Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Madde bağımlılığı 'kalıtsal bir beyin hastalığı' olabilir mi?

Uyuşturucunun kullanıcılarda yarattığı bağımlılık kişiden kişiye değişebiliyor. Yeni bir çalışma, bağımlılığı kolaylaştıran kalıtsal beyin özellikleri üzerine yeni bulgular ortaya koyarken, bilimsel verilerin basına nasıl <em>yansıtılmaması</em> gerektiği konusunda da bir ders barındırıyor.

Yayın Tarihi: 09.02.2012 , 10:22 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:30

Geçtiğimiz hafta Science dergisinde yer alan bir makale yayınlayan İngiltere merkezli bir araştırma grubu, uyuşturucu bağımlılığının kalıtsal kökenlerine dair ilginç bulgular ortaya koydu. Araştırmada yalnızca biri uyuşturucu bağımlısı olan 50 kardeş çifti, rastgele seçilmiş 50 bireyle karşılaştırıldı.

Araştırmacılar, madde bağımlısı bireylerde gözlenen bir dizi davranışsal özelliğin, madde bağımlısı olmayan kardeşlerinde de gözlendiğini ortaya koydular. Örneğin bir eylem sırasında kendini aniden durdurabilme yeteneği hem bağımlılarda, hem de uyuşturucu kullanmamış kardeşlerinde, rastgele seçilmiş bireylerden daha zayıftı. Bu da uyuşturucu bağımlılarında görülen kendini frenleme zaafının uyuşturucudan değil, doğuştan gelen, yani genetik bir sorundan kaynaklandığını ima ediyor.

Bağımlılığı kolaylaştıran beyin yapıları
Davranış düzeyinde gözlemlenen bu benzerliğin, beyin yapısında da görülüp görülmediğini inceleyen araştırmacılar, görüntüleme yöntemleri kullanarak beyin içindeki bağlantılar ve gri madde hacmi açısından 50 kardeş çiftini kontrol bireylerle karşılaştırdı.

Bu veriler de, madde bağımlısı bireylerde görülen bir dizi anormal beyin yapısının, bağımlı olmayan kardeşlerinde de görüldüğünü ortaya koydu. Örneğin gündelik hayatta amaç geliştirme ve öğrenme faaliyetlerinden sorumlu beyin bölgeleri olan bazal ganglia ve medial temporal lob, 50 kardeşte, kontrol bireylere kıyasla daha büyüktü.

Yazarlar, bağımlı bireyler ve kardeşlerinin beyin yapılarının, ergenlik döneminde (beyin olgunlaşmaya devam ederken) ortaya çıkan beyin yapılarını andırdığına dikkat çektiler. Nitekim ergenlik döneminde beynin bir dizi özelliğinin, riskli ve fevri davranışları kolaylaştırdığı ve madde kullanımı ihtimalini artırdığı düşünülüyor.

Araştırmacılar makalede sonuçlarını şöyle yorumluyorlar: beyin yapısı kalıtsal olarak ortalamadan farklı tarzda olan bireyler, madde bağımlılığına daha yatkın olabilir.

Sonuçlar medyaya yansırken nasıl çarpıtıldı?
Yapılan araştırma bağımlılığa yatkınlığın kökenleri konusunda önemli ipuçları sunuyor. Bu ipuçları ileride madde bağımlılığının tedavisi konusunda yapılacak araştırmalara ciddi katkılar sunabilir. Ancak çalışmanın basına yansıyışı, bilimsel verilerin halk nezdinde sunuluş biçimi konusunda ciddi sorular içermekteydi.

Örneğin BBC portalı ilgili haberinde çalışmayı, “bazılarımızın beyni bağımlılığa programlı” şeklinde verirken, bağımlılığın genetik bir hastalık olduğu ve bu hastalığa sahip kişilerin beyinlerinin ileride bağımlılık oluşturacak biçimde şekillendiği savını sayfalarına taşıdı.

Yine çalışmanın başyazarı olan araştırmacı Karen Ersche, medyaya yaptığı açıklamada "bu uyuşturucu bağımlılığının seçilen bir yaşam tarzı olmadığı, bir beyin hastalığı olduğunu [...] göstermiştir" derken, psikiyatrist Paul Keedwell ise “bu çalışma sayesinde iptilanın önüne geçmek mümkün olabilir” ifadesini kullandı.

Genetikçiler indirgemeciliğe karşı uyardı
Ancak madde bağımlılığını bireyler arası genetik farklılıklar temelinde tercüme etmeye çalışmak, sosyal çevrenin bağımlılık sorunlarına etkisini yok sayıyor. Oysa ki uyuşturucu ve alkol sorunlarının birçok toplumda iktisadi eşitsizlikle veya sosyal dışlanmayla yakından ilişkili olduğu yönünde ciddi veriler mevcut. Dolayısıyla indirgemeci yaklaşımlar, sosyal altyapı sorunlarının çözümüne yönelik çabaları zayıflatabiliyor.

Habere yansıyan indirgemeci yaklaşımlar, yani sosyal açıdan sorunlu davranışların genlerle açıklanabileceği fikri, bilimsel bir görüntü altında ırkçı ideolojilere de alan açıyor. Bu tip yaklaşımlar, örneğin ABD ve Avusturalya'da yerliler arasında yaygın alkolizm sorunlarının sosyal dışlanma değil, genetik temelli olduğunu iddialarına dayanak oluşturuyor.

Bu tür indirgemeci eğilimlere karşı bilimsel kamuoyunda itirazlar da yükselmekte. Örneğin geçtiğimiz ay Trends in Genetics dergisinde insan evrimsel genetiği alanının ünlü isimleri tarafından yayınlanan bir derleme makalede tam da bu soruna dikkat çekildi.

ABD'nin MIT, Stanford ve Penn State üniversitelerinden yazarlar, insan toplulukları arasında bilinen davranışsal veya fiziksel farkları genlerle açıklama çabasını ve 'genetik köken tayini' konusuna son zamanlarda artan ilgiyi eleştirdiler. Çalışmada, insanı anlamada genetiği başa koyan yaklaşımların, hem birçok özellik açısından çevrenin başat rolünü küçümsedikleri için yanlış, hem de ayrımcı ideolojilere malzeme sunduğu için sosyal açıdan sorunlu olduğu vurgulandı.

Yazarlar, bilimsel çalışmaların kamuoyuna doğru ve çarpıtmalara yer vermeyecek şekilde sunulmasının, bilimcilerin mesleki sorumluluğunun parçası olduğuna dikkat çektiler.

İlgili makaleler:

Ersche v.d. Abnormal brain structure implicated in stimulant drug addiction. Science (2012). doi: 10.1126/science.1214463.
Vitti v.d. Human evolutionary genomics: ethical and interpretive issues. Trends in Genetics (2012). doi: 10.1016/j.tig.2011.12.001.

(soL - Bilim)

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.