Sayfa yolu
Arjantin’de Kirchner iktidarının ekonomik ve sosyal temelleri
Yayın Tarihi: 17.11.2011 , 11:48 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:27
Söz konusu ekonomi politikaları, 90’lı yılların büyüme modelini değiştiren ve yeni kalkınmacılık olarak adlandırılan bir birikim modeline dayanıyor. Bu sayede ülkede iktisadi büyüme yeniden tesis edildi, 70’lerin sonundan beri hüküm süren sanayisizleşme eğilimi tersine çevrildi ve işgücü piyasasında büyüme sağlandı.
90’lı Yıllarda Arjantin
90’lı yıllar Arjantin’de neoliberal politikaların uygulamaya sokularak devletin yeniden yapılandırıldığı yıllar oldu. Devlet her türlü sosyal politikadan, eğitim ve sağlık gibi alanlardan elini çekerek yerini hızla piyasaya bıraktı. Uygulanan politikalar sonucu ücretli çalışanların sayısının azalması, emek gücünün parçalanması ve güvencesiz çalışma, dönemin Arjantini’nde dinamik mücadele süreçlerini de beraberinde getirdi. Devlete ait petrol işletmelerinden biri olan YPF (Yacimientos Petrolíferos Fiscales), mücadelenin ilk başladığı yerlerden biriydi. İşletme özelleştirildikten sonra kapı önüne konulan binlerce işçi çalışma hakları için mücadeleye başladılar. Piqueteros ya da işsizler hareketi olarak anılan bu hareket, kısa zamanda başta Buenos Aires olmak üzere pek çok sanayi havzasına yayıldı (1). Talepleri yalın ama hayatiydi: herkese iş. Zaman içinde hareketin en mücadeleci kesimlerini bir araya getiren koordinasyonlar oluşturarak ve kimi sendikaları bir araya getirerek daha da güçlendiler. Kamu emekçilerini ve işsizleri de içine alan kitle hareketleri 90’lı yıllar boyunca Arjantin’in çeşitli yerlerinde ortaya çıktı.
Arjantin tarihinin en büyük krizi olarak kabul edilen 1998-2002 arasında yaşanan ekonomik krizle birlikte, işsizlik %25’lere, hatta kimi işçi mahallelerinde %50’lere ulaştı. Açlık ve işsizlikle öfkesi bilenen halk bu dönemde sayısız ayaklanmaya imza attı. Henüz 1999’da iktidara gelmiş olan Fernando de la Rua, bu koşullar altında 2001 yılında istifa etmek zorunda kaldı.
İşçilerin kriz döneminde işlemez hale gelen fabrikaları ele geçirilip tekrar faaliyete soktuğu, halkın mahallelerde halk meclisleri kurup taleplerini hep beraber dile getirdiği örnekler çoğalıyordu. Başta iktidardakiler olmak üzere bütün politikacıları hedef göstererek akıllara kazınmış sloganlarını haykırıyorlardı: “Que se vayan todos!” yani “Hepiniz çıkın dışarı!” Ancak bu halk hareketinin çıkarlarını bir program çerçevesinde ifade edebilecek, onu hayata geçirebilecek, antikapitalist ve antiemperyalist bir kopuşu gerçekleştirebilecek bir örgütlülüğü yoktu.
Peronizm Yeniden Yükselirken
Uzun bir aradan sonra Peronizm Arjantin’de böyle bir atmosferde yeniden yükselişe geçti ve Nestor Kirchner’in iktidarıyla somutlandı. İlkelerde ortaklaşmasa da muhalif olan her türlü özneyi kendine çekebilecek esnekliğe sahip olan Peronizm, ilk ortaya çıktığı yıllarda özünde ne kadar muhaliflik varsa zaman içinde yerini ılımlılığa bırakarak var olmaya devam etti. 80’li yılların ortalarından itibaren sosyal demokrat, 90’larda liberal, 2000’lerin başında Kirchner iktidarıyla birlikte ise merkez solda yer alan ideolojik bir yapılanmada hayat buldu. Nestor Kirchner’in ve ardından Cristina Kirchner’in sürdürdüğü Peronizm daha çok ılımlılığa, siyasi arabuluculuğa ve ulusal kapitalizme vurgu yapan bir nitelik taşıyor.
2003’te Devlet Başkanı seçilen Nestor Kirchner, toplumsal adalet ve iktisadi bağımsızlık ilkeleriyle ülke için yeni bir rota belirledi. Kriz yönetimi uluslararası finans kuruluşlarına bırakılmayarak dış borçların ödenmeyeceği ilan edildi, özelleştirilmiş olan pek çok işletme kamulaştırıldı. Henüz 2003 yılının sonunda ekonomide %8’lik bir büyümeye ulaşıldı. Sekiz yıllık Kirchner iktidarı boyunca ise büyüme %90’ların üzerine çıktı (2).
Toplumsal adaletçi politikaların ilk adımı olarak ise askeri diktatörlük yıllarında askeri yetkililerin işledikleri işkence ve cinayet suçlarından yargılanmasını önleyen yasalar iptal edildi pek çok askeri yetkili yargılandı ve mahkum edildi. Çalışma mevzuatında da değişikliklere gidilerek işten çıkarmalarda çifte tazminat verilmesi, asgari ücretin arttırılması, emeklilik hakkının herhangi bir geliri olmayan kesimlere kadar genişletilmesi gibi adımlar da yine bu dönemde atıldı.
Kirchnerler, askeri diktatörlük ve neoliberal politikalarla on yıllarca karanlık bir dönemden geçen Arjantin’in ekonomik ve sosyal açıdan restorasyonunu sağladı. Kıta çapında yükselişe geçen halkçı iktidarlarla da dayanışma içine girerek Latin Amerika’nın birliğine katkıda bulunmaya devam ediyor. Kirchnerler’in ardı ardına iktidara gelebiliyor olmaları, Peronizmin hem işçi sınıfı hem de orta sınıflar için hala tercih edilebilir bir seçenek olduğunu gösteriyor.
Etkin Eratalay
*Peronizm üzerine kapsamlı bir yazıyı daha önce okurlarımızla paylaşmıştık: http://haber.sol.org.tr/bizimamerika/arjantin-in-yakin-tarihi-ve-peroniz...
(1) Jorge Sanmartino, bu ayaklanmalar sırasında ilk defa solun etkisi altındaki sektörlerin Peronizmin etkisi altında olan sektörlerle buluştuğunu not düşüyor: Jorge Sanmartino “Arjantin Kriz Sonrası İktisadi Dönüşümler ve Siyasi Dinamikler” iç. Aylin Topal (2007) Latin Amerika’yı Anlamak: Neoliberalizm, Direniş ve Sol, İstanbul: Yordam
(2) James Petras “Argentina: Why President Fernandez Wins and Obama Loses” http://petras.lahaine.org/?p=1878
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.