Dolmabahçe Ruhu

16/06/2009 Salı
Dolmabahçe Ruhu

Dolmabahçe ruhu yaşıyor. Son gelişmelerden çıkartılacak sonuç budur.

Zamanın Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan arasında yapılan Dolmabahçe görüşmesinde ne konuşulduğu bugünlerde tekrar merak konusu oldu. Her iki taraf da konu hakkında yeni cümleler kurarken, her türlü imadan da kaçınmıyor. Böyle bir ortamda görüşme hakkında yorum yapan da tabii eksik olmuyor. Oysa, Türkiye'nin son genel seçimden sonra yaşadıklarına bakıldığında o görüşmede hangi cümlelerin hangi sözcüklerle kurulduğu önemsizleşiyor. Erdoğan ile Büyükanıt arasında geçen konuşmanın ayrıntıları bu saatten sonra ancak dedikodu yazarlarının patavatsız sütunlarını ilgilendirir. Türkiye'de kendisini siyaset yazarı sanıp aslında dedikodu yazarlığı yapanların sayısı çok olunca tartışma da o minvalde gelişiyor.

Görüşmelerinde kullandıkları noktalama işaretlerini bilmesek de, ne konuştuklarını biliyoruz. Hangi konuda mutabakata vardıklarını da...
Sonra yaşanan gelişmelerle Dolmabahçe arasında bir ilişki kurmamak için insanın gerçekten saf ya da kör cahil olması lazım. Emekli paşaların, silahlı kuvvetlerin aktif komuta kademesinin onayı olmaksızın evlerinden alınabileceğine inanan var mı bu ülkede?
Peki ya Büyükanıt'ın emeklilik günlerinde kullandığı zırhlı lüks aracın hangi nedenlerle paşanın emrinde olduğunu düşünmeyen...
CHP kedi olalı bir fare tutmuş, bu soruyu yöneltmişti aslında. Partinin genetik kodları izin vermediği için daha ileriye gidemediler. Soru açıktı hiç kimseye kısmet olmayan böylesi bir otomobil nasıl olmuştu Büyükanıt'a nasip olmuştu. AKP'nin icazetiyle emeklilik günlerini cumhurbaşkanlarına yakışan zırhlı bir otomobilde geçiren Yaşar Paşa'nın o zırhla kimlerden korunduğunu CHP sormak istemiş miydi, bilinmez. Ama belli ki Yaşar Büyükanıt çok korkuyordu. Genelkurmay Başkanı, Dolmabahçe'den korkmakta kendi açısında haklıydı. Büyükanıt'ın PKK korkusuyla sabık diktatörleri koruyan zırhların arkasına saklanmasına artık çocuklar bile inanmıyor. Büyükanıt'ın korkusunun asıl kaynağının silah arkadaşları olduğu Ergenekon Operasyonu sayesinde anlaşıldı.

Emekli veya halen görevde olan askerlerden bir arayış içerisinde olanların iplerinin Dolmabahçe'de çekildiği tarih açısında baktığınızda çok kısa denebilecek bir sürede görüldü. Bu arayışa ordunun başındaki adam dur diyecek, yürütmenin başındaki adam ise operasyonu bilfiil yürütecekti. Tetiği çekenlerin Fethullah Gülen'in tedrisatından geçmişlerin ve böylesi bir koalisyonun eksik bacağı biziz diye bağıran, hevesli liberallerin olmasında şaşılacak bir yan yok. Memleketin geleceğinin karanlık olmasının nedeni gericiler ve liberallerin oluşturduğu bu pespaye koalisyon zaten.

Askerlerin arayışının düzen içinde kalması, düzen içinde böylesi bir sonun habercisiydi elbette. Avrasya'da nihayete eren bir arayışın idam fermanı ancak Dolmabahçe'deki kifayetsiz zirvede imzalanabilirdi.
Zirveden bir iktidar, bir dokunulmazlık, bir de zırhlı otomobil çıktı. Dolmabahçe rüküşlüğünün siyasi yansıması, AKP için iktidar, Gülen için dokunulmazlık, Büyükanıt için zırhlı bir otomobilmiş.

Ama Dolmabahçe'nin ömründen belli ki herkes şüpheliymiş.

Genelkurmay'ın AKP ve Gülen'i bitirmek için harekat planı hazırladığı iddiasının, Dolmabahçe tartışmalarıyla aynı zamana denk gelmesi bunu gösteriyor.

Ancak ömürden duyulan şüphe, Dolmabahçe mutabakatının devam etmesi isteğinin de somut delili aslında.

Gülen cemaatiyle ilişkisi tescilli, emniyet muhbiri olduğu artık tartışılmaz olan bir muhabirin, tetik çekmek için çıkarılmış gazetede yaptığı haberin arkasından yaşanan gelişmeler, yeni bir mutabakat arayışını göstermiyor. Yeni mutabakat, yeni koşullar anlamına gelir. Oysa, Dolmabahçe'den bu yana ne silahlı kuvvetler tarafında, ne de AKP tarafında değişen bir şey yok üstelik büyük ağabey ABD de yeni başkanı Obama ile Türkiye için aynı yönü gösteriyor.

AKP ve Gülen'i bitirme planının deşifrasyonu, bu planının gerçek veya sahte olmasından bağımsız, iki tarafın da, mutabakatı bozmama isteğinin ispatı yalnızca. Yeni bir anlaşma, yeni koşullar ortada yokken, yine her iki tarafın birbirini denemesinden daha doğal ne olabilir? Dolmabahçe'nin ruhu Türkiye siyasetini belirlerken bu ruhun çizdiği sınırları herkes görmek istiyor. Türkiye siyasetinin temel aktörlerinin hiçbirisinde bu mutabakatı bozma iddia ve niyeti yok oysa ki... Erdoğan ve Büyükanıt görüşmenin tarihi önemi konusunda haklılar aslında. Dolmabahçe ruhu yaşıyor. Türkiye, o ruha üflenenler ve o ruhun üfledikleriyle can çekişiyor.

ABD Başkanı Obama'dan laiklik savunusu bekleyenler askerlerin bu halinden derin bir hüzün duyuyor, Büyükanıt'ı suçluyor olabilirler. Aman üzülmesin, aman suçlamasınlar. AKP ve bir cemaate satılan Türkiye'de düzenin muhafazasını askerlerden bekleyenleri en güzel zırhlı otomobiliyle maç izlemeye giden Büyükanıt'ın kötü Türkçesiyle yazdığı ve günün eğilimleri gereği Genelkurmay'ın internet sitesinde yayınlamayı uygun bulduğu sanal muhtıra anlatıyor. Sanal bir desteğin hayalini kuranların siyasi tepkisi de sanal oluyor. Bu arada, Büyükanıt paşa güzel mi güzel arabasında sanal olmayan bir keyfi sürüyor, silah arkadaşları ise Silivri'de gün sayıyor. Türkiye'de bir dönem kapanıyor.

ÖNCEKİ YAZILARI