Ömer Faruk Eminağaoğlu
Zafer ve Barış
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:01 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:01
Türkiye bir taraftan Zafer Haftası’nı yaşarken, diğer taraftan barış ikliminden en uzak günlerin içine itilmiştir.
Dünya savaşlarından kalan ve geçerliliği süren en eski barış anlaşmasıyla vücut bulmuş bir devlet Türkiye. Varlığı barışa dayandırılmış ve “Yurtta ve dünyada barış” söylemini olmazsa olmaz ilke edinmiş. Buna rağmen, bu ilkeden zaman zaman yurtiçi ve yurtdışı konularda sapmalar da yaşanmış. Peki bu sonuç nasıl ortaya çıkmış. Kuşkusuz gaflet, delalet ve hatta hıyanet içinde bulunanlar eksik olmadıkça bu sonucu yadsımamak gerekiyor.
Tüm bu tablo, ülkenin barış temelinde filizlendiği gerçeğini değiştirmediği gibi, süreçte ortaya çıkan yanlışlar varsa bunlardan arınmaktan uzak durmayı da haklı kılmıyor. Ülkenin temelindeki barış ve kardeşlik gerçeği ise, ya özellikle belirli çevrelerde görülmüyor ya da belirli kitleler bu gerçekten ısrarla uzak tutuluyor. Ancak 90 yıl önce amaçlarına ulaşamayan güçlerin hala daha bu amaçlarından vazgeçmedikleri asla unutulmamalı.
Türkiye, etnik ve mezhepsel farklarına bakmadan bu coğrafyada yaşayanların kendi geleceklerini var etmek için eşitlik içinde biraraya gelip verdikleri mücadele sonucu elde ettikleri zaferle ortaya çıkmıştır. Bu anlayış, doğal olarak birlik ve bütünlüğü gerekli kıldığı gibi içerde ve dışarda barış temasını da öne çekmiştir.
Bugün baktığımızda o zafer hangi alanlarda gerçekten yaşanıyor. Hala daha birçok alanda olduğu gibi bu alanda da gerçekler görmezden geliniyor. Artık o zafer karşısında zafer kazananlar yok mu? O halde kaderde birlik yapılarak ortaya konulan geçmişteki mücadeleden neden uzak duruluyor? Kaldı ki bugün Türkiye geçmişteki varlık yokluk mücadelesinin verildiği koşullardan uzak olmadığından, emperyalizm karşısında başkaca yol da yok.
Bu noktada barış süreci adıyla içerde yürütülen sürecin toplum ve kamu vicdanında dışlanmayıp kabul görmesi, ayrışma ve uzaklaşma ortamının da giderilmesi için, konu ve sorunların demokratik ortamda faaliyette bulunan kurum veya kurullar ya da halk yerine, nedense ısrarla toplum ve kamu vicdanında kabul görmeyen İmrali-Kandil odaklı sürdürülmesi demek, kalıcı olacak, birleştirip bütünleştirecek bir barış ortamının yaratılamaması anlamına da geldiğinden, bu durum yine emperyalizmin iştahını kabartıyor.
Dışarıya yönelik barış projeleri her yönüyle ortaya çıkmamış ise de, mevcut hareketlerdeki barış ortamını, yine laik ve demokratik hukuk devletini zedeleyen kararlı ve hegemonik iradenin dayanağı, gücünü emperyalizmden alan bir iktidarın onun hukukunu uygulaması değil midir! Türkiye Kore’den de beter biçimde neden Suriye’ye koşturuluyor! İkinci Dünya Savaşı sonrasında BM, savaşların olmaması, barış ve özgürlük ortamının ilerlemesi, demokratik hukuk devletlerinin korunması, demokrasi ve hukukun üstünlüğünün kalıcılaştırılması için birçok kural ve ilke benimsemiş olup, BM yönetimi bu durumu kendi kurumsal yapısına taşıyamadığı için emperyal güçler amaçlarına artık BM üzerinden ulaşabilmekte, BM de bu duruma çanak tutabilmektedir. Suriye olayında da görüldüğü üzere BM emperyalizm için mi var!
***
Doksan yıl önce zafer sonucunda barışı ortaya çıkarmış iken, şimdi ne barış ne de zafer, her şey sözde bırakılıyor. Birileri ısrarla bu oyunu oynuyorsa, artık barış ve demokratik hukuk devleti ortamı içinde, gereken yanıtın demokrasi ve hukuk yoluyla verilmesinin zamanı değil mi...