Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Başbuğ konuştu...

Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ bir televizyon kanalında yayınlanan "Arena" programında, Uğur Dündar'ın sorularını yanıtladı. Başbuğ’un açıklamasının satır başları şöyle:

Yayın Tarihi: 06.07.2010 , 11:11 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

Batı bölgelerine dikkat…
"Önümüzdeki süreç, terör eylemleri açısından hassas bir süreç. Görevliler, herkes dikkatli olmak zorundadır, istihbaratımızdan tutun gerekli tedbirlerin alınmasına kadar. Ümit ediyorum, güven de duyuyorum, aynı hassasiyeti batı bölgelerinde de göstermemiz lazım. Batı bölgelerimiz de hassastır.”

"33 erin öldürülmesi taşeronluktu"
Dündar’ın Başbakan Erdoğan’ın “PKK taşeronluk yapıyor” yönündeki açıklamalarını hatırlatması üzerine Başbuğ şunları söyledi: "Sayın Başbakanın bu sözlerine benim doğrudan yorum yapmam doğru değil, söz konusu da değil. Şunu sorarsanız eğer, PKK bazı dönemlerde taşeronluk yapmış mıdır? Evet. Mesela ben bu konuyu biraz da anlamak için 93'lere gidilmesini, araştırılmasını öneririm. 93 yılında Nisan ayında Bingöl'de 33 erimizin şehit edilmesi olayı var. Bu olayla ilgili bazı benim de araştırmalarım, incelemelerim oldu. O yıllarda coğrafya olarak, Erzurum, Erzincan, Bingöl olarak konuşuyorum. Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı söz konusu. Şimdi Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattının geçtiği güzergahın emniyetsiz olduğunu gösterirseniz, bir noktada boru hattını realize edilmesini... Dolayısıyla örneğin 93'te bu olayla terörü tekrar... Bu arada biliyorsunuz 92-93 arasında yine bir eylemsizlik süreci var, eylemlerin düştüğü süreç var. Burada bir taşeronluk söz konusu olabilir mi? Olabilir. İncelenmeye değer bir konu olarak görüyorum."

"Subaylar PKK'nın yönetim kadrosunu ele geçirdi" iddiası

Başbuğ, Dündar'ın "Türk Silahlı Kuvvetlerinden ayrılan 50 subayın PKK terör örgütünde yönetim kadrosunu ele geçirdiği, açılım süreci başladıktan sonra kaos için eylemlere hız verdikleri yönündeki iddia sizde nasıl bir etki yaratıyor? Bazı eylemlerden sonra sanki o bölgede sorumlu bulunan TSK komutanlarının duyarsız kaldıkları veya özellikle eylemin gerçekleşmesi için görevlerini savsakladıkları, bir anlamda PKK ile organik bağlantı içinde oldukları imaları sıkça dile getiriliyor. Bunlar TSK'de nasıl etki yapıyor?" şeklindeki sorusuna da şu yanıtı verdi:

"Böyle bir iddiayı ciddiye alınacak bir iddia olarak görmüyorum. Bunu çok çirkin buluyorum. Benzetmeler de çirkin. Kusura bakmayın bu tabiri kullanacağım: Öyle şeyleri düşünenlerin ben Türk kanı taşıdığını düşünmüyorum. Türk askerine böyle yakıştırmalar, böyle değerlendirmeler yapmak... Türk kanı taşıyanların böyle şeyler ortaya atması... Konuşmak bile istemiyorum. Böyle birşey söz konusu olamaz."

Mevzideki o fotoğraflar...
Dündar'ın, Başbakan Erdoğan ile CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun mevzilerde çekilen fotoğraflarına ilişkin sorusu üzerine Orgeneral Başbuğ, şöyle konuştu: "20 Haziran'da biz bölgeye gitmenin yararlı olacağını düşündük. Sayın Başbakan ile görüştük, o da uygun olacağını ifade etti. Bölgedeki komutanlarla görüştüm önceden, ama bizde bir usul vardır: Bu da terörle mücadelenin önemli noktalarından biridir. Bazen gideceğimiz yeri uçakta söyleriz, helikoptere bineceğimiz zaman söyleriz. Çünkü bir noktada güvenlik önemli. Cesaret elbette cesaret. Cesaret gösterir herkes, ama güvenlik tedbiri almanız gereken yerde tedbiri almamak cesaret değil hatadır.

Biz o günkü programda Van'da şehitlerin cenaze törenine katıldık. Sonra Gediktepe'deki birliğin bağlı olduğu karargaha gittik. Bu ana kadar Sayın Başbakanın da Gediktepe'ye gidileceği yönünde bir bilgisi yoktu. Ben Sayın Başbakana orada söyledim. 'Çok iyi olur, memnun olurum' dedi. Gediktepe'ye helikopterle gittik. Başka bakanlar var, ben vardım, sayın Başbakan var, Kara Kuvveleri Komutanı vardı...

Gediktepe neresi? Üs bölgesi sıfır sınır hattında... Coğrafya çok önemli. Aradan bir dere akıyor. Hemen akabinde sırtlar var, Irak ve bizim bulunduğumuz yerle karşı sırtlar arasındaki yüksekliğe baktığınızda karşı sırtlar hakim. Mesafe keskin nişancıların menzilinde. Bir, keskin nişancı tehdidi var. İki, Gediktepe 2 senedir birlik bulundurduğumuz bir yer.

Sayın Başbakan aslında 'keşke diğer parti başkanlarımız da bölgeye gitse' diye kendileri söyledi. Sonra bir vesileyle Sayın Kılıçdaroğlu ile karşılaştık, arzu ederlerse kendilerini de bölgeye götürebileceğimizi söyledik. Kendileri 'çok memnun olurum' dedi. Doğrudur, Sayın Kılıçdaroğlu'na nereye gideceğini havaalanında söyledik. Vatandaşlarımıza başsağlığı diledik. Sayın Kılıçdaroğlu özellikle Sarıyaprak'ta bulunduğumuz sürede Türk ordusunun bu mücadeleyi nasıl yürüttüğüne gözleriyle tanık oluyor. Oradan Gürvil noktasına gittik. Gürvil'de keskin nişancı tehdidi Gediktepe ile mukayese edilmez. Gürvil'de de askeri gereklilik öyle davranmayı icap ettirseydi elbette biz onu da teklif ederdik. Sayın Kılıçdaroğlu'nun da farklı düşüneceğini zannetmiyorum. Güvenlik önemli. Bir mesaj vermem gerekirse artık bu tartışmaya son verilsin, lütfen yeter."

”PKK şanslı bir örgüt”
PKK ile mücadelede başarı kaydedildiğini savunan Başbuğ şunları söyledi: “O zaman niçin günümüze kadar devam ediyor sorusu var. 1984'ten bugüne kadar yaşanan olaylara bir bakalım. 1. ve 2. Irak savaşları, Halepçe... PKK şanslı bir örgüt. Tam çökme noktasına, çözülme noktasına geliyor, fakat maalesef konjonktürel durumlar lehine cereyan ediyor. Birinci önemli nokta bu. İkinci önemli tespit şu Türkiye'de ne zaman terör olayları azaldı veya hiç olmadı... Biz bunu yanlış algılıyoruz. Sanki terör örgütü bitti, dağıldı... Aslında terör örgütünün dağ kadrosu duruyordu, eylem sayısı düşmüştü. Örnek mi? 1999'dan tekrar başladığı 2004 yılına kadar... Eylem yok, ama örgüt bitmedi. Dağ kadrosu duruyordu. Burada belki algılama yanlışlığımız oldu. Doğru algılasaydık o dönemde daha sağlıklı tedbirleri alabilecektik. Bu da önemli bir nokta."

Örgütün finans kaynağı Avrupa
”Örgütün ayakta durması için paraya, finans kaynağına ihtiyacı var. Terör örgütü finans kaynağını nereden sağlıyor? Üç yerden sağlıyor birincisi narkotik trafikten ki hemen hemen en büyük finans kaynağı. Geçenlerde bir rapor okudum. Avrupa'da yakalanan narkotiklerin yüzde 80'i PKK ile ilişkili. PKK, bu işin korumasını sağlıyor, giriş noktalarında etkili. İkincisi insan kaçakçılığı. Üçüncüsü de Avrupa'daki insanlardan toplanan para, haraç. Örgütün finans kaynağı Avrupa... Bizim, NATO içinde müttefik olduklarımız var.

Avrupa Birliği içinde birlikte olduğumuz ülkeler var. Bu ülkelerden örgüte yönelik finans kaynağının kontrolü ve kesilmesi üzerinde ciddi çalışmalarını, sonuç almalarını istemek bizim hakkımız değil mi?”

"Irak'ın bütünlüğü için tehdit olabilir"

PKK örgütünün yurtdışında güvenli sahaları olduğunu söyleyen Başbuğ, Irak merkezi hükümetinin sorumluluğuna dikkat çekti.

ABD’nin Irak’tan çekilmesinden sonra PKK’nin Irak’ın bütünlüğü için de sorun oluşturacağını savunan Başbuğ, "Irak'ın kuzeyindeki PKK varlığı, önümüzdeki süreçte Türkiye-Irak ilişkilerini de olumsuz etkiler. Bir bakıma Türkiye-ABD ilişkilerini de etkiler olumsuz olarak" dedi.

Hatay açıklaması

"Biz, her mücadelemizi kanun çerçevesinde götürmek mecburiyetindeyiz, aksi teröre yardım eder. Ama bir noktada, karşımızdakini suçlu olabilir şeyiyle bakıyoruz, düşman olarak göremeyiz. Bu mücadelede en çok dikkat ettiğimiz hususlardan bir tanesi ki hayatidir, bunu kesinlikle affedemeyiz, masum halka zarar vermemeliyiz, dikkatli olmalıyız. Bu vesileyle geçenlerde Hatay'da Amanos dağlarında talihsiz bir olay yaşadık. Gerçekten talihsiz bir olay. Çok üzüldük. Hayatını kaybedenlere tekrar başsağlığı diliyorum. Ailelerinin acılarını paylaşıyorum. En tecrübelilerimiz, ustadır. Karşıdan bir grubu görüyor, şüpheleniyor, 'Dur' diye bağırıyor, gerekli ikazı yapıyor, ama maalesef kaçma durumu oluyor. Orada üzüntü verici talihsiz bir olay oluyor."

Darbe iddiaları

”Sizin döneminiz bir darbe dönemi olarak mı planlandı" sorusuna "İftira. Bunu kesinlikle reddediyorum" yanıtını veren Başbuğ sözlerini şöyle sürdürdü:
"1.5 yıl sonra ne olacak' diye yazan, tahmin eden bir yazı üzerine biraz düşünürsek bence iki şık var veya iki hareket tarzı var. Birincisi hakikaten birilerinin elinde, bilmiyorum kim, kimseyi de itham etmiyorum, 2009 yılının ikinci döneminden itibaren darbe, darbeye hazırlık yönünde bazı faaliyetler olacağına yönelik bilgiler var. Ne zaman? 2008 Ocak. Olabilir mi? Bu, faraziye durumu, varsayımı kabul edelim ki evet, o zaman herhalde bir ciddi devlette yapılması gereken nedir?

Bu bilgilerin Türk Silahlı Kuvvetlerinin komuta kademesi, tabii dönemin Genelkurmay Başkanı ile paylaşılması lazım. 'Efendim, bizde bakın, böyle böyle bilgiler var, buyurun hep beraber hukuku da çalıştıralım, sistemi de çalıştıralım elbette böyle yanlış, sapık düşüncelerde olanlar varsa onlara gerekli işlemi yapalım' denilmesi lazım. Peki ikincisi ne olabilir? İkinci şıkta insanın aklına şu geliyor birilerinin elinde, kimseyi itham etmiyorum tekrar, Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı bizim tabirimizle asimetrik psikolojik harekat anlamında kullanılabilecek bazı bilgiler, birşeyler var.

Alınmış, birşeyler yapılmış, çizilmiş vesaire. Bu bilgileri herhalde onlar 2009'un ilk çeyreğinden sonra uygulamayı, kamuoyuna duyurmayı veya hukuki süreçlerde kullanmayı düşünüyorlardı. Yani ben başka birşey düşünemiyorum bu olayın içinde. Gülüp geçebilirsiniz, bu söylediklerime 'komplo teorisi' de diyebilirsiniz. Hepsine saygı gösteririm. İlk görevi aldığım günden bugüne kadar ne söylediysem, ne yaptıysam arkasındayım kelimesi, virgülü..."

”İrtica ile Eylem Planı malum gazetede çıktı”

Başbuğ, "İrtica İle Eylem Planı"na ilişkin haberi anımsatarak, şunları kaydetti: "12 Haziran 2009'da ne oldu? Bir gazetede, malum gazetede, bu irtica ile eylem planı çıktı. Orada da tabii ilginç bir nokta var. Bu planın gazeteye polis tarafından servis edildiği açık, soruşturma açılıyor çünkü. Soruşturmanın da ne olduğunu merakla bekliyorum. Ondan sonra bir süreç geçti işte, onlara geri dönmek istemiyorum. 2009'a geldik bir ihbar mektubu çıktı. Bir subay yazmış. Olabilir, bizden de yanlış adamlar çıkabilir. Türk Silahlı Kuvvetleri büyük bir kurum, 700 bin kişi. Türk Silahlı Kuvvetlerinin içinden hiç yanlış yapan adam çıkmaz. Hayır efendim bizden de çıkabilir. Önemli olan çıkanı bulup gereğini yerine getirmek."

Yargılamalar…

”Beni en çok üzen olayların başında şu geliyor, terörle mücadelede görev yapmış, canını feda etmekten kaçınmamış, her türlü fedakarlıkta bulunmuş subayın, generalin, astsubayın hiç farkı olmadan bunların bazılarının veya hepsinin bilemiyorum, tabi yargı süreci elbette, haksız yere suçlanmaları beni çok rahatsız etti. Bir terör örgütüne üye olmakla suçlanıyorlar. Yargı süreçlerini bir tarafa koyalım, tamam devam ediyor vesaire, ama bu beni çok rahatsız ediyor.

Albay Cemal Temizöz, buna bir örnek. Kazılar yapıldı. Kazıları da televizyonlar eşliğinde yapıyoruz. Saatlerce televizyonlar veriyor, çiziliyor vesaire, o da işin ayrı boyutu. Peki bugüne kadar... Bir-iki tanesi hala duruyor da Adli Tıp'tan gelen sonuçları biliyorum hiçbir şey çıkmadı o kazılardan. Galiba bir tanesinin sonucu bekleniyor."

Albay Temizöz davası
Bazı konular üzerinde hep beraber düşünülmesi gerektiğini vurgulayan Orgeneral Başbuğ, şöyle devam etti: "Albay Temizöz bir suç işlemiş midir, işlememiş midir elbette mahkeme, yargı sürecinde ortaya çıkacaktır. Buna güvenimiz tamam. Yargının kararına elbette saygılıyız, ama yaşadığımız çok olaylara baktığımız zaman bu tutuklanma süreleri üzerinde ilgili makamlar, savcılarımız, mahkemelerimiz mutlaka değerlendiriyorlardır, ama gerçekten bu konuyu biraz daha üzerinde hassas ve titizlikle durulması gereken bir konu olarak görüyorum."

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.