Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Ömer Faruk Eminağaoğlu

Yargı ve adalet 12 Eylül’ün de gerisinde! - II

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:01 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:01

Önceki adıyla DGM’ler, sonraki adıyla ÖGM’ler en son adıyla terör mahkemeleri, bakmakla görevli oldukları terör suçları veya diğer suçlarda, söylendiğinin aksine uzman olmayan kişilerin atandığı mahkemelerdir. Uzman mahkeme diye sunulan bu mahkemelerdeki uzmanlık, meslek içi eğitimle değil, adeta atama ile bir gecede gerçekleştiği, kural olarak her dönemde esen rüzgar da yapılan atamalara ve işlemlere yansıdığı için, sonuçta bu mahkemeler özel mahkemelerdir.

Bu mahkemelerdeki yargılamaların temeli kolluk işlemlerine dayanmakta, kolluk işlemleri de mahkeme önünde etkili bir denetime tabi tutulmadığından, sonuçta ortaya çıkan karar kolluk faaliyet ve işlemlerinin mahkeme kararına dönüştüğü bir karar olmaktadır. Bu davalarda kolluğa ve işlemlerine de uygulamada yargı değil her zaman yönetim ve iktidar yön verdiğinden, bu mahkemeler üzerinden yönetimler istediği sonuçlara rahatlıkla ulaşmaktadır.

* * *

Terör mahkemeleri, demokrasinin geri planda kaldığı, siyasi partilerin kendilerini geri çektiği konularda, iktidarlar tarafından toplumda tepki yaratmamak için adalet geçerliymiş gibi öne sürülerek, bu alanlar yargı üzerinden daha kolaylıkla biçimlendirilmektedir. İktidarlar kendi beklentilerini, bu mahkemeler üzerinden karşılamakta, bunu yaparken de isimleri toplumda kabul görmeyen kişilerin yanına KCK, Ergenekon gibi davalarda da görüldüğü üzere, kendisine muhalif gördüğü her alandaki kişi veya kuruluşları çok rahatlıkla ekleyerek bir tasfiye işlemi, geçmişte bir tarafa not ettiği konuların hesabını da geçmişten değil günah keçisi gibi bugünden sorma biçiminde garip uygulamaları rahatlıkla sürdürmektedir. Böylece kendi gücünü her alanda üstelik yargı üzerinden de pekiştirmektedir.

Ergenekon olarak adlandırılan davada açıklanan karar çok farklı tepkilere neden olmuştur. Bu mahkemeleri var eden iktidar ve iktidara sempatiyle bakanlar, Türkiye’de demokratik hukuk devletinin tescil edildiği, diğer görüş sahipleri ise demokratik hukuk devletinin yargı üzerinden en ağır bir darbeye maruz kaldığını belirtmektedirler. Bu kararların, adil yargılama koşullarından ısrarla uzak durulan ve farklı sesleri çıkan yargıçların da tasfiye edildiği mahkemelerce verilmesi, aslında gerçek tablonun net olarak görülmesini sağlamaktadır. Her olağanüstü dönemdeki gibi yargı yine güce boyun eğmiş, gücün isteklerini karşılamaktan öte bir işlem yapmamıştır. Neden adil yargılanma koşullarından uzak yapılanmalarda bu yargılamalar gerçekleştirilmektedir! Neden ısrarla adil yargılama koşullarından kaçılmaktadır!

Bu mahkemelerde, BM Yargı Etiği Kuralları uyarınca aranan “bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk ve tutarlılık, dürüslük, eşitlik, ehliyet ve liyakat” özelliklerinin de bulunmadığı bir kez daha görülmüş, hüküm veren heyette yer almayıp karara imza atamayan yedek yargıçların da, kararın müzakere sürecine katılarak görüş ve düşüncelerini açıklamaları yoluyla yarattıkları hukuka aykırı etki bile, hem keyfiliğin ulaştığı düzeyi, hem hiç bir etik kuralın gözetilmediğini, hem arkalarında siyasi desteği hisseden bu kişilerin kendilerinden kimsenin hesap soramayacağı anlayış ve rahatlığı içinde, üstünlüğün hukukunu uyguladıklarını bir kez daha göstermiştir. Hukuk devletinde mahkemeler, hukukun üstünlüğü ve adalet için söz konusu olunca, herkes için hukuk demek zorunludur. Bu mahkemelerin iktidarın yanında yer almayanlara yönelik işlemleri, toplum vicdanında kabul görmemiş ve adalete ve yargıya olan güveni sarsmıştır.

* * *

Herkes için hukuk deyince gözden uzak tutulan bir konuyu da irdelemek, ulus bilinci ile de hareket etmek, hukuku adaletten uzaklaştırmamak gerekmektedir. Bilindiği üzere Öcalan hakkında Türkiye’de DGM tarafından verilen karar aleyhine yapılan başvuruyu İHAM büyük dairesi 12.5.2005 tarihinde bazı yönlerden reddederken, adil yargılama hakkının ihlal edildiğine de karar vermişti.

İHAM kararlarını ülkemizde 2005 yılından önce yargılamanın yenilenmesi nedeni sayan bir yasa bulunmazken, 2005’te yürürlüğe giren Ceza Yargılaması Yasası ile, İHAS hükümlerinin ihlal edildiğinin İHAM’ın kesinleşmiş kararı ile saptanması hali de, yargılamanın yenilenmesi nedeni sayılmış, ancak bu hükmün 04.02.2003 tarihinde İHAM’ın kesinleşmiş kararları ile 04.02.2003 tarihinden sonra İHAM’a yapılacak başvurular yönünden uygulanacağı ifade edilmiştir. Öcalan hakkındaki dava 04.02.2003 tarihinde İHAM önünde beklediği için konulan bu süre sınırlamasının arka planında Öcalan yatmıştır! DGM’leri yapılandıran o derin güç, adil yargılamadan kaçma ayıbı ile Türkiye’yi başbaşa bırakmış, Öcalan’ı adil yargılamaktan ısrarla uzak durmuştur!

2013 Nisanı’n da kabul edilen yargı paketinde de, İHAM’ın kesinleşmiş kararlarından 15.6.2012 tarihi itibarıyla Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi önünde bulunanlar hakkında yargılanmanın yenilenmesi hükümlerinin, herhangi bir süre koşuluna bakılmaksızın uygulanacağı yolunda hüküm getirilmiş, dolambaçlı yollarla genel hükümler çerçevesinde bu haktan daha önce yararlandırılmayan ve daha önce başvuruları reddedilen Öcalan’ın avukatlarının, bu yeni maddeye dayalı başvuruları ve Anayasa’ya aykırılık itirazları da hükmü veren mahkemece reddedilmiştir. Öcalan’dan dolayı süre koşulu nedeniyle daha önce bu haktan yararlanamayanlar hakkında ise bu hükümle süre sınırlaması kaldırılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti DGM’lerle neden tanıştırılmış, Öcalan’ı adil yargılamaktan neden uzak tutulmuştur! Bırakın yargı yine kararını versin, ama adaletle versin! O ortamın varlığından ve sonuçlarından kimse rahatsızlık duymasın!

* * *

Hukukun, evrensel değerlere göre değil güce göre biçimlendiği bu mahkemelerdeki her türlü uygulamaya hukuk ve adalet adına hayır denilmelidir!

Ömer Faruk Eminağaoğlu 'ın Son Yazıları