"Peki Melekler nasıl evrimleşti?"
Adnan Oktar programa katılmadı
Habertürk ekranlarında bilim adamlarının katıldığı evrim programı sürerken, harunyahya.tv adresindeki yorumcular buradaki bilim insanlarına laf yetiştirmekle meşguldü.
Yiğit Bulut'un bir süre önce yazdığı köşe yazılarıyla tekrar alevlendirdiği evrim tartışması, dün gece Habertürk ekranlarındaki programla devam etti. Habertürk'te bu programın yayınlandığı saatlerde, harunyahya.tv adresinde Dr. Oktar Babuna ve Cihat Gündoğdu, programdaki katılımcıların açıklamalarını "çürütmeye" çalıştı. Babuna ve Gündoğdu'nun yaptığı programa Adnan Oktar'ın (Harun Yahya) da katılacağı açıklanmıştı ancak Adnan Oktar bu programda yer almadı.
Geçtiğimiz hafta katıldıkları programdaki tezlerini yineleyen ve sık sık Kuran'ı refere ederek evrimi çürütmeye çalışan Babuna ve Gündoğdu, zaman zaman saldırgan bir üslup takındılar. Genelde iyi giyimleri ve sakin tavırlarıyla tanınan Harun Yahyacılar, Darwin için "şarap içen, naralar atarak gemide gezen ve kitap yazan hastalıklı kişilik" dediler. Evrimciler için "sözde bilim adamları" diyen yaradılışçılar, evrim ile ilgili kavramları da "komedi, masal, gülünç saçmalık" gibi kelimelerle "eleştirdiler".
Peki melekler...
Evrimin sadece tesadüflere dayandığını iddia eden yaradılışçılar, bunu çürütebilmek için sık sık Kuran'a baş vurdular. Allah'ın nedenlere ihtiyaç duymadığını ve bu nedenle de evrimle değil "ol" diyerek "o anda" tüm evreni yarattığını iddia eden yaradılışçılar bununla da hızlarını alamadı. Melek ve şeytanın hangi evrimin ürünü olduğunu, cennetteki nimetlerin nasıl evrimleştiğini, asadan yılan nasıl oluştuğunu ve çamurdan kuş nasıl oluştuğunu sordular. Yaradılışçılar bu soruları sorarak evrimi çürütmeye çalıştılar.
Bilimin amacını tanrıyı yüceltmek olduğunu söyleyen Babuna, "Kuran'da evrim olduğuna dair hiçbir bilgi yok" dedi.
Demagoji
Darwin bilimini "pagan dini" olarak niteleyen ve evrimi destekleyenlerin asıl amacının ateizm olduğunu iddia eden Babuna, "Darwinizm Masonluğun dinidir" dedi. Science gibi saygın bilimsel dergilerin de Masonların kontrolünde olduğunu iddia ettiler. Evrimle ilgili konuşurken milli duyguları da kullanan yaradılışçılar, "Türk milleti çok zekidir böyle saçmalıklara kanmaz halkımızın %95'ı bu pagan dinine inanmaz" dedi. Bilim otoritelerini de Derwinist diktatörlük olarak niteleyen yaradılışçılar, "Darwinizm 3-5 sene sonra tarih olacak" kehanetinde bulundu.
Aklı olan bir insanın evrimi kabullenemeyeceğini söyleyecek kadar seviyeyi düşüren yaradılışçılar, biraz kafası çalışan bir çocuğun bile bir yaratan olduğunu "bilebileceğini" bunun için bilim adamı olmaya gerek olmadığını söylediler.
Kaynaklar çarpıtıldı
Evrime "teori" demeyi reddeden Babuna ve Gündoğdu, hiçbir ara geçiş formu olmadığı konusunda ısrarcıydılar. 250 milyon fosille evrimin defalarca yalanlandığını iddia eden Babuna ve Gündoğdu, Darwins ve Dawkins başta olmak üzere bir çok biyolog ve paleontologdan alıntılar yaptı. Saat 23.15 sularında Habertürk'teki programa telefon ile bağlanan Gündoğdu'nun kaynaklardaki bilgileri çarpıttığı program katılımcılar tarafından ortaya kondu.
Habetürk'teki programa katılmak istediklerini ancak engellendiklerini iddia eden Babuna ve Gündoğdu, canlı telefon bağlantılı ise programa bağlandıktan sonra harunyahya.tv'deki program bitirildi.
(soL - Haber Merkezi)













Yorumlar Bu habere 25 yorum yapıldı
süper alıntı
biri senatör diğeri edebiyatçı, mükemmel örnekler, bilim nedir bilmeyen kişilere zaten neyi anlatıyoruz ki?
dinazorlar geçiş formudur. arkası kuyruk, önü solungaç bir tür mü arıyorsunuz siz?
Bilimi metafiziğin eline teslim etmeyeceğiz!
Metafizikçiler bilime hesap soramazlar. Bilim öncelikle bilim içerisinde olan insanlar tarafından tartışılabilir. Eğer bilimi sorgulamak isterseniz, metafizik gibi her bir yöne çekilebilen, zora geldi mi sıvışacak bir yol bulabilen bir alanda olmamanız gerekir. Bu nedenle evrim gibi bilimsel bir teoriden hesap sormak isterseniz öncelikle kendi iddianızın sınırlarını ve yanlışlanabilme imkanlarını bildirmelisiniz. Yaradılış ya da bilinçli tasarım inançlarını bilimsel açıdan yanlışlayabileceğimiz bir imkân var mıdır? Neyi ispatlarsak ya da hangi delili bulabilirsek bu görüşler ortadan kalkacak?
Açıktır ki, ne gösterirsek gösterelim onlar duruma uygun bir şeyler bulmaya çalışacaklardır zira ele avuca gelebilen bir iddiaları yok! Daa düne kadar evrimin her türlüsünü redderken bugün bilinçli tasarım inancıyla evrimi yönlendirenin tanrı olduğunu söylüyorlar.
Peki hal böyleyken neden her bilimsel sohbete müdahale edip karalamaya çalışıyorlar? Amaçları kendi inançlarını yaymak mı yoksa bilimi ortadan kaldırmak mı? Bilimden uzaklaşırsak, göbekten bağlı oldukları ABD'den teknoloji alırsak rahatlayacaklar herhalde...
Öncelikle siz cevaplayın,
Evrimi savunanlardan bir cavap beklemişsiniz ama öncelikle siz benim sorduklarıma cevap verin. Evet bilim merak uyandıran sorunlara cevap vermeyi amaçlar. Ancak bilim, kendisine inanabilecek olan kitleye hitap eder. O halde söyleyin lütfen; bilim sorularınıza cevap verdiğinde mevcut inançlarınızı değiştirecek misiniz? Ya da şöyle sorayım; Bilime mi saygı duyuyorsunuz yoksa metafiziğe mi?
Bunun dışında önceki yazımda sormuş olduğum bazı sorular var. Mesela, yaradılış teorisi insanlar arasındaki farklı fiziksel özellikleri nasıl açıklıyor. Ya da yaradılışa göre artık körelen organlarımız (örn. ayak serçe parmağımız) neden yaratılmış olabilir? Sonuçta Ayak parmaklarımızın giderek kısaldığı bir gerçek. Ya da her yeni soyu bir önceki dönem kullanılan tarım zehirlerine bağışıklık gösteren tarla farelerine ne diyorsunuz?
Yaradılış inancında bu değişimler nasıl açıklanıyor?
burasıda harun yahyanın
burasıda harun yahyanın çırakları ile dolmuşmu ne ? allahı sanunanlardan biriside oktar babuna bu babuna bey kanser hastasıyım deyip amerikada tedavi olacam deyi burdaki insanların kanlarını toplayıp abd ye türkiyedeki kan haritasını vermedimi adnan oktarıda hiç sölemeye gerek yok
Evrime inananlar Kambriyen dönemi canlılarını nasıl açıklıyorlar
Evrimcilerin trilobitlerin gözlerini açıklamasını istiyorum. Trilobitler, Kambriyen döneminde, 530 milyon yıl önce bir anda ortaya çıkan en eski canlı türlerinden biridir. Trilobit omurgasız bir deniz canlısıdır. Gözleri dünyada ortaya çıkan ilk görme sistemidir. Gözleri petek göz yapısı adı verilen bir yapıdadır. Gözün içinde yüzlerce küçük gözcük yer alır. Bu gözcüklerin her birinde iki ayrı mercek bulunur. "Çift mercek sistemi" denen bu yapı sayesinde trilobitlerin su altında çok detaylı ve berrak bir görüntü elde ettikleri hesaplanmaktadır. Harvard Üniversitesi'nden jeoloji profesörü David Raup; "Trilobitlerin gözü, ancak günümüzün iyi eğitim görmüş ve son derece yetenekli bir optik mühendisi tarafından geliştirilebilecek bir tasarıma sahipti" demektedir. trilobitlerdeki bu petek göz sistemi, bugüne kadar da hiç değişmeden gelmiştir; arı ya da yusufçukgibi günümüzdeki bazı böcekler de aynı göz yapısına sahiptirler.
Yaradılışçılara ve Bilinçli Tasarımcılara Cevap
Öncelikle sayın zeynep kılıç’a;
Bakara suresi 117. ayette, sizin de belirttiğiniz gibi “Ol!” emriyle varlıkların oluşa geldiği belirtiliyor. Ancak size tavsiyem; İnsan yaradılışlarını anlatan A’raf, 2 ve özellikle Mü’minûn 12, 13 ve 14. ayetleri de gözden geçirmeniz. Sanırım sadece “Ol!” denmediğini, belirli süreçlerin de söz konusu olduğunu anlarsınız. Hemen belirteyim, ben ne “yaradılışçılığı” ne de “bilinçli tasarımcılığı” savunuyorum. Evrimin dünyada geçerliliğini ve ispatlarını görüyorum ve başkası ispatlanana kadar Evrim paradigmasını destekliyorum. Ancak bilinçli tasarımcılığın ülkemizde gelişmekte olduğu da aşikâr. Halâ katı yaradılışçılığı savunanlara karşı savı ilk olarak evrimciler değil, bilinçli tasarımcılar söylüyor.
Biraz daha açık anlatayım; Bugün dünyada (belki bazılarımızın haberi yok ama) dini bakış açısından gelen iki görüş var. Bunlardan biri “birden, aniden oluvermek”i savunan Yaradılışçılar, diğeri ise evrim gerçeğini inkâr edemeyen ancak evrimi bir üstünvarlığın kontrol ettiğini savunan Bilinçli Tasarımcılar. İslam düşüncesi Hıristiyanlığa göre Bilinçli Yaradılışçılığa daha yakın durmaktadır. Aslında Harun Yahyagiller de bunu savunmaktadırlar. Bilinçli Tasarımcılığın ilk düşünürü ise (tabi ki bu düşünür o anda böyle bir şeye yol açacağını tahmin edemezdi) Hegel’dir. Evren gelişimini kontrol eden Geist fikri, bugünkü Bilinçli Tasarıma doğru evrilmiştir.
İkinci olarak da sayın kayra’ya;
Ara-form olarak ne anladığınız çok önemlidir. Şayet şöyle bir tanımız varsa;
“Bunlar, bir geçiş sürecinde oldukları için de, sakat, eksik, kusurlu canlılar olmalıdır. Geçmişte yaşamış olduklarına inanılan bu teorik canlılara "ara geçiş formu" adı verilir.” (Kaynak: http://muratsahin123.blogcu.com/fosil-kayitlarina-gore-turlerin-kokeni_2...)
elbette Ara-form göremezsiniz. Böylesine eksik, kusurlu canlılar neden ve nasıl çoğalsınlar ki? Bunun dışında Ara-Form dediğimiz şey bir türün “mükemmel” bir aşamada evriminin durabileceğini düşündürmektedir. Yani “mükemmelleşene kadar evrimleşir bunun da adı ara-formdur” gibi bir fikir uyandırdığından yanlış anlaşılmalara neden olmaktadır. Oysa değişim kesintisiz sürmektedir. Aslında ya ara-form yoktur diyeceğiz ya da tüm canlı aşamalarını ara form olarak niteleyeceğiz. Örneğin insanın evrimi kullandığımız eşyalardan kaynaklı pek de dış görünüş olarak değişmemekte ancak beyin organımızda büyük değişimler yaşanmaktadır. Son birkaç on bin yıl içerisinde beynimizin kıvrım miktarının artışını nasıl açıklayabilirsiniz. Son olarak ise yapmış olduğunuz alıntı Darwin’in teorisini ilk ortaya attığı dönemde bir teoriyi her boyutuyla tartıştığını gösterir sadece. O dönemde ara formun bulunamamış olması gayet doğaldır. Ancak evrimciliği sadece Darwin’in yazdıkları olarak görmeniz sizin hatanızdır. Darwin’den binlerce yıl önce yaşayanlar da evrimden bahsetmektedir (Örn: Filozof Thales’in “arkhe su’dur” iddiasını temellendirirken kullandığı ifadelere göz atın bir) Darwin’den sonra yaşayanlar da bahsetmektedir. Bugün bile ara-formların varlığını görebiliriz. İnsanlar arasındaki farklılığı (sarı, siyah, beyaz ırk gibi ya da aborjinlerle pigmeler gibi…) yaradılış teoriniz açıklayamaz. Bunlar ancak ara-form örnekleri olarak algılanabilir. İnsanlara bakarak hangi coğrafi bölgede yaşamış olduklarını ya da nereli olduklarını nasıl anlayabiliyoruz? Bunu bir düşünmenizi isterdim. Bir başka örnek tarla fareleri ya da bakteriler olabilir.
Son olarak sayın DEOVOLENTE’ye;
Science dergisi tüm paradoksları yayınlayan bir dergidir. Burada evrimciler kadar evrim karşıtlarının fikirlerinin yayınlanması gayet doğaldır. Sonuçta evrimcilik bir bilimsel görüştür ve karşıtlarına tahammülü vardır. Evrimciliği dini bir dogmatizm olarak algılayamazsınız ancak evrimciliğe ancak bilimsel bir başka teori ile yaklaşabilirsiniz. Bilimsel teorilerin de genel karakteristiği “yanlışlanabilirlik”tir. Evrimin nasıl yanlışlanabileceği açıktır. İspatlara ters düşen fosiller bulursunuz ve teori kendisini gözden geçirir. Ama bana söyler misiniz, Yaradılışçılık ya da Bilinçli Tasarımcilik nasıl yanlışlanabilir? Ya da onun yanlışlandığını fark ettiğinizde siz inançlarınızı mı gözden geçirirsiniz yoksa karşı iddiayı ortadan mı kaldırırsınız (sanırım tarih bize ikinci yolu tercih edebileceğinizi gösteren örneklerle doludur)
Bir de Prof. Dr. Ali Demirsoy’un zaten Bilinçli Tasarımcılığı savunduğu bilinmekte. Ben size birkaç kitap ismi vereyim. Sonuçta cımbızla ayıklamaktan daha kolay olacaktır.
1. Richard Leakey ve Roger Lewin, Göl İnsanları, Ankara, Tübitak Yayınları, 1999
2. Stephen Jay Gould, Darwin ve Sonrası, Ankara, Tübitak Yayınları, 2000
Bu kitaplar şu aralar çok değerlidir. Zira karşı iddiayı ortadan kaldırmak adına Yaradılışçılar ve Bilinçli Tasarımcılar ülkemizde iktidar olmuş, ardından da Tübitak’ı susturma ya da kendi görüşlerini dillendirme işine çoktan soyunmuşlardır. Böylesi kitapların devamını Tübitak’tan artık bekleyemeyiz.
Bir de dünyada artık genel kabul haline gelmiş Evrimciliğin neden ülkemizde “çöktü” diye duyurulduğunu anlamak oldukça zor. Bunu Osmanlıdaki matbaa örneğine benzetiyorum. Sanki bilimdışına çıkmamız için özel bir çaba sarf ediyor birileri.
evrimciler hüzünlü
John Adler ve John Carey:
Türler arası formları ne kadar fazla sayıda bilim adamı ararsa, o kadar fazla hayal kırıklığına uğruyor.
evrimcilerden evrimcilere cevap
Ali Demirsoy:
“Evrimde açıklanması en zor olan kademelerden biri de bu ilkel canlılardan, nasıl olup da organelli ve karmaşık hücrelerin meydana geldiğini bilimsel olarak açıklamaktır. Esasında bu iki form arasında gerçek bir geçiş formu da bulunamamıştır. Bir hücreliler ve çok hücreliler bu karmaşık yapıyı tümüyle taşırlar, herhangi bir şekilde daha basit yapılı organelleri olan ya da bunlardan birinin daha ilkel olduğu bir gruba veya canlıya rastlanmamıştır. Yani taşınan organeller her haliyle gelişmiştir. Basit ve ilkel formları yoktur.” Prof. Dr. Ali Demirsoy, Kalıtım ve Evrim, Ankara, Meteksan Yayınları, s.79
evrim
Bütün evrimcilerin ortak cevabı Big bang öncesini henüz bilemiyoruz. Yaratılışa inanmayan biri tabiî ki nasıl bilebilir ki.
fotosentez
Yeşil yapraklı bitkilerde bulunan klorofil molekülünün yaptığı işlemi yapabilen bir nükleer santral dünya üzerinde mevcut değil. Bu işlemi saniyenin on milyonda biri içinde yaptğı için bilim adamları izleyemiyor ki bu teknolojiyi taklit edebilsin. Molekülün atomlarını ayırıyor, ortaya çıkan son derece tehlikeli nükleer atığı yok ediyor. Ve bunu yapan bir bilim adamı veya beyni olan bir canlı değil bir molekül. Karbon, hidrojen, oksijen ve magnezyum atomlarından oluşan bir molekül. Eğer bu teknoloji tesadüfen ortaya çıktı diyorlarsa artık ne diyeyim.