Sayfa yolu
Paran kadar konuş!
Hakan Erol
Yayın Tarihi: 22.10.2016 , 12:30 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 02:09
Henüz inşaatı tamamlanmamış olan Çamlıca Cami’nin maliyet değerine yakın, bir de onun maketi yapılmış. 233 kilo altın kullanılmış maketin yapımında. Bu haberi okuduğum sırada, üç sanat okulu öğrencisi olarak, bir tiyatro oyununa girebilmek için kapıdaki biletçinin gözlerinin içine bakıyorduk. Bilet fiyatının 50 tl olduğunu, öğrencinin ise 40 tl den alıcı bulduğunu söylüyordu gişedekiler. Bu haberi okurken, bir yandan da görevlilere derdimizi anlatmaya çalışan arkadaşlarımı görünce, bu konuşma sürecinden hiçbir şey çıkmayacağını iyice anlamıştım…
Tiyatronun kökleri ilkel toplulukların dinsel törenlerine ve ritüellerine kadar uzanır. Bu dinsel törenlerin tiyatroya dönüşmesi için üç evreye ihtiyaç duymuştur insanlık. Oyuncu, çatışma ve seyirci… Aristotales’e göre ise tiyatro bir eylemin taklididir, bizzat kendisi değildir. Modern tiyatronun kaynağını şarap tanrısı Diyonizos adına söylenen dithirambos ezgisinden kaynaklandığı kabul edilir. Bu ezgi 10 kabileden, 5’er kişinin bir araya gelmesiyle oluşan 50 kişilik bir koro tarafından Diyonizos’un sunağının çevresinde dönerek ve değişik biçimlerde eğlenerek söylenmiştir. İlk tiyatro böyle ortaya çıkmıştır. Kapitalist dünyanın tiyatrosu ise ‘paran kadar konuş’tur!
Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’nde bu hafta inanılmaz güzel tiyatro oyunları sergileniyor. Levent Üzümcü’nün ‘Anlatılan Senin Hikayendir’, Ferhan Şensoy’un ‘Ferhangi Şeyler’, Genco Erkal’ın ‘Bir Delinin Hatıra Defteri’, Nazım’ın ‘İvan İvanoviç var mıydı yok muydu?’ oyunu ve daha nicesi… Hepsi birbirinden değerli oyunlar, hepsi her izleyene inanılmaz birikim katacak oyunlar. Özelliklede bir sanat okulu öğrencisine… Peki ama bu öğrencilerin, buradan beslenememeleri, tiyatroya gidememelerini, sanattan, hayatın ta kendisinden bir şeyler kapamamalarını nereye oturtacağız?
Burada sanatçılara bir söz söylemiyorum, elbette onlarda hayatlarını idame ettirmeleri gerekiyor, elbette ortaya emek koyuyorlar, karşılığını almalılar. Onlar sahneye parasız çıksa bile, salon işgalinden bile sahne sahipleri bilet parası almaya kalkacaktır, düzen bu yönde çünkü… Ki bu saydığımız sanatçıların değeri tartışılmaz. Gişedeki adamın ‘’paranız yoksa devlet tiyatrolarına gidin, o oyunları izleyin!’’ lafından sonra, devlet tiyatrolarına gidip bilmem ne ‘’ya rab!’’ oyununu izleyecek halimiz yok. O sanat değil, onun adı bambaşka bir şey. Onu burada anmayalım şimdi… Devlet tiyatrolarını mahveden, dönüştüren gerici AKP iktidarı için, gişedekilere ne anlatsak boş…
Şimdi ufak bir hesaplama yapalım. Bir sanat okulu öğrencinin yukarıda saydığımız oyunlara girdiğini varsayalım. Ki girmesi ve bu oyunları kaçırmaması gerekiyor. Bir tiyatro oyunu izlenecekse şayet, yukarıda ismi geçen oyunlar en üst sıraya yazılmalı hiç kuşkusuz. Şimdi 4 oyuna girdiğimizi varsayalım. Öğrenci bileti 40 tl, etti mi sana 160 lira! Şimdi o öğrencinin bir kafede saati 5 liradan çalıştığını düşünelim. Eğer aralıksız 32 saat çalışabilirse o sanat okulu öğrencisi tüm bu oyunlara girebiliyor. Yani okuluna gitmeyecek, yiyip içmeyecek, yatıp uyumayacak, dinlenmek zaten haram ona, 32 saat çalıştıktan sonra 4 oyunun parasını çıkaracak… Ve evet aramızda saatlik 5 liraya, Kadıköy’ün bir kafesinde çalışan arkadaşlarımız var!
Bu durumu o öğrencinin çalıştığı kafeden de örnekleyebiliriz. Bir kahvenin fiyatı 10 lira. Orada çalışan bir işçinin o kahveyi içebilmesi için 2 saatini boşa çalışması gerekiyor. Tıpkı bir fabrika işçisi gibi. Ürettiğini tüketebilmesi için, aldığı asgari ücretin yarısını ona yatırması gerek. Halbuki üreten o, yani onun elinden çıkıyor meta ama onun bedenine giremiyor! Gerçekten iğrenç bir düzende yaşıyoruz. Her türlü insani ilişkilerde piyasa kurallarıının işlediği bir sistemde elbette sanatında bir fiyatı olacaktır!
Sovyetlerde sanat bugünün Türkiye’sinde olduğu gibi parası olanın yararlanabildiği bir şey değildi. Sosyalist sistemde sanat halkındır. Üstelik bu sanatsal faaliyetler hiçbir zaman galerilere de sıkıştırılmamıştır. Moskova Metro’su ayaklı bir galeri gibiydi. Türkiye’deki metrolarda 15 Temmuz muhabbetlerinin ya da su akıtılıp, çökme tehlikelerini hesaba katarsak, iki sistem arasındaki kocaman farkı çok daha net görebiliriz sanırım.
Sovyetler’deki tiyatro anlayışı geçmişin bütün birikimine yaslanmış ancak onların ötesine geçmiştir. Sovyet tiyatrosu sosyalist devrimin önderliğiyle birçok yenilikler yapmıştır. Dünya tarihinde büyük izler bırakmıştır. SSCB’de binlerce amatör tiyatro kumpanyası kurulmuştur. En önemlisi de sanatın yalnızca yetenekli azınlıkların işi olduğunu ifade eden burjuva bakış açısına karşı yüz binlerce işçiyi birer tiyatrocuya dönüştürmüş olmasıdır.
Bir örnek olması bakımından, 1920 tarihinde, yani Ekim Devrimi’nin 3. yıldönümünde, sahnelenen ‘’Kışlık Saray Kuşatması’’ oyunu sekizbin oyuncuyla, beş yüz orkestra üyesi ve 4 yönetmenle sahnelenmişti. Peki izleyicisi neydi biliyor musunuz? Tam Yüzbin kişi tarafından izlenmişti. Muazzam bir şeydi bu… Kışlık Saray’ı adeta bir kez daha, ancak bu sefer tiyatroda ele geçirilmiş gibiydi…
Her mahallenin, her fabrikanın kendi tiaytro çevresi vardı ve bunlar büyük bir özen ve dikkatle izleniyordu. Geliştirilmesi için çaba sarf ediliyordu… Bugün Türkiye’de prova yapacak sahne bulamayanlar için, bir başka örnek 1920 Sovyet’lerinde Oniki bin amatör sahne bulunyordu… Rakamların çarpıcılığı dikkatinizi çekiyordur umarım…
Burada Sovyet sanatını anlatmaya kalksak, bu köşe gibi onlarca köşeye sığdıramayız herhalde. O yüzden örnekleri burada bitirelim, ancak bu örneklerin adeta bir ders niteliğinde olduğunu ise unutmayalım.
Kimileri 233 kilo altın kullanarak maketten cami yapar, kimileri de 40 lirayı denkleştiremediği için tiyatroya giremez… Kapitalizm böyle alçakken, sosyalizm yüzbinlerce kişinin tiyatro izlediği, tiyatroya aktif katıldığı bir oyundur. Yüzbin seyircilik oyunun sonunda hep bir ağızdan Enternasyonal Marşı okunmuştu… Sosyalist bir Türkiye’de de tiyatro halkın olacaktır. Kimse parasını denkleştiremediği için tiyatroya gidememezliğin hüznünü yaşamayacak. Kimse bizim gibi gişedeki adamlara ‘’merdivende ya da kapı aralığında izleyelim, ama izleyelim ne olur’ diye yalvarmayacaktır! Çünkü paranın düzeni, piyasanın kuralları Sosyalist Türkiye’de geçerli olmayacaktır.
Sosyalist Türkiye’de, bir tiyatro oyununun sonunda hep birlikte, hep bir ağızdan, hep bir yürekten, sıkılı yumruklarımızla Enternasyonal’i okumanın heyecanı, umudu ve dileğiyle…
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.
