Ömer Faruk Eminağaoğlu
Yeni And’ı bilen var mı!
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:04 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:04
Cumhuriyet devrimleri uygulanırken bir sorunda Mustafa Kemal, Reşit Galip’e destek vermeyince devrimleri uygulamak için sizden izin almam gerekmiyor diyen Reşit Galip, o güne kadar masasında Mustafa Kemal’e en sert tepkiyi gösteren kişi olmuş, herkesin kalktığı masada tek başına da kalmış bu anlayışından ödün vermeyince de, 1932 yılında Milli Eğitim Bakanı yapılmıştır.
***
23 Nisan’ın Çocuk Bayramı olarak devlet töreniyle ilk kez kutlandığı 1933 yılında Reşit Galip öğrencilerle bayramlaşınca, onlara “Türküm, doğruyum, çalışkanım. Yasam, küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak yurdumu, budunumu, özümden çok sevmektir. Ülküm, yükselmek, ileri gitmektir. Varlığım Türk varlığına armağan olsun.” sözlerinden oluşan andı söylemiştir. Bu andı ilettiğinde, Mustafa Kemal de beğenmiştir.
1933 yılında Milli Eğitim Bakanlığı, ulus kimliğine dayalı andın, ilköğretim okullarında her sabah okutulması genelgesini yayınlamıştır.
1972 yılında and içeriği değiştirilip, budunumu sözcüğü milletimi yapılmış, son kısmına da “Ey bu günümüzü sağlayan, Ulu Atatürk açtığın yolda, kurduğun ülküde, gösterdiğin amaçta hiç durmadan yürüyeceğime ant içerim. Ne mutlu Türküm diyene.” cümlesi eklenmiştir.
1997 yılında, yasam sözcüğü ilkem varlığım sözcüğü ile başlayan kısım ise, “Ey Büyük Atatürk! Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime ant içerim. Varlığım, Türk varlığına armağan olsun. Ne Mutlu Türküm Diyene!” olarak değiştirilmiştir.
2011 tarihli Danıştay 8 nci Dairesi kararında, and ve anddaki kavramların, ulusal eğitimin amaçlarına ve Anayasa’ya uygun olduğu, ırkçılık içermediği vurgulanmıştır.
08 Ekim 2013 tarihli yönetmelik değişikliğiyle, Danıştay kararı da görmezden gelinip, 80 yıl süren and uygulaması ırkçılığa da vurgu yapılarak kaldırılmıştır. 80 yıllık bir uygulama bile böyle bir model yaratmamış iken, bu gerekçe kullanılabilmiştir!
Atatürk’ün adı kendi döneminde andda yokken O’nun ilke ve değerlerini ilerletmek yerine, O’nu sömürenler kolaycılığa kaçıp, içerik değişikliklerinde adını kullanmışlar, bununla O’na ve anda saldırılara da ayrıca zemin yaratmışlardır.
Hipokrat yemininin bile değiştiği hatırlanırsa, and yazılırken olmayan demokrasi ve zamanla gelişen insan hakları gözetilip, ulusal eğitimin amaçlarını daha da vurgulayan içerik değişiklikleri süreçte öne çekilmemiştir. Dogmatik metin gibi görüp andın içeriğine dokunmayanlar, eleştirileri gündemde tutunca içeriği ya Atatürk’e saldıranlar ya da sömürenler değiştirmiş, sonuçta uzmanların, pedagogların tartışmasından bile kaçıp andı kaldırmışlardır.
Anddaki Türk sözcüğü, ulus devlette ırk olarak algılanamayacakken, bu algıyı yaratan adım ve saldırılar öne çekilmiş, ulus bilinci için atılmayan adımlar da, andın kaldırılmasında fırsatçılıkla kullanılmıştır. Bu anlayışla and kaldırılınca, Türk adının kökenlere bakmayan Ulus adı olduğu, ırk algısı yaratmadığı söylemleri zayıflatılmış, ırk adına özgülendiği tartışmalarına ortam yaratılmıştır!
Ulusal eğitimin amacı da gözetilmeyip and kaldırılırken, bu amaca uygun bir and da yapılmamıştır. Her şeyi kağıt üzerinde arama ve kağıt üzerindekilerle yetinme yanlışlığına da düşülmemelidir. Artık kimsenin de ağzını açmadığı yaşanan bir tane fiili and vardır!
12 Eylül öncesinde din bilgisi dersi seçmeliyken sonrasında ise iki ders, din kültürü ve ahlak öğretimi adıyla birleştirilip zorunlu tek ders yapılmakla ahlak, dinin tekeline sokulmuştur. Ders içeriği de, fiilen bir din ve mezhebine özgülenmiştir.
Bu iktidar, ilköğretim okulları 5 nci sınıftan başlayarak, Kuranı Kerim, Hazreti Muhammed’in Hayatı, Temel Dini Bilgiler derslerini seçmeli dersler arasına eklemiş, seçmeli ders listelerinde alfabetik dizini kaldırıp, bu dersleri liste başına almıştır. Bu derslerin hepsinin fiilen zorunlu ders olduğunu görmek için, istatistiklerin açıklanması yeterlidir.
İşte yalnızca ümmiliği esas alan yeni and, bu eğitim yöntemleriyle yaratılıp uygulanmaktadır!
25 Nisan 1997 tarihli Milliyet Gazetesinde Azer Bortaçina, Refah Partisi’ne dayalı haberinde, seçim yasaları değiştirilmeyip eğitim de o anlayışla sürdürülürse 2005 yılında islami partinin % 62 oy alacağını yazmıştır. Süreçte RP’nin kapatıldığı, analizdeki verilerin düzeltilmediği ve yaşanan kesintiler gözetildiğinde, o oran % 62 değil, % 52 olmuştur.
***
Sonuç olarak, yeni andın söylenen değil yaşanan bir and olduğunu görüp, görmekle de kalmayarak gereğini, bugünün Reşit Galiplerini de yetiştirerek, hukuk ve demokrasi içinde yapalım.