Kobane'den Paris'e emperyalizm ve laiklik

13/01/2015 Salı
Kobane'den Paris'e emperyalizm ve laiklik

Dünya değişecek, Avrupa da... Geçen hafta Paris'te yaşanan terörist saldırıyı bu sürecin bir parçası olarak görmek için çok neden var. Dünya da Avrupa da bir değişimin sancılarını yaşıyor. Bu sancıların kendisini korkunç bir şiddetle somutlaması tarihsel olarak bakıldığında aslında hiç şaşırtıcı değil.

Bu saldırılar Avrupa'da ve dünyadaki değişimin somut habercilerinden birisi...

Ama değişim yeni başlamadı, bu saldırıyı takip eden gelişmelerle de elbette bitmeyecek. Karmaşık ve şimdilik ucu belirsiz bir süreçten söz ediyoruz.

Bu saldırı emperyalizmin doğu politikasının değişimine dair önemli ve ciddi ipuçlarını barındırsa da emperyalizmin yeni bir düzen arayışını bu saldırıyla başlatmak yanlış olur. Üstelik, Batı bu saldırı sonrasında bu arayışını nihayete de erdirmedi.

Her şeyden önce böylesi bir sondan söz etmek için emperyalizmin bir gelecek tahayyülünde karar kıldığını söylemek gerekir ki, buna dair bir işaret yok. Üstelik olamaz da, çünkü emperyalizmin bunu becerecek düşünsel takati yok. Bu ideolojik boşluk, sistemin içinde uzun süredir devam eden krizle birlikte değerlendirildiğinde sistemin bir bütün olarak aynı yöne bakmıyor oluşunu da açıklıyor.

Ancak emperyalizm durmuyor, arayışını sürdürüyor.

Doğuya dair bu arayışın ilk işaretleri Paris'ten bir süre önce Kobane'de görülmüştü. Kobane'deki IŞİD kuşatmasını büyük bir fırsata çeviren emperyalizm, bir koalisyon kurup savaş uçaklarına cihatçı çeteyi bombalama emrini vermekle yetinmedi. Aynı anda iki farklı cephede daha harekete geçildi. IŞİD'in karanlık geçmişi ve karmaşık ilişki ağı emperyalizmle bu çetenin rabıtasına dair somut ipuçları barındırıyordu, ama emperyalizmin silahlı İslam'la ilişkisini ılımlı etiketi adı altında da olsa  açıkça sürdürmesi hem Ortadoğunun geleceğinde dinsel ideolojilerin rol oynamaya devam edeceğine hem de emperyalizmin bu rolü kabulüne dair ideolojik bir mesajdı.

İkinci adım ise seküler güçlere dairdi. Olağanüstü bir kampanyayla, IŞİD'e karşı direnen Kürt savaşçılarının Ortadoğu sekülerizminin meşru ve güçlü temsilcisi olarak gösterilmesi, emperyalizmin diğer cepheden, dinselliğe karşı sekülarizmden de vazgeçmeyeceğinin ispatıydı. Emperyalizm, sınıfsal değil ulusal kökenli bir hareketi laiklik cephesinin temsilcisi olarak gösterirken, bölgede laikliği doğal sınıfsal karakterinden bağımsızlaştırmaya çalışıyordu. Bölgede seküler güçlerin neredeyse tek temsilcisi olarak gösterilen hareket yeri geldiğinde emperyalizmle ve hatta gerici AKP ile masaya oturmaktan da çekinmeyen bir siyasi özneydi. Kürt ulusal hareketinin çok uzun zamandır piyasayla pek bir derdi olmadığı da iyi biliniyordu. 

Şimdi, Paris saldırılarından sonra her iki konu da doğal olarak tekrar gündeme geldi.

Kobane'den sonra iki cephe arasında bir dengeyi gözeten emperyalizmin bu yaklaşımının değişmesinin Ortadoğu coğrafyasında ciddi sonuçları olacaktır. Emperyalizm bu coğrafyada her şeyi kontrol edebildiği için değil; Ortadoğu'daki siyasi haritanın ve güçler dengesinin belirlenmesinde Batı hala bir referansı temsil ettiği için...

Bu dengenin tartışıldığı günlerde AKP'nin dinci gerici kanat içinde aşırılara karşı ılımlıların tek çözüm olduğu tezini ısrarla tekrarlamasının bu bağlamda önemi büyük. AKP, bu partide cisimleşen dinsel siyasi hattın ve AKP benzeri diğer örneklerin bölgede hala bir karşılığı olduğunu, dünya sistemi açısından bu hareketin gözden çıkarılmaması gerektiğini iddia ediyor. Bu topraklarda gerici ideolojilerin boy atmasının baş sorumlusu olan ve hala dinci gericilikle birlikte hareket eden emperyalizm açısından kolay kolay reddedilemeyecek bir tez bu...

Ama öte yanda değişmek zorunda olan bir sistemin açılabileceği başka sular, demirleyebileceği başka limanlar var. Paris saldırıları sonrasında oluşan atmosferde bunun da işaretleri var. Ortadoğu'da seküler güçleri yedekleyebilen emperyalizmin çaresiz ve çıkışsız kalacağını kimse iddia edemez herhalde.

Çağımızda kapitalizm yalnızca gericilik üretiyor ve kapitalizm bu coğrafyada laikliği terk edeli çok oldu. Dolayısıyla, gericilerden kurtulmak için her şeye razı olan bir kitlenin kurtuluşu Batı'dan gelecek çözümlerde araması, özellikle Türkiye gibi ilerici birikime sahip bir ülkede ilericiliğe en az gericilerin vurduğu darbeler kadar büyük bir darbedir. Türkiye ilericiliğinin laiklik ekseninde emperyalizm tarafından teslim alınması, hem laikliğin hem de ilericiliğin ölüm fermanıdır.

Dinin veya İslam'ın gerçekte ne olduğu tartışması siyasetin kesinlikle konusu olamaz. Ama laikliğin ne olduğu tartışması bugün Türkiye siyasetinin merkezi önemdeki sorularından birisi...

Bugün ne dünyada ne de Türkiye'de emperyalizme ve piyasacılığa karşı çıkmadan laiklik için mücadele etmek mümkün değil.

Emperyalizm, Türkiye ve bölgeyi gericilik ile piyasa ve emperyalizm yanlısı liberal bir sekülarizmin arasına sıkıştırmaya çalışırken, bu kapandan kurtulmanın laikliği sınıf eksenli siyasetin merkezine koymaktan başka yolu yok...