Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Pınar Aydınlar

Bir gün mutlaka!..

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:44 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:44

Pınar Aydınlar'ın “Bir gün mutlaka!..” başlıklı köşe yazısı 2 Aralık 2012 Pazar tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

Solmak üzere olan bir resmin hikâyesidir aslında zamanın yitirilişi…

Zaman geçmekte, zaman kendini iyice önemsetmekte…

Bebeklik çığlıklarının yerini alan çocukluk haykırışları, gençlik isyanları… Akıp giden ve hayatı deviren bir kavram “zaman”.

Kiminin elinde bölmeye, yıkmaya, üzerine koca bir çizik atmaya adanmış, kiminin elinde yarını dünden besleyen ve her gün yeniden başlayan…
Ülke gerçekliğinin içinde, egemenlerin gölgesinde kurulan göçebe yaşamlar, her gün yeniden baskı altında verilen kararlar.

Öğretmenler başımızda bir “büyük” olsun diyerek aileleri ve dostlarıyla eğlenmişler. Peki bundan kime ne? Nasıl oluyor da köreltici, gerici bir zihniyetle öğretmenlerimize soruşturma açılıyor?

Sizin gibi düşünmeyen, eğlenmeyen, bir de üstüne yaşamlarını, geleceklerini çaldığınız öğretmenlere saldırınız niye?

Ne çabuk unuttunuz?

Biz unutmadık biliriz ki, unutmak kabullenmektir. Kabullenmiyoruz atanamayan, hakları verilmeyen, intihar eden öğretmenleri… Ek iş yaparak geceyi gündüze katan, elleri, ciğerleri pazar köşelerinde üşüyen öğretmenleri… Sürgünlerde cezalandırılan öğretmenleri… Unutmuyoruz, unutmayacağız…

Eğitim de sizin, yargı da sizin, sağlık da sizin, her şey sizin…

Çocukları kılık kıyafet ayrımında kutuplaştıran, kimliklerinden dolayı ötekileştiren, okul lavabolarının altında can veren Efelerin ve nice yavruların yaşamlarıyla bedel verdiği sorunlar dururken, kılık kıyafet özgürlüğünün önceliği ne? Here şeyde özgürmüşüz gibi bir yandan renklere bürünen çocuklarımız, bir yandan okul kıyafetini, başka giysisi olmadığı için üzerinden çıkaramayan çocuklarımız… Bedava dağıtılan, bedava her yere ulaştırılan, gideceği adresleri de iyi bilen zamanını iyi kullanan anlayışın bu devranı böyle gitmez.

Çocuklar ve yaşlılar hayatının en önemli yerindedirler. Gelen ve gidendir çünkü onlar. Uzun sanılan gecelerin ardından nasıl bir dünya bırakmak, nasıl bir dünyada yaşamak yani tam bir med-cezir hali… İnsana dair her şey güzelse, sevmek, sevdalanmak, aşktan yanmak, yandığın közde duman olmak…

Unuttuk işte… Güzel olandan yana duygularla yaşamak varken hep savaş, hep savaş… O zaman sen de hep savaş! İnatçı olmalısın yürüdüğün yolda, düşersin, kanarsın, acırsın, ama asla yılmamalısın…

Eğer yolun sonunda varsa bekleyen umut, emek harcamalı, yorulsan da. İnanıyorsan o yola, nice yol ayrımlarında tereddütsüz yürümeli, koşmalı ama asla durmamalı. Gider yol alır başını, sevda kavganın, inadın, inancın gösterdiği en son durakta.

Harcanan zaman değil, geçen yaşanmışlıklar, yol aldığımız ve hep direnen aydın yüzleridir o savaşçılar…

Sınıfsız, sömürüsüz bir dünya anlayışında kadın özgür, kadın eşittir.

Sınıfsız, sömürüsüz bir dünyada alın teri-emek kutsaldır, değer görür.

Sınıfsız, sömürüsüz bir dünyada ancak, aşk özgürdür…

Sınıfsız, sömürüsüz bir dünyada mülk bizim sahibimiz olmayacaktır…

Ona baskı, zulüm kâr etmez, elbet bir gün gelecektir… Bir gün mutlaka!..

Pınar Aydınlar 'ın Son Yazıları