu, polislerin kolları arasında, yakası yırtılmış halde, topallayarak ve ağlayarak çıkıyor. “Vurmayın” diye ağlıyor. Şık, polislerin tartaklayarak götürdüğü İlkkutlu’ya sarılıp kurtarmak isteyince o da çembere alınıyor. Sivil giyimli bir kişi elindeki telsizle Şık’ın kafasına vuruyor. Şık bayılıp yere yığılıyor. 10-15 polis Şık’ı yerde sürükleyerek götürüyor. Çelik, “Bu kadar olur mu!” diye tepki gösteriyor. Bir diğer avukat, “O bir gazeteci!” diye bağırıyor. Şık, bir süre yere uzatılıyor. Alnından kan akıyor. Ardından beş polis Şık’ın el ve ayaklarından tutarak ring aracına taşıyor. Şık, güçlükle nefes alıyor.

İlkkutlu ve Çelik de aynı araca bindirilirken, kamera yeniden adliye kapısına dönüyor. Bir kişi kolu çevrilerek, gözaltına alınıyor. Bir başkası, ‘Vurmayın!’ diye bağırarak adliyeden koşarak çıkıyor. Fakat polis tarafından çevriliyor. Kadınlar dövülerek dışarı çıkarılıyor, gazeteciler kaçışıyor.

(soL – Haber Merkezi)

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.