Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Tuğrul Keskin

‘Namuslu namussuz...’

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:10 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:10

Kimi insanlar, bir dönem uğrunda savaştıkları ne varsa, pek çoğunu terketmiş, bambaşka hayaller ve yaşam biçimlerinin peşinde koşmaya başlamış...

“Biz olmak” unutulmuş, herkes “ben ben ben”ci olmuş...

İnsani deformasyon akıl almaz boyutlarda, her sokak başına muhbirler, ajanlar, alçaklar, köşe dönmeciler, taze din tüccarları yerleşmiş...

Yurdum insanlarının büyük çoğunluğu, geçmişten getirdikleri etik değerlere sırtını dönmüş. İktidarda “racon kesen” serbest piyasacı, Amerikancı takımın serpilip gelişeceği, malı götüreceği alanları hızla inşaa ediyor.

“Onun bakanı, bürokratı, memuru işini bilir” hale gelmiş... “Zengin ol da nasıl olursan ol”, “iş yap da çal” gibi garip, geçmiş değerlerimizle hiç bağıntısı olmayan ahlaksız kriterler oluşmuş...

Bu halkın öncüleri sosyalistler, gazeteciler, aydınlar yüksek hapishane duvarlarının ardında, ağır işkencelerden geçiriliyor...

Türkiye halkı sağır, Türkiye halkı kör, Türkiye halkı dilsiz ve kimsesiz mecralarda ekmeğe muhtaç... Bakan, başbakan çocukları lüks tatillerde papatya falı bakıyor... Papatyalar, yurdun dört bir köşesinde kanlı ihaleler için açıyor...

Toplumun en muhafazakar kesimleri Anglosakson Amerika’dan gelen herşeyi sorgusuz sahipleniyor ve karşı çıkanları ötekileştiriyor...

Her yan kumpas, her yan yasak, her yan yargısız infaz... Korku, bütün sokakları kaplamış en ağır, en karanlık, en dayanılmaz ruh hali olmuş...

Emek ve namus sahipleri böylesi dönemlerin bedelini çok ağır ödemedi mi? Daha bitmesin mi onlarca yıldır süren bu yasak, bu baskı, bu zulüm...

Evet, 1980’li yıllardan sözediyordum. Fakat ne farkı var bu geçtiğimiz kara günlerden. Elbette farkı yok, çünkü faşizm faşizmdir, hırsız hırsızdır her ülkede, her zamanda. Yalnızca kimi iletişim ve üretim araçlarının adları değişiyor, hırsızlığın ve zulmün çapı değişiyor, o kadar.

O yıllarda (1984) bir film girmişti vizyona “Namuslu”... Senaryosu Başar Sabuncu’ya ait, Ertem Eğilmez’in yönettiği bir film. Başrollerde Şener Şen, Adile Naşit... Ali Rıza Öğün (Şener Şen), kendi halinde dürüst, namuslu ve doğal olarak yoksul bir mutemettir ve (dönemin yeni etik anlayışı gereğince) çevresinde hor görülür, kendisine aile bireyleri dahil hiç kimse saygı göstermezdi. Bir aybaşı çalıştığı dairenin maaşlarını almak için Merkez Bankası’na gider. Çıkışta parayı iki soyguncuya kaptırır. Şüpheler Ali Rıza üzerinde yoğunlaşır. O ne kadar reddetse de bütün ailesi, iş arkadaşları, genel müdürü ve herkes paranın onda olduğunu sanır ve onunla bir biçimde ortak olmaya çalışır. Böylece Ali Rıza’nın itibarı birden artar. Çünkü Ali Rıza artık bir hırsızdır! Sonunda Ali Rıza hırsız damgası yiyerek itibar görmeye tahammül edemez hâle gelir ve çevresinden intikam almaya karar verir... Film bu... akepe sayesinde yeniden, namuslu yurttaşın “itibar” kaybına uğradığı günlere dönüyoruz... Bugünlerde Başmuktedir muteberdir, neden? Çünkü hırsızların tek sığınağıdır, hamisidir, abisidir... Yeni tablo, yine tablo eskisinin aynısı.

Hırsızın, uğursuzun böylesine saygı gördüğü bir ülke olabilir mi? Bu ses kayıtları, görüntüler, ilişkiler... Ayağa kalkanlar yetmez, daha... daha... daha...

Alçaklıklarla mücadelede eksik kalışımız, kuşkusuz ki sayımızın azlığındandır. Ne yapmalı yapmalı çoğalmalıyız, bu doğru. Fakat asıl üzülmesi gerekenler, hırsızlığın, hırsızlık olduğunu bildikleri halde, suspus izleyen muhafazakar kesimler değil midir? Bütün bu olanları nasıl içlerine sindiriyorlar, “hür”leşsin istedikleri “vicdan”ları kanamaz mı acep, bunca kirlenmişlik karşısında? Akşam televizyonlardan sızan bunca yolsuzluğu çocuklarıyla birlikte nasıl izleyebiliyorlar? Bunu bizim anlamamız elbette güç. Bir kısmı nemalandığı için hırsızlığa ses çıkarmıyor, tamam. Ya “Allah’ı” ve “yetim hakkını” ağzından düşürmeyen çok geniş kesimler... Ne zaman sokağa inip, “kul hakkı haramdır, çalmak haramdır” diyecekler, ne zaman?

Not: Önümüzdeki hafta, şimdiki gibi bir isyan yazı oluşmazsa halk isyanlarını anlatmaya “Babekiler”le devam edeceğiz.

Yazarın Son Yazıları