AKP’nin sonradan görme zenginleri

06/02/2020 Perşembe
AKP’nin sonradan görme zenginleri

Türkiye’de seküler orta sınıfların en büyük tesellisi AKP zamanında zenginleşen insanların para harcamayı bilmeyen sonradan görmeler olmalarıydı.

Evet, AKP’nin kurduğu düzen sayesinde birtakım insanlar neredeyse sıfırdan büyük servetler biriktirmişler, bazıları ise o denli para edinememiş olsalar da hayallerinde bile göremeyecekleri düzenli kazanç kapıları edinmişlerdi. Ama bu parayı harcayamıyorlardı. Çünkü laik orta sınıflara göre para sahipliğiyle zevk sahipliği iki farklı şeydi. İnsan zengin olabilirdi, ancak ufuk ve vizyon bir eğitim ve görgü meselesiydi. İnce zevkse tüm bunların bir bileşimiydi.

Sonra AKP’li zenginlerin marifetleri toplum nezdinde daha çok bilindikçe, bu paranın yalnızca nargile kafelerde vakit geçirerek harcanmadığı ortaya çıktı. AKP’nin kurduğu yağma düzeninde edinilen servetler zaten böyle kafede falan harcanarak bitecek bir para değildi. Ama AKP’li zenginler bunun çok ama çok ötesine geçmişlerdi.

Bunların oturduğu köşk ve saray yavrularının köklü zenginlerin oturdukları evlerden bir farkı yoktu. Herkesin tahmin ettiği gibi bilindik lüks markalara binenler de vardı, ama ismini yalnızca meraklıların bildiği butik spor arabaların da bu insanların elinde olduğu anlaşıldı. Saat ve ziynet eşyasında da geri kalmıyorlar, Hollywood yıldızları veya Silikon Vadisi’nin hızlı patronları ne takıyorsa AKP’li zenginler de onu kullanıyordu.

Paraları var ama harcayamıyorlar efsanesi de böylece sona erdi. Paranın hayrını görmesinler diye beslenen umutlar basbayağı suya düşmüştü.

Belki içki içmiyorlardı ya da yurtdışında içiyorlardı kim bilir… Türkiye Cumhuriyeti’nin son başbakanının oğlunun kumar masalarındaki fotoğrafı bile pek fazla gürültü çıkarmamıştı.

Lüks yaşam, marka tutkusu, kumar ya da içkinin bir zevk veya görgü meselesi olmadığı gayet açık olsa da esas husus, orta sınıfın da paylaştığı bu tutkuları yaşamak konusunda AKP’lilerin de geri kalmamasıydı. Bu insanlar zenginliğe özlemle uzaktan bakan insanların özendiği ne varsa uzun zamandır yaşıyordu.

Kokteyline alkol koydurup koydurmaması bir noktadan sonra hiçbir önemi olmayan bir detaydı. Önemli olan o kokteylin hangi otelde veya dünyanın hangi sahilinde içildiğiydi. O kokteylin fiyatı alkole göre değil hazırlandığı yere bakarak belirleniyordu. Zenginlerin dünyasında, tersi yöndeki tüm efsanelere karşın, kalite fiyatla ölçülüyordu. Sanat eserinden bilgiye kadar her şeyin birer metaya dönüştürüldüğü, her şeye ama her şeye fiyat biçilen bu düzende zevk sahipliğinin de bir fiyatı olmasından daha doğal ne olabilirdi?

AKP’nin zenginleri o fiyatı ödeyecek ve dolayısıyla o zevki satın alacak servete sahipti. En kötü durumda o zevke sahip bir insanın hizmeti de satın alınabiliyordu.

Sonradan görmüşlerdi veya görmemişlerdi. Sonuç olarak AKP’nin zenginleri zenginliği bir noktada öğrenmişlerdi. Çünkü zenginliği öğrenmek için zengin olmak yeterliydi. Zenginlik para ve servet sahibi olmaktan başka hiçbir anlama gelmiyordu.

Bunun haricinde zenginliğe ve sermayedarlığa biçilen her türlü rol, misyon, kimlik bir yalandan ibaretti.

Üstelik bu sonradan görmelik sıfatı Türkiye’de ilk kez kullanılmıyordu. Yıllar önce, 12 Eylül darbesinden hemen sonra iktidara gelen ANAP’ın zengin ettiği turizm, inşaat ve tekstil patronları için de bu sıfatlar neredeyse bire bir kullanılmıştı. Semra Özal’ın etrafına topladığı zengin kadınlardan müteşekkil papatyalar bir görgüsüzlük efsanesi olarak anlatılmıştı.

Papatyaların düzenlediği yemeklerin bugün AKP’li kadınların şatafat dolu toplantılarından tek farkı alkol alınmasıydı. O zaman da ANAP’lı zenginlerin görgüsüzlüğü ve zevksizliğinden söz ediliyordu. “Kıroyum ama para bende” lafının üzerine yapılan çeşitlemeler dönemin mizah dergilerinin en çok kullandığı esprilerdi.

Görgüsüzlük ve zevksizlik üzerine her dönem ortaya atılan bu efsaneler Türkiye’de köklü ve yerleşik sermaye çevrelerini temize çıkaran bir işlev üstlendi.

Koç, Boyner ve Eczacıbaşı gibi zenginlerimizin paraları çok, servetleri büyüktü ama onlar diğerleri gibi değildi ve bunu hak ediyorlardı. Destekledikleri sanatsal çalışmalar, katıldıkları kültürel aktiviteler de bu imajı destekliyordu. Sanattan anlıyor olmaları hem sanatı bir yatırım alanı olarak görmelerinden hem de sanatı kontrol altına almanın ideolojik öneminin farkında olmalarından kaynaklanıyordu aslında. Bu farklılık esas olarak basit bir işbölümü olarak görülmeliydi. Para harcama konusunda iki grubun birbirinden hiç farkı yoktu.

Ancak bu zenginlerin para harcamayı bilmesi zenginliklerini meşrulaştırıyordu. Aynı mantığa göre para harcamayı bilen birisinin para sahibi olmasında bir yanlışlık yoktu. Parayı hak eden elinde tutuyorsa, biz yoksulların para sahibi olmamasında da bir gariplik olamazdı.

Zengin doğan bu insanların ailesindeki ilk servet birikimini kimin yaptığının unutulmasını, bu mantıkla zenginliğin bir kuşak sonra kendiliğinden meşrulaşması saçmalığını bir kenara bıraksak dahi, zenginliğin hak edilebilen bir sosyal durum veya çalışarak ulaşılabilecek bir mevki olduğu yalanının farklı sözcüklerle ifade edilmiş hali bu…

AKP’li zenginlerden nefret ederken, Türkiye’nin yerleşik sermayesine sempati duymak paranın bir haline öfkelenirken diğerini sevmek anlamına geliyor.

Parayı seven veya meşru gören bu düzene bağlanıyor. Çünkü bu düzenin içinde bir biçimde servet edinmenin hak olduğunu düşünüyor.

Evet AKP’liler görgüsüz. Ama AKP’li oldukları için değil öncelikle zengin oldukları için görgüsüzler. Çünkü başka insanların sırtına binerek, onların emeğini sömürerek elde edilen zenginlik doğası gereği bir görgüsüzlük.

Bu düzende zenginlik bir kötülük çeşidi ve bunun istisnası yok.

Buna istisna tanımladıkça, paraya toplumsal alanda yer açtıkça bu kadar nefret edilen AKP’li zenginlerin parası da doğal olarak meşrulaşıyor. Çünkü yenisi, eskisi fark etmiyor, tüm zenginler gücünü servetlerinden alıyor.

Para meşrulaştıkça AKP’nin kurduğu talan ve hırsızlık düzenine tepki cılızlaşıyor. Servetler hak edilmiş ve edilmemiş şeklinde ikiye ayrıldığında yüzlerce benzerinin yaşandığına herkesin emin olduğu Kızılay vurgununa bile gereken tepki verilemiyor.

Talan ve hırsızlığı durdurmak için bu düzende zenginliğin her türlüsüne ve zenginliğe dair yapılan tüm tasniflere karşı çıkmak gerekiyor. Zenginlikle bağlantılı tüm özlem ve hayal kırıklıklarını mahkum etmeyi hiç ihmal etmeden elbette.

ÖNCEKİ YAZILARI