Sevra Baklacı
Suriye’de liderlik değişimi
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:59 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:59
Ülkeyi sancılı bir ortamda yönetmeye çalışan Baas Partisi, bayram öncesinde liderlik kadrosunu yeniledi. Kimine göre bu bir operasyondu, kimine göre kan tazeleme, kimine göre ise sadece imaj yenileme…
Partinin merkez komite toplantısında Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, yeniden Baas Partisi Genel Sekreteri olarak seçilirken geriye kalan isimlerin tamamı değişti. Bu isimlerin değişip yerlerine genç kuşaktan yeni isimlerin gelmesi, 2005 yılından bu yana hiçbir değişikliğe gitmemiş olan parti için önemli ve olumlu bir gelişme... Değişen isimler arasında ise Suriye’yi öteden beri tehdit eden “Müslüman Kardeşler” hareketine yakınlığıyla tanınan Muhammed Said Bheyfan, Süleyman Kaddah ve Muhammed Faruk Ebu Şamat gibi siyasetçilerin de bulunması benim için değişimi olumlu kılan en önemli etken.
Beşar Esad’ın yönetimin başına gelmesinden bu yana yaptığı en büyük hatalarından biri sanırım babasının, zamanında nefes aldırmadığı radikal dincilere ülkede yuvalanma ve serbest hareket etme fırsatı vermesi ya da onlara karşı yeterli tedbirleri almaması oldu. Şu anda tekbir getirerek kameralar karşısında insanları boğazlayan Nusra Cephesi’nin sadece dış destekli olmayıp 1982’de Suriye’de büyük bir darbe yedikten sonra ülkeyi yıpratmak için askeri seçenekten ümidini kesip siyasetin içine karışan Müslüman Kardeşler tarafından da desteklendiğini biliyoruz.
Suriye’de tüm olup bitenlerden sonra, demokrasi, hak, hukuk için isyan ettiği iddia edilen halka sorarsanız, birçoğu “bazı adımların atılması gerekirdi. Ancak dinci, bağnaz, gerici odaklara karşı Baba Esad’ın katı siyaseti, oğlu tarafından devam ettirilmeliydi” derler. Çünkü Suriye, geçmişten beri sürekli tehdit altında olan bir ülke ve “ılımlı İslam” dedikleri İslamı yozlaştırma projesi, ülkeyi tehdit eden emperyalizme hizmettir. İç ve dış odakların işbirliğidir. Geriye doğru gidiştir…
Din veya milliyetçilik temelinde örgütlenmeler sadece Suriye için değil tüm dünya için büyük bir tehlike... Bu tarz örgütlenmelerin sonucu Suriye’de gözlerimizin önünde gerçekleşen trajedidir. Irak’ta Sünnilerle Şiilerin birbirlerini öldürmesidir. Almanya’da Türklerin yakılması, Türkiye’de Uğur Mumcu’nun, Hrant Dink’in veya Abdullah, Ethem ve İsmail’in katledilmesidir…
“Ne mutlu patlamalarda ölenlere” Halep’te görev yapmış ve radikal dinci çetelerin insanlık dışı eylemlerine şahit olmuş bir askerin sözleri… Aylarca abluka altına alınmış, mühimmatları tükenmiş, aç kalmış, bölgeden ayrılmaya çalışırken “cihatçıların” eline düşmüş yaklaşık 170 askerin içerisinden kaçmayı başararak sağ kalan 6-7 askerden biri… Asker, daha sonra katledilen yüzün üzerinde arkadaşını teşhis etmek için cesetlerini görüyor. Cesetlere yapılanların insanı dehşete düşürecek derecede vahşice olduğunu, internet ortamında paylaşılanların gerçekte yaşananları yansıtmakta yetersiz kaldığını söylüyor. Onların eline düşmenin ne kadar korkunç olduğunu anlatmak için “patlamada ölmek ne kolay, ne mutlu patlamada ölenlere” diyor.
Dinci güruhun “ılımlı İslam” modeli, Büyük Ortadoğu projesinin yani ABD’nin Müslüman dünyasına egemen olma planının öteki adıdır Türkiye’de AKP, Tunus’ta El Nahda, Fas’ta Adalet ve Kalkınma Partisi, Mısır’da ise devrilen Müslüman Kardeşler, bu projenin gereği olarak iktidara getirilmiştir...
Ancak bu model, domino etkisini tersine çeviren Suriye’deki direnişten sonra ilk olarak Mısır’da çöktü. Pek farkında olmasak da bölgedeki Müslüman halka asıl hizmette bulunan, onbinlerce evladını feda eden Suriye halkı oldu…