Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Sevra Baklacı

Bir Şam gezisi...

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:05 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:05

Binlerce yılın kültür birikimi, keşfettikçe şaşılacak tarihi zenginliği ve hayranlık uyandıran mimarisiyle muazzam bir kenttir Şam... Uygarlık kavramının ev sahibi olan bu kent, şimdi mahzun…
Uzun zamandır gidemediğim Eski Şam’a gitmeği düşünüyorum bir sabah ve Hamidiye Çarşısı’ndan gezime başlıyorum. Osmanlı Sultanı II. Abdülhamit tarafından yaptırılan bu çarşıda kuyumcular, tuhafiyeciler, aktarlar ve hemen her çeşit hediyelik eşya satan rengârenk dükkânlar bir arada bulunuyor. Kriz öncesinde insan kalabalığından yürümekte zorlandığım bu çarşı, şimdilerde çok sakin... Bunun birkaç sebebi var “muhalifler” tarafından bölgeye sık sık atılan havan topları ve insanların yaşadığı ciddi ekonomik sıkıntılar…
Dükkânların bir kısmı kapalı… Soruyorum, bazıları birazdan açar ama bazıları tamamen kapattı, diyorlar. Daha önce sık gelip alışveriş yaptıkları bu yerlere yabancı turistlerin artık gelmemesi esnafın belini kırmış. Zaten yaptırımlardan dolayı da fiyatlar tavan yapıyor. Hediyelik eşya satan bir dükkâna girdiğimde ise, her şeyi normal fiyatından ucuza sattığını, çünkü yakında kapatacağını söylüyor genç esnaf. Kapatınca ne yapacağını sorduğumda ise yurtdışına gideceğini söylüyor. Geçinebilmek için aileden birinin yurtdışında olması ve kalanlara para göndermesinin şart olduğunu anlatıyor…
Emevi Camii’nin arkasında yer alan otantik bir kahvede mola veriyorum. Kahvenin eskisi kadar olmasa da kalabalık olması ve alışıldık nargile kokusunun gelmesi içimi biraz rahatlatıyor. Bir zamanlar kahvenin iç kısmında Arapçada “hakavati” denilen yaşlı bir hikâyeci her akşamüzeri eski zamanlardan kalma hikâyelerden birini anlatırdı. İnsanlar küçük tahta masa ve taburelere oturur çay kahve, nargile eşliğinde hikâye dinlerdi. Anlatımından, sesinin yükseliş ve alçalışından, el kol hareketleri ile hikâyeyi canlandırışından, arada sırada birilerinin fısıldayarak konuştuğunu işittiğinde ise asasını sehpaya indirişinden haz almamak mümkün değildi… Sordum, artık yokmuş…
Adını ünlü sanatçı Feyruz’un şarkılarından alan ve yirmi dört saat sadece Feyruz şarkıları çalmasıyla bilinen bir restoranın önünden geçerken kafamı içeri daldırdığımda kimseciklerin olmadığını görüyorum. En son buraya geldiğimde, gözüm tam dışarıdaki küçük bir serçeye dalmışken bir patlamayla çıkan gürültüden serçenin düşüp bayıldığını görüp şok olduğumu hatırlıyorum. Yaklaşıp ne olduğuna bakmaya çalışırken ise birinin beni kolumdan tutup cam kenarından uzaklaştırdığını hatırlıyorum.
Eski Şam’dan ana caddeye çıktığımda askeri kontrol noktasında pasaportumu inceleyen asker adımı soruyor. Arapça’daki anlamı “devrim” olan adımı söyleyince, beklediğim “Aman Allah’ım Sevra mı!” tepkisiyle ve yine “tutuklayın şunu” esprisiyle karşılaşıyorum. Suriye’de devrim ve hürriyet mefhumları tamamen değişti. Bu kelimeleri duymak bile insanları ürkütür oldu…
Bugünlerde herkes “Nereye gidecek bu işin sonu?” diye soruyor. Yanıt zor değil. Suriye halkı, dış destekli teröre ve uygulanan gayri insani ekonomik yaptırıma rağmen, direnmeye devam ediyor. 16 bin yıldır hayatın kesintisiz var olduğu dünyadaki tek şehir olan Şam’da hayat bundan sonra da sıkıntılara rağmen var olmaya devam edecek… Ne de olsa “Zafer ısrar eden ve dayananındır.”

Sevra Baklacı 'ın Son Yazıları