Sosyal demokrasiye akıl vermek

19/12/2019 Perşembe
Sosyal demokrasiye akıl vermek

Birleşik Krallık'ta Corbyn liderliğindeki İşçi Partisi'nin aldığı ağır yenilginin İngiltere haricinde en hararetli tartışıldığı ülkelerden birisi Türkiye... AKP cenahının bu sonucu sağın sola karşı her zaman galip geleceği gibi gerçekle hiçbir ilişkisi olmayan bir iddiayı desteklemek için kullanmasını ve meseleyi buradan köpürtmesini boşverin. Britanya'daki seçim sonucunun bu kadar ilgi görmesinin asıl sebebi bu değil. Asıl sorun, Türkiye'de en geniş anlamıyla solun, sosyal demokrasiyle hastalıklı ilişkisi.

Hastalıklı çünkü kendisini solcu olarak gören insanlar ısrarla sosyal demokrasiye akıl vermekten, sosyal demokrasinin nasıl bir siyaset izlemesi gerektiğini söylemekten vazgeçmiyor.

Neden? Solun kendi bağımsız gücüyle bir başarı şansı olduğunu düşünmüyorlar da ondan. Aynı nedenle, solun tüm siyasi stratejisi de sosyal demokrasiye göre şekillendiriliyor. Solun gelecekte bir şansı olacaksa dahi bu ihtimal de doğrudan sosyal demokrasinin öncül başarısına bağlanıyor.

Önce sosyal demokrasi kazanacak... İnsanlığın kurtuluşuna giden ilk ve kaçınılmaz adım bu. Sosyal demokrasinin parlamenter bir akım olduğu, dolayısıyla seçimle kazanıp seçimle kaybettiği düşünülürse, bu tartışmanın zorunlu bir biçimde seçimlere kilitleneceğini söylemek için de derin analizlere gerek yok.

Öylesine sorunlu bir yaklaşım ki bu, buradan sol adına sağlıklı bir sonuç çıkması mümkün değil. Corbyn özelinde yaşananlara bakın mesela... İşçi Partisi'nin sola göz kırptığı söylenen politikalarla kaybetmesinden hareketle solculuğun toplumda bir karşılığının olmadığı iddia edilebiliyor. Corbyn vesilesiyle, sosyalizme ve kamuculuğa saldırınca bir taşla iki kuş vuruluyor ve solculuğun itibarı azaltılırken Türkiye'deki sosyal demokrasinin açıktan gericilik ve piyasacılık yapması meşrulaştırılıyor.

Peki tersi daha mı iyi? Corbyn'in yeterince "solculuk" yapmadığı için kaybettiğini düşünenler, İşçi Partisi'ni bu noktada durmayıp daha "solcu" olmaya çağıranlar, açık ki yalnızca İşçi Partisi'nden değil Türkiye'deki sosyal demokrasiden de solculuk bekliyorlar.

Bu tartışmanın sorunu tartışmada adlı adınca solun olmaması. Sol yok ama ne var? Sosyal demokrasi var... Solculaşacak mı, sağcılaşacak mı, seçimi öyle mi kazanacak yoksa böyle mi kaybedecek tartışmaları arasında atlanmaması gereken şu: Sol adına ne yapılacaksa sosyal demokrasi yapacak.

Bu koşullarda solculuğun kazanması mümkün değil. Kendi adı ve bağımsız varlığıyla ideolojik ve siyasi tartışma yürütmeyen bir siyasi hareketin kitle önünde hiçbir şansı olamaz.

Corbyn'in yenilgisi Britanya'da sol değerlere gerçekten bir darbe vurdu. Hayır, Corbyn daha solcu olmadığı için değil... Tam tersine Corbyn'in karşısına solculukla çıkılmadığı, Corbyn'in solculuğu tek başına temsil etmesine izin verildiği için...

Britanya seçimlerinde sol için asıl sorun buydu. Bağımsız bir devrimci partinin çıkıp yalnızca muhafazakarlara değil, İşçi Partisi'ne de karşı tüm gücüyle bu işler öyle olmaz diye bağırması gerekiyordu. Mesela bu dünyada parasız bir sağlık sistemi vergilendirilmeyle başarılmaz ya da Avrupa Birlikçilik yaparak işçi sınıfının hakları savunulmaz denmediği için Britanya'da yıllardır iki partiyle işleyen kurulu düzenin bir kez daha işlemesi ve işçi sınıfının aleyhine bir tablonun oluşması kolaylaştı.

Bu düzenin işleyişine çomak sokmadıkça sol kazanamaz. Corbyn veya dünyanın herhangi bir yerinde sosyal demokrasinin kazanması, solun güçlenmesi anlamına gelmiyor. Hatta tarih bunun tam tersi örneklerle dolu.

Sosyal demokrasiye akıl vermekten vazgeçmeyenler sosyal demokrasinin tüm dünyada ne yaptığını çok iyi bildiğini de görmezden geliyorlar. Kılıçdaroğlu, Corbyn, Çipras ya da başkaları... Liderler gelip geçiyor ama uzun vadede tarihsel olarak sosyal demokrasi bu düzenin sürmesi için görevini eksiksiz yerine getiriyor.

Bizim işimiz sosyal demokrasiye yol göstermek veya krizini tartışmak değil sosyal demokrasinin bu düzen içindeki rolünü teşhir etmek, örneğin Türkiye'nin yaşadığı bu karanlıkta sosyal demokrasinin pay ve sorumluluğunu açıklık ve dürüstlükle söylemek.

Türkiye'de milyonlarca insan bu karanlıktan çıkış için sosyal demokrasiyi hâlâ tek umut olarak görüyor. Kendisini devrimci veya solcu olarak niteleyen insanlar sosyal demokrat partilerde siyaset yapıyor, bu partiler için koşturuyor ve emek harcıyor. Sosyal demokrasiye akıl veren, sosyal demokrasiyi içeriden tartışan, onu sola çağıran ya da ondan bir beklentiyle hareket eden herkes bu umudun canlı kalmasına yardımcı oluyor. Çünkü bu söylem, başka bir sosyal demokrasi, gerçek sosyal demokrasi, daha solda bir sosyal demokrasi, ya da adı ne olursa olsun bir tür sosyal demokrasinin ülkeyi düzlüğe çıkaracağı hayalini besliyor.

Açık konuşalım, bu umut basbayağı umutsuzluk anlamına geliyor ve bu tür bir umut canlı kaldığı sürece Türkiye'de devrimci bir siyasetin işi çok zor.

Sosyal demokrasiye akıl veren, nasıl bir yol izlemesi gerektiğini söyleyen sol, başkalarının da kendisine akıl vermesine, nasıl bir sol sorusuna yanıt aramasına hiç kızmasın. Kendisinden vazgeçen bir siyasete biçim vermeye çalışan çok olur.

Sosyal demokrasi ve sol iki ayrı siyasi akım. Toplumun büyük çoğunluğunun bu ikisini kafasında eşleştirmiş olması bu gerçeği değiştirmiyor. Toplumun böyle düşünüyor olması da zaten sorunun bir parçası ve buna karşı mücadele etmeden de bir adım boyu yol almak mümkün değil. Solu temsil eden komünizmin kendi bağımsız varlığıyla siyaset yapması, her fırsatta bu kimliğinin altını çizmesi bu yüzden önemli.