Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Sevra Baklacı

Asla boyun eğmeyecek halk

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:52 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:52

Sevra Baklacı'nın “Asla boyun eğmeyecek halk” başlıklı yazısı 17 Mart 2013 Pazar tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

15 Mart 2011… Suriye’yi bölmeye karar veren Haçlı zihniyetinin harekete geçtiği tarih…

Bir ülkeyi kan revan içinde bırakan, acımasızlıkları Suriyelilerin hafızasına kazınan, asker-sivil yüzbinlerce insanı toprağa düşürenler, Cuma günü, mimarlığını ABD ve İsrail’in yaptığı sözde devrim hareketinin 2. yıldönümünü kutladılar.

Suriye’de yaşanan ve tarihteki hiçbir savaşta böylesi görülmeyen vahşet, radikal dinciler tarafından gerçekleştirilirken, onlara vaat edilen: öteki dünyada cennetti...

Suriye’de en korkunç intihar eylemlerini gerçekleştirenlerin aileleri çocukları için hep aynı ifadeyi kullandı: “Kendini dine adamıştı.” Yakalanan cihatçılara “Niçin yaptın?” diye sorulduğunda ise hepsi “Cennet için” dedi.

Hatay’dan “cihat” için Suriye topraklarına gidenler “İnşallah şehit olursun” sözleriyle uğurlandı ve yapılan her katliam “din adına”, tekbir eşliğinde yapıldı…

Öyle ki Suriyelilerin artık cami minarelerinden yükselen “Allah-u Ekber” sesini duyduklarında içlerini bir karamsarlık kaplamaya başladı.

Din, Suriye olaylarında, bazı güçler tarafından toplumu yönlendirmenin, uyutmanın, hâkimiyetlerini sağlamanın aracı olarak korkunç bir biçimde kullanıldı.

Bu iki yılda yaşanmış birçok hikâye dinledim insanlardan. Beni en çok etkileyenlerden biri Şam’da karşılaştığım Humuslu bir kadının hikâyesiydi.

Hiç tanımadığım, daha önce görmediğim 40-45 yaşlarındaki bu kadın yanıma yaklaştı. “Ben Humus’tan geldim, kalacak bir yer arıyorum” dedi. Hava iyice kararmıştı, elinde bir tek küçük bir kol çantası vardı. İlk anda anlayamadım “Şu anda nerede kalıyorsun peki?” dedim. “Buradayım, karşındayım, bir yerim yok” dedi. “Tek başına mısın?” Diye sordum. “Artık öyleyim” dedi.

Sonra anlattı… Bir ailesi vardı o kadının. Terör grupları evlerine havan toplarıyla saldırmış, tüm ailesi hayatını kaybetmiş, bir tek kendi sağ kalmıştı… O kadının yüzündeki ifadeyi ömrümün sonuna kadar unutamam herhalde.

İki yıl boyunca orduyla doğrudan savaşamayan, kazdıkları tünellerde, kırsal bölgelerde saklanan ve vurkaç taktiğini kullanan militanlar, orduyu iki seçenek arasında bıraktı: ya büyük çaplı operasyonlarla, ağır silahlar kullanarak sivil kayıp vermeyi de göze almak ya da sabırla, sivillere zarar vermeden hassas bir şekilde savaşmak... Ordu ikinci seçeneği seçti ve işte bu seçenek savaşın süresinin çok uzamasına sebep oldu.

Savaşın bilançosu ağır oldu. Birleşmiş Milletler’e göre muhalifler ve ordu arasında çatışmaların başladığı 15 Mart 2011’den bu yana 70 bin insan yaşamını yitirdi. Bir milyon kişi ise ülkeyi terk etti. Altyapının yanı sıra müstakil ev, apartman, okul, cami, kilise, hastane ve fabrika gibi yapılar büyük zarar gördü.

Ancak birçok ülkenin silah ve mühimmat desteğine, kışkırtmalara ve katliamlara rağmen muhalifler istediklerini elde edemedi.

Bir süre önce Lazkiye’nin bir köyünden bahsettiler. Köyde hiç genç kalmamış, kız-erkek köyün tüm gençleri gönüllü olarak ordu ile birlikte savaşmak için gitmişler.

Genç kızların da savaştığını duymak tüylerimi diken diken etti. Arap kültüründe kadının saçları önemlidir, uzun olur genelde. Kadının saçlarını kesmesi, bir anlamda meydan okumaktır. Şimdi o kadınlar saçlarını kısacık kestirmiş ve erkeklerle birlikte vatan savunmasında yerlerini almışlardı.

Artık şuna iyice inandım ki iki yıldır Esad gitsin diye dövünen NATO Müslümanlarının hesap edemediği bir şey var: Esad gitse dahi orada direnen ve asla boyun eğmeyecek bir halk var…

Sevra Baklacı 'ın Son Yazıları