Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Sevra Baklacı

Sıradan ve olağanüstü bir hikaye

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:51 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:51

Sevra Baklacı'nın “Sıradan ve olağanüstü bir hikaye” başlıklı yazısı 24 Şubat 2013 Pazar tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

Yanık kokusu, sonra ambulans sesleri...

Sonra duydukları sesin havan topu mu, bomba mı, roket mi yoksa başka bir şey mi olduğunu artık rahatça ayırt edebilen insanların, patlamanın nerede olduğu konusundaki tahminleri...

Ve aile fertlerinin sağ olup olmadığını telefonla kontrol edenlerin, karşı taraftan gelen sesi işitmesiyle aldığı derin bir nefes...

Kapanan yollar, değişen güzergahlar ve en az patlama sesi kadar rahatsızlık veren, insanların sessizliği…

Perşembe günü Şam’ın Sevra Caddesi’nde meydana gelen patlamadan sonra, hamile bir kadın ağlıyordu. Bir yakınını kaybetmiş olmalı diye düşündüm. Öyle değilmiş. Televizyondaki görüntüleri izlemiş. “Bizden ne istiyorlar!” diye soruyordu. Bu soruyu defalarca sordu...

Evden çıkarken ailenizi son görüşünüz olabileceğini düşünerek çıktığınızı, okula gönderdiğiniz çocuğunuzun dönmeme ihtimalini düşünün.

Televizyonda gördükleri yanık cesetleri, onları o hale getirenlerin yine insan olduklarını çocuklarınıza nasıl izah edebileceğinizi düşünün, mesela... O çocukların büyüdüklerinde nasıl bir kişiliğe sahip olabileceğini...

23 aydır Suriyeliler için hayat, gerçekten yorucu…

Tanıdığım üç çocuklu bir aile vardı. Anne Hıristiyan, baba ise Müslümandı.

Çocuklara dinleri sorulduğunda “Müslüman ve Hıristiyan” diyorlarmış. Olur mu öyle şey? Ya Hıristiyan olunur ya da Müslüman diyormuş, soruyu soranlar. Annemiz Hıristiyan, babamız Müslüman, biz de Hıristiyan ve Müslümanız diye cevap veriyorlarmış çocuklar.

Biliyorsunuz ki bazı çevreler, bu güne kadar Suriye’deki durumu din-mezhep ayırımına oturtup amaçlarını bunun üzerinden gerçekleştirmek için çok çabaladı.

Suriye’nin farklı din, mezhep ve etnik gruplardan meydana geldiğini yeni bir durummuş gibi sürekli dile getirip “Suriye’de bir mezhep çatışması yaşanmasından endişe duyuyoruz” derken, aslında istediklerinin ne olduğunu söylemiş oluyorlardı. Başaramadılar! Ailedeki uyum ve hoşgörü, ülke genelinde de halen mevcut.

Bahsettiğim anne ve çocuklarıyla birlikte Şam’ın biraz dışında kalan Malula ve Sydnaya’daki antik kiliselere gitmiştik.

Kilisenin içerisinde anne önde, çocukları arkasında durup dua ettiler. Dışarı çıktıklarında, anneleri ne dua ettiklerini tek tek sordu çocuklara.
On altı yaşındaki en büyük kızı, Suriye’de daha fazla kan dökülmesin diye dua etmiş.

Diğer kızın duası ise dersleriyle ilgiliydi.

En küçükleri oğlandı. Sıra ona geldiğinde ben Fatiha Suresi’ni okudum, dedi. Gülümsedik… Oğlum sizden çıktı, dedi anne.

Bazılarına göre, bu iki arada bir derede kalmışlıktı, bana göre ise masumiyetti…

Bir gün anneleri beni aradı. Ağlıyordu. Televizyonda, terk etmek zorunda kaldıkları evlerini tesadüfen görmüş. Yıkık dökük…

O evi almak için yıllarca çalıştık, bütün emeğimiz boşa gitti, dedi. Çok üzgündü…

Tüm ailenin bir arada olduğu, önemli olanın da bu olduğu gibi klasik sözlerle teselli etmeğe çalıştım, söyleyebilecek başka bir şey yoktu.

Birkaç gün sonra tekrar konuştuk. Ülkemizde insanlar ölüyor, ben evim yıkılmış diye üzülmekle ayıp ettim. Sen haklısın, önemli olan ailemin yanımda olması, dedi.

Aradan zaman geçti. Evlerini kaybeden aile, Perşembe günkü patlamada evlerinin direğini de kaybetti…

“Hıristiyan ve Müslüman” çocuklar, babasız kaldı...

Sevra Baklacı 'ın Son Yazıları