Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Eğitimde toplumsal ayrışma derinleşiyor

Ankara Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma, yaşanan toplumsal ayrışmanın okullarda da ayrışmayı derinleştirdiğini ortaya koyarken, bunun ortak yaşama kültürünün koşullarını ortadan kaldırdığına dikkat çekildi.

Yayın Tarihi: 25.07.2010 , 11:30 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

Ankara Üniversitesi’nde bir grup akademisyen tarafından yapılan “Eğitimde Toplumsal Ayrışma” araştırması sonuçlandı. Araştırma sonuçlarına göre yaşanan toplumsal ayrışma okulda da kendisini gösteriyor, toplumsal ayrışmanın sonucuda okullar arasında ve okullar içinde ortaya çıkan ayrışmalar derinleşiyor.

Prof. Dr. Işıl Ünal, Yrd. Doç. Dr. Seçkin Özsoy, Yrd.Doç.Dr. Ahmet Yıldız, Arş.Gör. Sabri Güngör, Arş.Gör Ebru Aylar ve Dilek Çankaya’nın Temmuz 2007-Kasım 2009 tarihleri arasında Ankara’da gerçekleştirdiği “Eğitimde Toplumsal Ayrışma” başlıklı araştırma sonuçlandı. Önümüzdeki günlerde Ankara Üniversitesi tarafından yayınlanacak ve TÜBİTAK desteğiyle yapılan araştırma kapsamında Dikmen’de 1 müdür yardımcısı, 1 okul aile birliği başkanı, 18 öğretmen, 46 veli ve 22 öğrenci olmak üzere toplam 88 derinlemesine görüşme yapılırken, ayrıca okullar ve okulların bulunduğu bölge bağlamında profil çalışması yapıldı.

Araştırmacılar araştırmanın temel konusunun eğitim alanında yaşanan toplumsal ayrışma sorunu olduğunu kaydederken, güncel kentleşme dinamiklerinin yarattığı toplumsal ayrışmanın eğitim alanında ve okulda da kendisini ortaya koyduğuna dikkat çekiyorlar. Araştırmacılar, artan ekonomik gelir dengesizliği ile ayrışan toplum gruplarının mekânda kendi yaşam çevrelerine kapanırken, kentin mekânsal çözülmesinin de bu toplumsal ayrışmayı ve dışlamayı daha da güçlendirdiğini ifade ediyorlar.

Araştırmacı grup araştırmalarına konu olan eğitimsel ayrışmayı, “nüfusun belli bir kesiminin toplumsal konumları nedeniyle eğitimin belirli bir alanında yoğun olarak bulunmaları ve bunun sonucunda öteki toplumsal gruplarla fiziksel olarak kopmaları ve diğerleriyle sınırlı bir iletişim ve etkileşim içinde bulunmaları” olarak tanımlarken şu ifadelere yer veriyorlar: “Bu yoğunlaşma, eğitimin belli bir alanında toplumsal bir grubun aşırı ya da eksik temsili anlamına gelebileceği gibi, belirli toplumsal kesimlerin belirli standartta eğitimden, etkileşim ortamlarından, programlardan mahrum bırakılması anlamına da gelebilir. Bu süreçte her bir okul ayrı gelir gruplarından ve toplumsal kesimlerden gelen öğrencilerin yoğunlaştığı mekânlara dönüşürken, eğitim ortamlarındaki bu farklılaşmalar, gelecekteki toplumsal farklılıkların ve olası çatışmaların da kaynağını oluşturmaktadır.”

“Eğitim eşitsizlikleri yeniden üretiyor”
Araştırmada özellikle 1980 sonrasında uygulanan neo-liberal politikalarla eğitim sisteminde derin nitelik ve başarı farklılıkları olmak üzere bir dizi eğitimsel sorunun gündeme geldiği kaydedilirken araştırmanın yapıldığı Ankara’da da kent mekânları ile onlar içinde yer alan eğitim kurumlarında toplumsal/kültürel bölünmeyi görebilmenin güç olmadığı ifade edildi. Araştırma, eğitim kurumlarındaki ayrışma ve ayrıştırıcı süreçlerin, mezunların sonraki eğitim kurumlarına, işe ve yerleşim yerlerine dağılımlarıyla yeniden üretilmekte olduğuna dikkat çekti.

“Sınıf temelli bir ayrışma hakim oluyor”
Yapılan araştırmada kentsel ayrışmanın kent nüfusunun belli kesimlerinin belirli okullardaki yoğunlaşmasına yol açtığı kaydedilirken, buna eğitim kurumlarının ve aktörlerinin de zaman zaman seviye sınıfları oluşturma, donanımlı sınıflar açma, kayıt ücreti, katılım payı, ailelerin okul ve yerleşim tercihi stratejileri gibi eylemlerle katkı koyabildiği kaydedildi. Araştırma sonuçlarına ilişkin olarak şu ifadelere yer verildi: “Okul bileşenlerinin anlatıları, okullar arasında, bir yanda orta-üst gelir grubu ailelerin çocuklarının devam ettiği ‘seçkin/saygın ya da merkez okullar’, diğer tarafta alt gelir grubu ailelerin çocuklarının çoğunlukta olduğu ‘getto ya da çevre okulları’ biçiminde sınıf temelli bir ayrışmanın hâkim olduğunu gösterdi.” Araştırmada farklı okulların yanında aynı okul içerisinde de yoğun ayrışmaların olduğuna dikkat çekildi.

“İlköğretim kamusal alan olmaktan çıktı”
Araştırmada yer verilen sonuçlar, Anayasa uyarınca zorunlu ve devlet okullarında parasız olan ilköğretimin, varoluş amaçlarından uzaklaşarak, bir kamusal alan olma niteliğini hızla yitirdiğini gösterdi. Araştırma bulgularına ilişkin şunlar kaydedildi:

“İlköğretim okullarının, bir yandan toplumsal tutunumu pekiştirme, demokratik yurttaşlık bilincini tesis ve teyit etme anlamında bütünleştiriciliği yüksek bir referans ölçütü olmaktan çıktığı tespiti, araştırmamızda ulaştığımız en çarpıcı sonuçlardan biridir. Toplumsal statüleri ve imajları ne olursa olsun, ilköğretim mezunu olmanın, ilköğretim okullarında benzer norm ve değerlerin paylaşıldığı, öğrencilerin ortak yurttaşlık idealleriyle yetiştirildikleri şeklindeki yaygın kabulün bir yanılsama olduğunun ortaya çıkması, izlenen ilköğretim politikalarında köklü bir değişimin kaçınılmazlığının işaretlerini veriyor.”

“Yurttaş değil bencil tüketiciler yetişiyor”
Araştırmada ilköğretimdeki okullaşmanın okullar arasında farklılaşma yaratılarak sağlandığına dikkat çekilirken, şu önemli sonuçlara yer verildi:

“Seçkinci ve dolayısıyla eleyici bir eğitim anlayışının, zorunlu bir eğitim düzeyi olmasına karşın, ilköğretimden itibaren egemen olmaya başladığı gözlendi. Seçkinci eğitim anlayışı, eğitimin diğer tür ve düzeylerinde olduğu gibi, ilköğretimde de ‘kamusallık bilinci’ yerine, ‘özel girişim mantığını’ dayatıyor. Bütün eğitim sisteminin başarısının merkezi sınavlara (SBS, ÖSS vb.) endekslenmesi, çocuklarının geleceğini düşünen yurttaşları, kamusal alan dışında, özel seçenekler aramaya zorluyor kamusal duyarlılığa sahip yurttaşlar yerine bencil tüketici davranışları geliştirmeye özendiriyor.”

Araştırmada yaşanan bu ayrışmanın varolan toplumsal hiyerarşinin yeniden üretiminde etkili olma durumunu sürdürdüğüne dikkat çekildi.

“Okulda gündelik yaşam, sistemin özelliklerini yansıtıyor”
Araştırmada ayrıca eğitimin okul bileşenlerince bir üst öğrenime ve mesleğe hazırlama gibi araçsal yönüyle anlamlı ve değerli bulunduğu kaydedilirken, bileşenlerin eğitime insanın kimlik inşası sürecinde anlam yüklemediği ifade edildi. Araştırmacılar yapılan çalışmanın önemli bir bulgusunun da toplumsal ayrışmanın okulun gündelik yaşam pratiklerinde somutlaşması olduğuna vurgu yaparken, okuldaki gündelik yaşamın gerilimleri ve çelişkileriyle birlikte sistemin bütün özelliklerinin yansıdığı bir alan olarak ortaya çıktığı ifade edildi. Araştırma sonuçlarına göre şu değerlendirmeye yer verildi:

“Mevcut eğitim politikaları ve eğitim uygulamalarının hazırladığı koşullar altında, ailesinin gelir ve eğitim düzeyi yüksek olan öğrencilerin gündelik yaşam pratikleri ve bu pratikler içinde kurdukları bencil ve rekabetçi ilişkiler, toplumun ayrıcalıksız tabakalarından gelen öğrencilerin dışlanmasına, ‘başarısız’ olarak yaftalanmalarına ve bunların sonucu olarak öğrenimlerini sürdürebilmelerinin olumsuz yönde etkilenmesine neden oluyor.”

“Birlikte yaşam zorlaşıyor”
Araştırmada toplumsal ayrışma temelli okullaşma dinamiklerinin farklı toplumsal grupların farklı okullarda kesin sınırlarla birbirinden ayrışması yönündeki eğilimleri güçlendirerek, birlikte yaşama kültürünün koşullarını ortadan kaldırdığına dikkat çekilirken, “Tüm yurttaşlara açık bir kamusal alan olmaktan çıkan eğitim, farklı toplum gruplarının sahiplendiği herkes tarafından erişilebilir olmayan özel alanlara bölünmektedir. Eğitimdeki toplumsal ayrışma, sadece zengin ile yoksulun farklı okullara ayrışmasından ibaret kalmamakta, maliyetini bütün yurttaşlarının ödediği bir gelişme biçiminden sadece belli sınıfların yararlanmasına olanak vererek bir sosyal adalet sorunu yaratmaktadır” denildi.

“Devlet işlevlerini yerine getirmiyor”
Araştırmacılar, eğitimde toplumsal ayrışma sorununun ulaştığı boyutun devletin, kamu gücü kullanarak ve kamusal hizmetler sunarak yurttaşlar arasındaki toplumsal bütünleşmeyi ve formel dayanışmayı tesis ederek toplumsal ayrışma dinamiklerini kaynağında kurutmak yönünde kendisinden beklenen işlevleri yerine getirmediğini ortaya koyduğunu kaydettiler. Okulların niteliğini eşitleme politikasında yoğunlaşmak gerektiğinin altını çizen araştırmacılar, bunun da tercih olasılığı kısıtlı sessiz çoğunluğun lehine güçlü bir pozitif ayrımcılığı zorunlu kıldığına dikkat çektiler.

(soL-Haber Merkezi)

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.