Batılı gözler, Batılı bakış

23/06/2009 Salı
Batılı gözler, Batılı bakış

İran'a dışarıdan bakmanın ciddi sınırları var. Bunu test etmek için hiç uzağa gitmenize gerek yok. Türkiye'ye bakmanız yeterli. Türkiye hakkında dış basında çıkan yazıları takip ediyor musunuz? Peki bunların arasında beğendiğiniz yazı hiç oldu mu? Yorum yazılarındaki düzeysizlik bir yana, haber konusunda dahi ne denli yetersiz olduklarını hepimiz görüyoruz.

Üstelik, bu haber veya yorumların bir kısmının Türkiyeli bazı gazeteciler tarafından üretildiğini, bu üretimin çoğu zaman birtakım siyasi kaygılar içerdiğini de biliyoruz. Türkiye hakkında üretilenler bu gerçekten de yoğun olarak etkileniyor. Bu nedenle dışarıdan Türkiye hakkında yazılanların tamamına bir mesafe üretmemiz kimseyi şaşırtmamalı. Bu yazıları takip etmek bir süre sonra yalnızca o bahsedilen siyasi kaygıları anlamak için bir mana taşıyor. Ya da şayet bir orijinal üretim varsa, Türkiye hakkında bir mesaj veriliyor mu ona bakmaya...

Bunların istisnası yok mu? Elbette var. Bir değer taşıyan yazılar da, haberler de mevcut. Ama bunları ayıklamak için Türkiye hakkında iyi bir göze ihtiyaç var.

Yanıbaşımızdaki bir ülke bir önceki Cuma günü yapılan seçimlerden bu yana çalkalanıyor. Hepimiz İran'da ne olup bittiğini anlamaya çalışıyoruz. Ne yazık ki haber kaynaklarımız o denli kısıtlı ki...

Türkiye'de güvenilir haber kaynaklarına sahip olmadığımız gibi, Batı'da üretilen haber ve yorumlara da, Türkiye hakkındaki tecrübemiz nedeniyle ihtiyat ve özenle yaklaşmak zorundayız. Bu çerçevede, İran'daki gelişmelere biraz kitabi ve teorik sayılacak bir çerçeveden bakmamız kimseyi şaşırtmamalı. Verinin sınırlı olduğu koşullarda, aslında daha önceki verilerle ulaşılan sonuçları kullanmanın anlamsız olduğunu kimse iddia edemez.

İran konusundaki bu karanlık, yanımızdaki çok önemli bir ülke hakkındaki bilgisizliğimizi açığa çıkarttığı için de önemli. Hayır, bir cahillikten söz etmiyorum. Bu konuyu basitleştirmek olur. Buradaki asıl mesele, iki komşu halkın arasındaki büyük mesafe. Türkiye'de ne kadar az insanın Arapça, Farsça ya da Yunanca bildiği dikkatinizi çekti mi? Oysa bu topraklarda en çok konuşulması gereken diller bunlar. Biz ise komşularımızla, kendi dillerimizde değil, bir üçüncü dil vesilesiyle anlaşmanın utancını yaşıyoruz.

Sorunun tek yönlü olduğunu da sakın düşünmeyin mesafe iki yönlü. Bölgemizde hiçbir halk aslında birbirinin kültürünü, tarihini, dilini bilmiyor, sonuçta yine herkes bu nedenle, komşusunda ne olup bittiğini de tam olarak anlayamıyor. Cehalet yalnızca cehalet olmaktan yapısal bir probleme işte böyle terfi ediyor.

Türkiye'de yapılan İran yorumlarına ideolojik ve siyasi kaygı veya yönlendirme çabalarıyla birlikte, bu yapısal problemle de ilişkilendirebilirsiniz.

Bu yapısal problemin yalnızca İran veya başka bir ülke hakkında yanlış bilgilere sahip olma, gerçekle ilişkisi bulunmayan garip yorumlar yapma şeklinde somutlanacağını da sakın düşünmeyin.

Bölge halklarının bir süre sonra birbiri hakkında umursamazlık üretmesi de bununla ilgilidir. Türkiye halkının İran hakkında ne ölçüde bir hassasiyet ürettiği ayrıca bir tartışma konusu bu halk Iraklı'yı veya Filistinli'yi kısa sürede unutmak konusundaki maharetini yakın tarihte her fırsatta gösterdi. Balkanlar'da ya da Kafkaslar'daki halkların sorunlarıyla en fazla üç gün ilgilendi. Yakında İran'lıyı da unutacaktır. Bu ülke ortalamasının şu anda İran'a olan ilgisinin kökeninde Batı'nın bugünlerde İran'a duyduğu ilgi vardır. Komşusuyla olan ilişkisini dahi Batı'nın aracılığıyla kuran bir halkın ilgisinin sınırları bellidir. Buradan dostluk değil düşmanlık, yakınlık değil ajanlık çıkar.
İran hakkında şu anda üretilen pek çok yargının kökeninde de komşularımızla kurduğumuz Batılı ilişki vardır. Bölgeye Batı'nın gözleriyle baktığımız sürece de bu problem devam edecek, ne İran'ı ne de başkasını anlayabileceğiz. Tıpkı, İranlıların ya da Azeri kardeşlerimizin bizi bir türlü anlayamaması gibi.

Bölge halklarının birbirinden uzaklaşması, bölgede solun zayıflaması ve geri çekilmesi ile atbaşı gitti. Zaten tarihsel sorunlar yaşayan halkları birbirine yaklaştıracak tek gücün bölgede zamanla tali bir aktör haline gelmesi, bu paramparça tablonun ortaya çıkmasının başlıca sebeplerinden birisidir.

Halkların yeniden birbirine yakınlaşması ancak her bir ülkede solun güçlenmesiyle mümkün olabilir. Bunun başka bir yolu görünmüyor...
O zamana kadar da bölge halkları olarak bizler, birbirimize Batı'nın gözleriyle bakmaya devam edeceğiz.